Hizmetin Gizli Yüzü
Kur’an ve sünnet terbiyesinde hiçbir canlıya haksızlık yapmak yoktur. Hiçbir canlı varlık haksız yere incitilmez. Her mümin buna yakinen inanır. İmanı gereği bu hassasiyetten taviz vermez.
Ancak “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” ve “Allah Teâlâ’ya isyan karşısında kula itaat haramdır” Bu temel ilkeler doğrultusunda insanın hakikatleri gizleme lüksü, hakkı ve yetkisi de yoktur. Hatta “zâlim hükümdara karşı hakkı söylemek, büyük cihaddır.”
Şu an dünya çapında ve özellikle ülkemizde bir fitne olayını konu yapmak istiyorum. Olay gittikçe dal budak saldı ve gittikçe gelişip giriftleşti. Bir zaman yeryüzüne açılan bu çalışma hemen her kesin ilgisini çekti, dikkatini canlandırdı, ümitlerini uyandırdı ve özellikle müslümanların beklentilerini etkiledi, hasretini kamçıladı. Dağılmış, parçalanmış ve tutunacak dalı kalmamış birçok müslüman yer yer İslamî mücadele hatırı için teşebbüs edip bu çalışmaya gönül verdi.
Osmanlı’nın korkunç çalkantılarla ve nice vahşi yamyamın saldırısı ile çöküşü sürecinde ferdî ve cemaat çalışmaları içinde Bediüzzaman Said Nursî de vardı. İslam hizmetine ivme kazandıran ve bu şanlı hizmeti hasbî olarak ölesiye savunup yürüten bu zatın maddî beklentisi söz konusu değildi. Amma bu hizmet hazinesini sermaye olarak kullanmayı ileri düzeyde beceren birileri ortamı hazır buldu ve çok kötü kullanmaya yöneldi, inanılmaz bir açılıma öncü oldu.
Bundan yaklaşık 40 yıl önce idi, kardeşim, bana bir kaset getirdi. Kaseti dinlememi istedi. Kaset hakaret ve suçlama içeriyor ve o günün siyasi alanında parlayan yıldızı Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’ı ağır ithamlarla yerden yere vuruyordu. Hainlik, korkaklık, zalimlik çıkarcılıkla suçluyor ve daha nelerle yüklü hakaretler püskürtüyordu. Birden irkildim. Çünkü birkaç gün önce mücellit Fethullah Kahraman (Rabbim rahmet eylesin) birisinden yakınıyor ve derin bir teessürle “birinin” kendilerinden ayrı düştüğünü ve farklı bir anlayışa kaydığını anlatıyor ve nahoş bir sitayiş ile “Risale-i Nurun” yazımı hakkında, hatta bu gelişmenin hayra alamet olmayacağını dile getirmişti.
Farkındasınız değil mi? Belli ki bu dostlar kervanı arasına öldürücü virüs girmişti.
Buna karşı ben gençliğin, idealistliğin ve iyi niyetin sadeliği ile “uzlaştıralım” dedim. Fakat Fethullah Kahraman; “Fethullah Hoca efendi bunu kabul etmez” diyerek geleceğe ait endişesini ta o zaman dile getirdi. Yıllar, yılları kovaladı. Yurtlarda, kurslarda, okullarda skandal nitelikli, irili ufaklı nice olay yaşandı, tamamına yakını örtbas edildi. “Taksidini ödemedin” diye ders esnasında sınıftan öğrenci çıkardılar. O çocukların şahsiyetlerini rencide ettiler. Acımasız bir taktikle ve tavırla Kapitalist zihniyetin çılgınlığı ile çokça para topladılar. Hiç kimseye hesap vermediler. Ne manevralar yaptılar, ne filimler çevirdiler! Nice saf ve temiz müslümanı kıyasiye kullanıp paralarını aldıkları biliniyordu. Hatta bu tip toplantılara katılanlar arasında mesele, mizah konusu bile oluyordu.
Bu konular bir yana, Fethullah Gülen, İmam Hatip Okullarına tavır takındı, başörtüsünü dolayısı ile tesettürü tâli mesele fetvası ile istihfaf etti! Nice genç hanımların açılmalarını önerdi.
Bunlar işin başında birer mesajdı. Daha ne taktikler kullanarak Türkiye’de güya büyük kültürel faaliyetler düzenlediler. Onun bunun şarkılarını, türkülerini, aranjmanlarını söylettiler. Dünyanın çeşitli ülkesinden toplayıp getirdikleri çocuklara Türkiye’deki komedyenleri taklit ettirdiler. Netice itibariyle de yıllarca dini kullanarak müslümanların duygularını istismar ederek topladıkları nakdi değerleri nelere kullandıklarını allandıra ballandıra gösterdiler! Ne tuhaftır ki, kimse de çıkıp, “bu ne perhiz ne lahana turşusu” demedi. Bu curcuna nedir deyip sorgulama yapmadı. “İyi niyet, basiret bağlar imiş.” Bir yanda İslam’ı istismar ettiler diğer yanda ciddi bir İslam mücadelesine hiç ama hiç yanaşmadılar. Gittikleri ülkelere fakir milletin parasını kaçırdılar! Kimlere harcadılar?
Malikil mülk Allah Teâlâ’nın “sulh” emrine hiç yanaşmadılar. Her şeyin en iyisini ve en doğrusunu bildikleri zannı ile Kur’an’a da itibar etmediler. Hani “Bütün müminler kardeştiler.” “Kardeşler arasında çıkan anlaşmazlıklar islah edilecekti.” “Mümin, bir delikten iki defa geçmezdi.” “Söz dinlenecek, en güzeline uyulacaktı!” Ne oldu? Hani “müminler kendi aralarında merhametli idi.” “Müminler arasında çıkan anlaşmazlıklar Kur’an ve sünnet ile çözülecekti.” Hani bunu kabul etmeyen için Allah Teâlâ, “Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme, içlerinde bir burukluk duymadan tam teslim olmadıkça mümin olamazlar.” diyordu? Her şeye rağmen yine de umutla sulhu sağlayalım diye teşebbüs ettik.
Dostlardan bir heyet kurduk, Kur’an ve sünnet gereği islah görevimizi yapalım diye çalışmaya başladık. Fakat beyinlerde ve kalplerde, Kur’an ve sünnet kayıtları karışmış. Tamirat gerekiyormuş!
Ümitsiz olmayacağız. “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.”
Esselamü aleyküm.







