HASSASİYET (1)
Müslümanlar arasında bilgi ve imkânların tutarsız ve anormal gelişimi karşısında korkunç bir curcuna yaşanmaktadır.
Gazeteler, dergiler, kitaplar, televizyonlar, sosyal medya ve daha nice yayın ve yayım kuruluşu baş döndüren ve ruh bunaltan nitelikte çok kirli bilgi akışı sahnelemektedirler.
Din alanında da nice insan, bir yerlerden bilgi kırıntısı topluyor, bilgelik taslamaya kalkışıyor. Hatta Kur’an’ı Kerîm’den birkaç ayet meali okuyor ve bir anda müfessir gibi açıklamalar yapmaya yelteniyor. Yetmiyor, direktif verircesine İslam’ı anlatmak için illâ da senin yapman gereken hizmet planını sana empoze etme hususunda cür’et gösteriyor.
Bunların biraz ilerisinde okumuş insanlarımızın bir kısmı bireysel gücünü ve güya özgür mantığını sınırsız kullanarak keskin fetvalar vermeyi yeğliyor. Yetinmiyor, kilise tarzında müslümanları aforoz ediyor. Tekfir etmekten hiç çekinmiyor, yalnızca kendini kusursuz zannediyor.
Bir hoca efendi ile konuşuyorsun “İslam’ı anlatmak için fıkıh bilgisi vereceksin ve fıkhı anlatacaksın” talimatı veriyor.
Bir diğeri; “Neye ve nasıl inanmasını bilmeyen insan çoğunluktadır, gerekçesinin sunumunu yapıyor ve “akaid öğreteceksin, kelam ilmini vereceksin” direktifini veriyor. Bir başkası; “İslam adabını bilmeyen insana tasavvufu öğreteceksin, onu tasavvufun emin ellerine teslim edeceksin” özenini gösteriyor, Birileri; “Her şey hadiste vardır, hadis olmadan dini anlamak mümkün değildir. Onun için hadis ilmini öğrenip öğreteceksin.”
Birileri; insanları, Ekrem ve Ekmel Peygamber Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden soğutup koparmak ve devre dışı bırakmak için Onun mübarek hadislerini itibarsızlaştırma mücadelesi veriyor ve bunu açıkça savunuyor. Bu model “hak’tan kopuklar” küf kokan çürük tohumlar ekmeye zorlanıyor ve iddialarını sürdürüyorlar. Curcunanın farkında mısınız?
Büyük bir çoğunluk da hiçbir şey düşünme zahmetinde bulunmak istemiyor, dert etmiyor.
Bunları saygı ile karşılayan ve iyi niyetle dinleyen insanın psikolojisinin ne hale geldiğini düşünebiliyor musunuz? Hele bu insanlar, yalnızca İslam’a sempati duyan ve ilgi bekleyen insanlarsa!
Peki, bunca mesele karşısında esas terk ettiğimiz temel kaynağı hiç dert etmeyecek miyiz?
Her nerede, her ne zaman ve her hangi birine Kur’an hatırlatıldığında müteselsil fetvalar yağmur gibi yağmaya başlar. Sen yine susma zorunda olduğunu hissedersin. Amma Allah Teâlâ buna izin vermiyor ve tonu çok yüksek bir uyarı ile duyacak bir kulak, anlayacak akıl ve algılayacak kalp sahiplerini uyandırıp harekete geçmelerini canlandırmaya davet ediyor.
Sonra o kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan nefsine zulmeden vardır ve onlardan orta halli olan vardır ve onlardan Allah’ın izni ile hayırlarda yarışıp öne geçip öncü olanlar vardır. İşte bu, en büyük bir lütuftur. (Fatır:35/32)
Ve bir zaman Allah kendilerine kitap verilmiş olanlardan, «Elbette o kitabı insanlara iyice açıklayacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz.» diye bir ahd almıştı. Onlar ise onu omuzlarının arkasına atıverdiler ve onunla az bir dünyalık satın aldılar. Artık o satın aldıkları ne kötü bir şeydir! (Âli İmran:3/187) Yine anlamayan veya anlamak istemeyenleri “lanet ederek” şiddetle uyarıyor.
Şimdi, bugün müslümanların sahip oldukları imkânları görüp buna rağmen neticede Kur’an’ı kabul etmediklerini müşahede etmek ciddi boyutlarda düşündürmektedir.
Medyanın çok büyük bölümünün de basit bir haber niteliğindeki bir olayı günlerce evirip çevirip sürekli “temcit pilavı” gibi ısıtıp ısıtıp servis yapmasına şahit olunca, artık siz de şaşkınlığınızı gizleyemez oluyorsunuz ve devreye girme zorunluluğu hissetmeye başlıyorsunuz. Artık zihinler âdeta alabora olmuştur ve tam bir girdap görüntüsü vermektedir.
Bunun çok çarpıcı akıbeti aşağıda gelen ayetlerde dile getirilmiştir.
Ve o gün, zalim iki elini ısırır, der ki: «Keşke ben Peygamber ile beraber bir yol tutmuş olsa idim.» “Vah bana, ne olurdu, ben falanı dost edinmese idim!”
O beni, bana gelen Zikirden saptırdı. Zaten şeytan, insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır.”Peygamber de «ya Rabbi, kavmim bu Kur’an’ı yüzüstü bırakıp büsbütün terk ettiler» dedi (Furkan:25/27-30)
Demek ki Kur’an, her husus ve her alanda ilkeler ve değerler kaynağı olduğu için öncelikle bu şuur düzeyinde Onu bilinç düzeyinde Allah Teâlâ’nın muradına en uygun anlamalıyız ve yaşama mücadelesi vermeliyiz. Tabii diğerlerini silkelemeden ve oraya buraya savurmadan hizmeti irşad düzeyinde yürütme şartıyla. Esselamü aleyküm.







