--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hangi akıl ile

İlhan Oral
İlhan Oral

Bu yazımıza Neml sûresinin doksan bir ve doksan ikinci ayetlerinin meallerini açarak başlayalım; Ubudiyet iskeleti ve şeması üç ana maddede toplanmaktadır.

1) Ka’be merkezli olmak üzere yalnızca Allah’a ibadet,

2) Halis muhlis ve şirkten arınmış bir halde Müslüman olmak,

3) Tehlikeli bölgelere girip yalpalamamak için sürekli olarak dinin temel kaynağı olan Kur’an’ı okumak ve sünnet dışına taşmamak.

Bu ilkelerden sapmadan tam güvenli yolda yürümesi için insanın Rabbini nasıl tanıması ve kul olarak nasıl bir kıvamda olması gerektiğini de aşağıdaki âyetlerde okuyup öğreniyoruz.

“O diridir, O’ndan başka ilâh yoktur. Dini yalnız kendisine hâlis kılarak O’na yalvarın. Hamd âlemlerin Rabbine mahsustur.

Ey Resulüm de ki: - Ben Rabbimden bana açık deliller gelince, sizin Allah’tan başka yalvardıklarınıza tapmaktan men olundum ve âlemlerin Rabbine boyun bükerek Müslüman olmakla emrolundum.” Mü’min: 40/65, 66)                

İlâhî mesajları aldıktan sonra, Kur’an’ı en mükemmel şekilde yaşamış ve bize mükemmel örnek olmuş Peygamberin, din adına ileri sürülen, inanç bilgi ve kavramlar hakkındaki uyarısı çok önemlidir. O buyurdu ki:

“Benden sonra muhdes (din adına uydurulmuş) olanlardan şiddetle kaçının, çünkü her muhdes bid’attır, her bid’at dalalettir, her dalalet de cehennemdedir.”

Bu mübarek beyana baktığımızda nice dinî meselelerde olduğu gibi ifade ve kavramlarda da hedef saptıran, zihinleri karıştıran ve haktan uzaklaştıran uydurma bilgiler vardır.

Burada Kur’an’ın buyruklarına ve son Peygamberin uyarılarına kulak verdiğimizde öncelikle İslâm’ın yalın adının korunması gerekliliğini kabullenmemiz ön plana çıkar. Bunu da ancak Kur’an ile gerçekleştirebileceğimiz hakikati kesinleşir.

“Din” “İslâm”dır, din hiçbir izafiliği kabul etmez. Hem zaten “Din” yalındır, sadedir ve arızi yüklerden arınmış ilâhî sistemdir. Aslında ilk insandan kıyamete kadar yine İslâm bütün insanlığın dinidir öyle kalacaktır.

“Allah katında din İslam’dır”, İslâm’ı lekelemeye kalkışmak haksızlıktır, vahye ters ve akla aykırıdır. Bunların hiçbiri İslâm’ı bağlamaz, hepsi zaittir.

Bu alanda aklı, aklı verenin rızası dışında kullanmak akla ihanet, verene isyandır. Bu pozisyonda aklı yanlış yerlerde kullanan kişi haksız ve kendi zâlimidir.

Dar kalıplar arasında girdaba kapılıp aklını, aslına uygun kullanmayanlar, ne kadar zarara maruz kaldıklarının farkında değillerdir.

Bu hakikatleri aslına uygun anlamak için Kur’an-ı Kerim’in hikmetler atmosferinde aydınlanmak gerçekçi açılıma vesile olacaktır.

Hakikatleri idrak etmekte sıkıntı çeken yalın akıl sorgulanan ve verimli çalışması beklenen akıldır.

Hikmetler hazinesi olan Kur’an-ı Kerim’de genel adı akıl olan algılama ve düşünme mekanizması bu manevî güç, çeşitli versiyonları ile anlatılmakta ve tanıtılmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de bu güç, akıl, nuhâ, lüb, hıcr, kalp ve mırra adları ile tanıtılır.

Yalın akıl, her zaman ve her meselede hata payı yüksek olan akıldır.

Aklın, badirelere sürüklenmeden en rahat ve en verimli çalıştığı sistem vahyi sistemidir. Vahyi sistemi ile akıllarını çalıştırmayanlar, hayatı tehlikelerle dolu çöle çevirmişlerdir.

Vahyi sistemini tüm özellikleriyle kabul eden inanmışlar, ilâhî sistemden ayrılmadıkça felaha kavuşmuşlar, ilâhî sistemden ayrılanlar zillete uğramışlardır.

İlâhî sistemde önce bir lütuf olarak verilen sonra vadesi dolunca geri alınan akıl, ne kadar etkili ve yeterli bir güç olduğu genellikle herkesçe anlaşılmamaktadır.

Genel anlamda aklın, akıl, nuhâ, lüb, hıcr, kalp ve mırra adlarındaki versiyonlarını ve özelliklerini gördükten sonra hakkında daima sansasyon yapıla gelen bilgilerimiz farklı boyut kazanacaktır.

Bu akıl hakkında ezberlerimizi bozacak belki de bizi farklı düşünceye sevk edecek bilgilere ulaşacağız. İnşaellah… 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle