--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ekonomik ya da parasal özgürlük

İlhan Oral
İlhan Oral

İnsanı yaratıp varlık sahnesine çıkaran Allah Teâlâ, insanın hayat ilkelerini takdir edip düzenlemiş ve kurallar bütünü olarak göndermiştir. İnsanın, fıtratı gereği yaşaması en doğal hakkıdır. Bu doğal hakkını kullanabilmesi içinde bulunduğu sistem dikkat çekmektedir.

  İnsanın içinde bulunduğu sistem onun doğal hayat hakkını yaşamasına müsait değilse onun hakkı gasp edilmiş olur. Özellikle İslam ülkelerinde laikliği zoraki uygulamaya ve sürdürmeye çalışan şer güçler kendi ekonomik düzenlerini egemen kılma peşindedirler. Müslümanların kendi ekonomik sistemlerini bilmiyorlar ya da böyle bir riske hiç girmek istemiyorlar. Toplum müslüman ise müslümanın kendine has kullanma kılavuzu vardır. Bu kullanma kılavuzu tabii olarak Kur’an’dır.

Günümüzde müslümanın kullanma kılavuzu olan Kur’an ekonomik alanda uygulanmaya alınsa karşısına korkunç bir kara ahtapot çıkar. Evet, evet bu laik düzenin laik parasıdır. Dünyada bütün şer güçlerin zehirli kolları en tabii ve en haklı talepleri boğmaya yeltenirler. İşte müslüman hemen burada ya vardır, ya da izbe yerlerde kendini göstermemek üzere sinmiştir. Bir daha katırcının katırını ürkütmemek üzere laik düzenin laik babalarına, bir daha caymayacağına dair biat ederler. Ancak insan iki farklı ekonomik düzenden birini seçme zorunda kalırsa ne olur?

Hem bunlar birbirinden çok farklı ve birbirine tamamen zıt iki hayat sisteminin belirleyici ekonomik değerleridir. Bunlar aynı zamanda toplumların inanç ve hayat tarzlarını da belirleyici nitelikli ilkelerdir. Bir asra yakındır müslümanlar bu cendere kıskacındadırlar. Çaresiz ve sahipsiz müslümanlar “aşağı tükürseler sakal, yukarı tükürseler bıyık” engel oluyor. Müslümandır infak sistemine uyacak, laik para sistemine uysa birçok manevi değer bir anda çöküşe geçiyor. İşte şimdi ayıklayın pirincin taşını.

Yeryüzünde iki ekonomik sistemden biri, infak sistemidir, diğeri faiz düzenidir. İnfak sistemi, insanı insan olarak tanıyan, onu kendi gibi kabullenen ve bunu inanç olarak yaşayan peygamberler ve inanmış ümmetlerin sistemidir. Bu sistemde, “komşusunun açlığından haberi olmadan, kendi tok yatan bizden değildir” nebevî tasfiyeye maruz kalır. Faiz düzeninde ise “benim karnım doysun, başkası acından ölmüş bana ne” geçer akçe kabul edilir. Çünkü faiz, beşerî zaafları ön planda olan ve eşyanın tabiatına ters yaşayan inançsız, bencil ve çıkarcı sosyal çevrelerin ekonomik sistemidir. Faiz düzeninde borç verir, nemalama yaparak sermaye ile ek olarak artı para alır. Fakir muhtaçtı borç para aldı. Zaten muhtaçtı aldığı borç para üstüne artı para vererek ödeme yaptı.

İnfak isteminde “karz-ı hasen” güzel borç vardır. Belli kurallar çerçevesinde borç olarak verdiğin kadar para alırsın, mağduru daha mağdur etmezsin. Faiz sisteminde, nakdî değerler genellikle güçlülerin tekeline geçer. Para genellikle bankaların kasalarını doldurur ve güçlülerin ellerinde dolaşan bir değer, bir ürün halini alır. Faiz düzeninde umumiyetle muhtaç, güçlüden borç alır. Zaten ihtiyaçlı insan borcunu ödeme durumunda kalacak ve güçlüyü daha da güçlendirecektir. Kendisi, hayatını sürdürebilmek için başkalarına daha çok muhtaç olacaktır. Çünkü ona fazladan para ödeme zorunda kalacak ve “ipin iki ucunu” bir araya getirmeye zorlanacaktır. Böylece zengin daha çok zenginleşecek, muhtaç da daha çok ezilecektir. Âdeta korkunç bir sömürü tezgâhı rantabl çalışma ritmine girecektir.

İnfak sisteminde yüksek değerli sadaka sistemi, “karzı hasen” ile ekonomiyi güçlü bağlarla donatarak güvenli ve mutlu bir toplumun dinamiklerini artırır. Bunlarla beraber toplum bireylerini ihsan, ikram ve isâr gibi bağlarla pekiştirerek kenetler. Daha açıkçası, insanın mana yönü ile maddî yapısını besleyerek bütünler. Bu sistemde para daima sirküle edilir ve toplumun her katmanının arasında dolaşarak üretim sektörünün canlanmasını sağlar. Ortak paylaşım ile insanlar arasındaki uçurumları kaldırır ve sosyal hayatı canlandırır. Bugün Merkez Bankası’nın tedavülde mevcut parası yüz dört milyar yedi yüz milyon ise de diğer bankaların verdikleri kredinin miktarı bir trilyon beş yüz on altı milyar ise bankalar bu kadar var olmayan parayı nereden ve nasıl temin ediyor, hiç düşündünüz mü? Bunun faizi olarak yıllık en iyimser yüz yirmi yedi buçuk milyar lira olduğu hesabı yapılıyor! Vay be! Bu millet bir yılda bu kadar sömürülüyorsa, bu milletin günahı nedir? Bu hesapların doğru olduğunu düşünün Merkez Bankası’nın 104.7 milyar parası var, ülkede bankaların 127.5 milyar faiz gelirleri var. M.B.’nın tedavüldeki parasından 22.8 milyar faiz fazlası çıkıyor. Bu sömürü düzenini, sonra faizin özgürlüğünü düşünün! Daha sonrada infak sistemi uygulansa idi kâr marjını düşünün. Ayrıca infak sisteminin özgürlüğünü düşünün!

Esselamü aleyküm.

 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle