--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Eğitim ve öğretim hasreti

İlhan Oral
İlhan Oral

Geçen asrın ideolojik baskıları karşısında müslümanlar, din alanında çok ağır faturalar ödediler. Medreseler kapatıldı, Tevhid-i Tedrisat kanunu çıktı. Harf inkılâbı yapıldı.

Din hizmeti veren âlimler ya hunharca öldürüldü, ya sindirildi, ya da açlığa mahküm edildiler. “Matbuatta” İslam ile ilgili yazı yazmak kesin olarak yasaklandı, buna cüret edenler hapishanelerde çürümeye terk edildiler, Babanın çocuğuna besmeleyi öğretmesi yasaklandı. Müslüman millet tarihin en karanlık günlerini yaşamaya mahküm edildi. 

Dünya çapında zenginliğimiz olan kütüphanelerimiz bir gecede sahipsiz kaldılar. Korkunç boyutlarda kültürel erozyona uğradık.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de “163.madde” gibi ucube bir kanun maddesini demoklesin kılıcı gibi milletin başı üzerine diktiler.

Bin dokuz yüz elli yılına kadar dehşet verecek oranda uygulanan asimilasyon hareketleri milleti hayatından bıktırdı, cahil bıraktı. Millet sahipsiz kaldı, açlığa ve sefilliğe sürüklendi. Özellikle Osmanlı tarihinin çok önemli emaneti arşivlerimiz hurda kâğıt olarak satılmaya başlandı. Kütüphanelerimiz korkunç ihanete uğradı. Camilerimiz asker sevkiyat merkezlerine çevrildi, içlerine ot dolduruldu. Daha neler neler!

Bin dokuz yüz elli yılı siyasî hamlesi ile ülkemizde yeniden hayat rüzgârları esmeye başladı. Millet, en izbe yerlerde sakladığı “elif bâ” cüzlerini çıkardı ve çocuklarının koltuğuna sıkıştırdı camiye göndermeye başladı. Yeniden Kur’an’a dönüş ümidi şahlandı. Çocuklar koltuğunun altında cüzlerle camiye yöneldiği zaman millet derin hasret duyguları yoğunluğu yaşamaya başladı. Milletin iç âleminde kopan fırtınalarla gözyaşı döküp ağlıyordu.

Bunları hikâye olarak yazmadım. O günlerde büyüklerimiz camiye yolladıkları çocukları peşinden bakıyor ve çok özledikleri derin hasret hislerini yaşıyor, Allah’a şükrediyor ve ağlıyorlardı. Ben o zaman beş yaşında bir çocuktum. Bunları dünkü gibi değil, bugünkü gibi hatırlıyorum.

 Bin dokuz yüz elli yılı siyasî hamlesi ile başlayan hareket nice badire atlatarak bin dokuz yüz altmışın yirmi yedi mayısına kadar sürdü. Fakat bu himmet ve bu hizmet bir gecede bıçak gibi kesildi. Türkiye’de ne kadar Kur’an Kursu varsa hepsi bir lahzada kapatıldı, kapılarına kilit vuruldu, buralarda okuyan fakir aile çocukları sokaklara döküldü. Ülkede, yeni doğmuş kuzular gibi ayakları üzerinde durmaya çalışan İmam Hatip Okullarını ve Yüksek İslam Enstitülerini de yeniden kapatma çılgınlığına teşebbüs edildi.

Bu satırları yazarken o gün Fatih’te İsmailağa kursunda bir kurs talebesi olarak yaşadıklarımı yeniden yaşayarak hem duygularımı yüreğimin derinliklerinde hissederek hem de çılgınca verilen keyfi kararın tahribatlarını düşünerek ve hem de o karanlık günün kasvetini kalbimin derinliklerinde hissederek dile getiriyorum.

Onun için işin ciddiyetini, önemini ve zaruretini vurgulamak istiyorum.

O gün devleti ele geçirenler de herhalde bu vatanın insanlarıydı? Amma yapmadık zulüm, çektirmedik eziyet ve de işlenmedik çirkeflik bırakmadılar.

Burada yazmak istemediğim nice çirkeflikler ve nice çılgınlıklar da vardır. O dönem çok şükür geride kaldı. Buna çok şükretmeliyiz. Özellikle her alanda da müteyakkız olma zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Çünkü şer güçler ve ideoloji çılgınları durmayacaklar.

Şimdi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bir hadisi şerifini zikrederek meselenin ana damarını göstermeye çalışacağım ve günlük atraksiyonlar fevkinde davanın özüne kilitlenmenin zaruretini dile getireceğim.

“Mümin bir delikten iki defa geçmez” sadaka Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.

Buna rağmen onu bunu çok dinledik, ona buna çok kandık. Bu hep böyle mi sürecek? Başka sermayesi olmayan nice “çıkarcı uyanık” eline bir kırmızı bez aldı, karşımıza çıktı. O bezi salladı, biz onu alkışladık. Ancak ana kaynak Kur’an’ı ve ilmini “mehcûr” bıraktık!

Bu alanda yapılan çalışmaları, Kur’an ve sünnet çizgisine kavuşturma ümit ve temennisi ile Esselamü aleyküm.

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle