FELAKET VE FELAH
Yaratılışı ile başlayan ve nesiller boyu devam eden tüm zamanlarda insan, çok garip, çok karmaşık ve hiç anlaşılmaz acayip bir varlık olarak kendini sahnelemeye, bütün ilginçliği ile hayatını sürdürmeye devam etmiştir.
Dünyanın her yerinde insan inanılmaz ve tahammül edilmez senaryoları hazırlamış ve aklını evrensel bazda kullanmasına yetmemiştir. İnsan, daima nice çarpık ve akıbeti felaket olan faaliyetini yapa geldiğini göstermiştir.
Yalnız bu hal ilk insanda başlamış, güvenli kulvar dışına taşanlar başlarına gelen felaketleri atlatamamışlar. Çok acı akıbetleri ile varlık sahnelerinden silinmişlerdir.
Bitmez tükenmez Cennet nimetleri arasında yaşayıp giderlerken Hz Âdem ile Havva kendilerine yasak edilen tek bir ağacın meyvesinden yemeye tamah ettiler de Cennetten çıkarıldılar. Kanuna uymadı da Kabil kardeşini öldürdü. Bir karganın karşısında şaşkına döndü. Hak ile batıl mücadelesi tarzında süren olayların batıl taraftarları, Kahhar ve Muntekim Allah Taala tarafından önce uyarılmış sonra cezalandırılmışlardır.
Böyle başlayan ve sürekli olarak dozu artarak gelişen zıtların savaşı Hz Şuayib aleyhi selamın ilginç bir uyarısı ile farklı bir boyutta sahnelendi. Şuayib aleyhi selamın kavmine, “Ey kavmim! Allah’a ihlasla kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir Mabut yoktur dedi. Ölçüyü ve teraziyi eksik kullanmamayı tavsiye etti. Namazı, zekâtı emretti. Hakkı adaleti öğretti. Amma onlar asla kabul etmediler. Üstelik hep onunla alay ettiler. Ya Şuayib, atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmamamızı sana namazın mı emrediyor, dediler.
Farkındasınız değil mi? Genelde alay konusu, din ve dini gereklerdir. Şartlanmış kudurmuştan beterdir, derler. Kâfirler genellikle böyledirler. Atalara bağlılık ve görerek kimlik kazanmak genelde insanların akli dengelerini bloke eder. Oysa Peygamberler, inkılapçıdırlar. İnkılapta kötüyü kaldırıp iyiyi kötünün yerine ikame etmek vardır.
Dahası, Peygamberler, insan ve diğer canlıların hatta çevrenin yararına olan her şeyin en iyisini ve en doğrusunu gerçekleştirmenin mücadelesini verirler. İnsanları düşündürmek, hakikatleri idrak etmeleri için onlara her tür öğüdü verir ve yapmaları için mücadele ederler. Asla bu soylu görevi sürdürmekten yüksünmezler. Zaten bu onların Rablerinden aldıkları görevleridir.
Bu yüzden de Hz Şuayib aleyhisselam kavmine hakkı öğretmek ve dikkatlerini tarihi olaylarla canlandırmak için manidar bir açıklama yaptı.
“Ey kavmim, bana karşı gelmeniz, sakın sizi Nuh kavminin yahut Hud kavminin veyahut Salih kavminin başlarına geleler gibi bir felakete uğratmasın. Lut kavmi henüz sizden uzak değildir.” (Hud 11/89)
Hz Şuayib aleyhisselam kavmine, geçmiş kavimlerin kiminin tufanı ile suda boğulmalarını, kiminin korkunç sayha, gürültülü ses ile diz üstü çöküp kalmalarını, kiminin şiddetli bir sarsıntı ile taş yağmuru ile delik deşik olduklarını, kiminin yerin dibine batırıldıklarını ve bunlarla yok edildiklerini anlattı. Fakat onlar şımarık ve küstahlıklarını sürdürmekten vazgeçmediler.
Dediler ki, Ya Şuayib! Söylediklerinden birçoğunu iyice anlayamıyoruz. Şüphe yok ki, biz seni aramızda cidden çok zayıf görüyoruz. Ve eğer senin aşiretin olmasa idi elbette seni taşlayarak öldürürdük. Ve sen bizim üzerimize bir üstünlük sahibi değilsin. (Hud 11/91)
Şuayib: Ey kavmim, dedi. Size göre benim kabilem Allah’tan daha mı güçlü ve değerli ki, onu (Allah’ın emirlerini) arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır. (Hud 11/92) işte zıtların savaşında nelerin sürtüştüğü bu ayetlerde açıkça görülmektedir. Hz Şuayib aleyhisselam, kâfir kavmine sürekli olarak namazı, zekâtı emretti. Hakkı, adaleti öğretti. Bunları ve daha nice dini hakikatleri öğretti. Kavmi onu alaya aldılar. Aşağılamaya kalkıştılar. Yetmedi tehdit ettiler. Fakat Şuayib aleyhisselam onların karşısında hiç pes etmedi, hiç mukaddes çağrısını sürdürmekte acziyet göstermedi. Hiçbir hususta tereddüt etmedi ve asla davasından taviz vermedi. Üstelik onlara çok şerefli ve muhteşem bir teklifte bulundu.
Öyleyse Rabbinizden istiğfar edin ve sonra da tevbe edin. O’na yönelin. Çünkü O, Rahimdir, merhameti sonsuzdur. Vedud’dur, sevgisi sonsuzdur. (Hud 11/90) işte zıtların neticesi! Evet, müspet netice hep Hakkın olmuştur. Amma kâfir felaketten kurtulmaya hak kazanamamıştır. Esselamü aleyküm.







