Haktan korku ve beklenti telaşı
Müslümanların, Allah Teâlâ’ya karşı sorumlulukları sayılamayacak kadar çoktur. Bu sorumlulukların başında iman ve güven gelir. İman, Allah Teâlâ’nın Kitabında beyan ettiği her şeyin doğruluğunu kabul ve ikrar etmektir. Bu, Allah’a iman, O’na güven ile taçlanır
İslam ümmeti, sayısız nimete sahip olduğu halde dünya kamuoyu karşısında tutarsız, çaresizdir ve çok şeye muhtaçtır. Her şeyden önce korkuyu yenecek güçte bir imana ve imandan önce Kur’an’ın hayat veren ilkelerini idrak edip benimsemeye muhtaçtır. Onun uğrunda mal ile can ile cihad edecek iradeye muhtaçtır. Gözünü mızraktan sakındırma gereği duymayacak kalitede çelikleşmiş bir bilince muhtaçtır. Allah Teâlâ’nın beyanları karşısında sağına soluna bakmadan, hiçbir şüpheye mahal vermeden “duydum ve emrine uydum diyecek kalitede bir iradeye muhtaçtır. Velhasıl Kur’an içeriğini tedebbür etme gücüne muhtaçtır.
Müslümanın bu muhtaç olduğu üstün değerlere sahip olamaması durumunda şeytan ve şeytanın dostları devreye girer. Öncelikle Müslümanların kalplerine korku virüsü zerk eder. Allah Celle Celaluh, şeytan ve dostlarının hilelerini dile getirdiği ayeti kerimede buyurur ki;
İşte o şeytan, sizi kendi dostlarından korkutuyor. Siz onlardan korkmayın Benden korkun, eğer mü’min kimseler iseniz. (Âli İmran:3/175) Bu ilâhî beyan karşısında özellikle Müslümanların ancak Allah Teâlâ’dan korkmaları gerekmektedir. Ondan başka hiçbir şeyden korkmamalıdırlar. Çünkü şeytan Müslümanları korkutmak için dostlarını harekete geçirir. Onların karşısında Müslümanları korkutarak pasifize etmeyi hedefler.
Zaten Müslümanlar akla hayale gelmedik şeylerden korktukları bilinmektedir. Hakkı söylemekten, tefrika tanrısını red etmekten, İslam birliği uğrunda çalışmaktan, ilim ehlini takdir etmekten, hizmet verenleri desteklemekten ve birbirlerini yalnız Allah için sevmekten, başarılı insanların öne geçmesinden korkarlar. Hakiki manada insanları dini anlatmaktan, gençliğe genel anlamda sahip çıkmaktan, aileyi yeniden ihya etmekten, lider kadroyu kurmaktan, tefrika kadrolarının çemberinden çıkmaktan, siyaset oluşumların çıkarcı ve menfaatçi çırpınışlarından sıyrılıp çıkmaktan ve Kur’an atmosferinde özgürleşmekten çok korkarlar. Parti hastalığından kurtulup İslam’ı temel değer olarak almaktan ziyadesi ile korkarlar. Kardeşlik ve dostluk umdelerini gönüllerine yerleştirmekten ve kardeşler arasında güven ortamına girmekten korkarlar. Ekonomik alanda faizin zararlarından söz etmekten, infak ekonomisine geçmekten Allah rızası için fakiri, yoksulu korumaktan korkarlar.
Müslümanların en çok korktuğu, okumaktır ve Kur’an’ı tedebbür ve tebliğdir. Bu kadar hakikatten korkmaları Müslümanlara, çok değer kaybettirmektedir. Zaten insan, Allah Teâlâ’dan başka her hangi bir şeyden korkarsa, her şeyden korkmaya başlar. Çünkü korkulmaya layık olan yalnızca Allah Teâlâ’dır. Eğer gerçekten Müslümanlar Rablerinden haşyet derecesinde korksalar cennetle müjdelenirler. Şüphesiz onlar ki Rabbimiz Allah›tır, dediler, sonra da dosdoğru istikamete girdiler, üzerlerine melekler iner de, “hiç korkmayın ve üzülmeyin va’dolunduğunuz Cennet ile müjdelenin” derler. (Fussilet:41/30) Aksi olduğu takdirde korkakların felahı yoktur. Korkaklar çok farklı tiplerdir. Bu tiplerin her hareketinde sefalet, ziyan ve zillet vardır.
Bu tipler çoğunlukla sosyalleşemezler ve dolayısı ile genelde şer güçlere adapte olurlar. İnançları dışında, varlık gösterme sürecine girerler. Yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin tasarruf haklarını kullanamadıkları gibi haklarını kullanmaktan da ödleri kopar, korkarlar. Her şeyden korkarlar. Kendilerine ait savunma sanayi’i kurmaları en doğal hakları olduğu ve buna mutlaka ihtiyaçları bulunduğu halde sanayi ile ilgili çalışma yapamazlar. Korkaklar bağımsız kalkınma planları yapamazlar, bundan da korkarlar. Mutlaka bir şeylerden sakınma ihtiyacı hissederler.
Bugün Türkiye nüfusunun kahir ekseriyeti Müslümandır. Fakat bir şeyleri tasarlayarak gizli ve müzmin duygu ve korku belasına yarışa katılmaları gerçekten düşündürücüdür. Esselamu aleykum.







