Düşmanca oyalama
İngilizler Hindistan’ı işgal ederler, genel vali tayininden sonra ilk icraatları eğitimde değişlik olur. Eğitimde genellikle sayısal derslere ağırlık verirler. Sembolik bilgilendirme ile daha çok testlere yönelik eğitim yaptırırlar. Hatta ezbere yönelik eğitimde başarılı öğrencileri ödüllendirirler. Sayısal derslerde mesela trigonometri ve benzeri diğer dersleri ön planda tutarlar. Genelde formülleri ezberletme yarışları düzenlerler. Fasılasız bu tür konuları gündemden düşürmezler.
Pekiyi, niçin böyle bir eğitim yöntemi uygulamış olabilirlerdi? Elbette oyalamak! İnsanlar kendi öz ve üst değerlerini öğrenmesinler, onların hakkında bilgilenmesinler, milli konularını unutsun ve İngiliz işgalini düşünecek mecal bulamasınlar, dolayısı ile yönetime sıkıntı vermesinler. Onlar da bir genel vali ile Hindistan’ı yöneterek sömürülerini sürdürsünler. Biz de de yıllarca bu taktiği uygulayıp test istemi ile genç nesillerimizin beyinlerini bloke etmediler mi? Bilinen bir sonuç vardır. O da; test sistemi ile eğitim alan insan, konu ile ilgili sınava girer ve bu sınavdan sonra hayatta kolay kolay bir daha eğitimde öğrenmek için ömrünün çok önemli bölümünü harcadığı test sistemi kullanmaz. Hatta bunun pek faydasına da rastlamaz. Farkındasınız, bu ilginç giriş dikkate değerdir.
Özellikle “ehli salip” ülke ya da devletleri, bin yetmiş bir Malazgirt Zaferi ile Rumeli’yi İslamlaştıran hatta Avrupa’ya geçip asılarca ilim, adalet ve medeniyet ilkeleri ile insan gönlüne taht kuran Müslümanları bir türlü hazmedemediler. Bizimle savaştılar, asırlarca savaştılar. On yedi defa Haçlı seferleri ile bize saldırıp Osmanlı Devletini zorladılar. Savaş ile netice alamayacağı kanaatine varan başta İngiliz olmak üzere tüm “ehli salip” ilim, adalet ve medeniyet ilkeleri ile insanı ve devleti yaşatan Osmanlı Devletini rayından çıkardılar ve çökmesine vesile oldular.
Bu şanlı devletin yerine yeni bir devlet kurdurttular. Fakat Müslüman milleti aşamayacaklarını bildikleri için ellerinden gelen her tür hokkabazlığı uygulatmaya çalıştılar. Müslümanların ellerinden en yüce değerimiz Kur’an’ı almaya çalıştılar, aldılar da. Fakat o Kitabı ve ruhaniyetini gönüllerinden silmeyi başaramadılar. Yetmedi birçok İslam ülkesinde kukla adam ve kukla örgütleri oluşturup kullandılar. Çanakkale’de bu millete çarpıp bir zaman kendine gelemeyen “haçlı zihniyet” kanlı kâtil Fetullah Gülen kuklasının darbe teşebbüsünde, Kur’an ruhaniyeti ile abdestini alıp iki rekat namazını kıldıktan sonra şehadet arzusu ile tanka, tüfeğe, füzeye kaşı benliğini koyan ve bu ideal geçilmez diye kendini feda etmekten çekinmeyen bu millet bir destan daha yazdı. Bütün dünyaya muhteşem bir görüntü sergiledi. Yeryüzünde yaşayan insanlara görülmemiş ve duyulmamış bir ders verdi.
Bu tablo karşısında şer güçlerin ana merkezleri küçük dillerini yuttular. Amma bu kadarı ile yetinilmemelidir. Çünkü “su uyur düşman uyumaz” Düşman kesimi yenilmekle iddiasından vazgeçmez. O halde “mümin bir delikten iki kez geçmez” hadisi şerifteki hikmeti mümin basireti ile kavramak gerekir. Fetullah Gülen’i, durup dururken kâinat imamı yapan karakterleri teşhis edecek feraset sahibi basiretli, şahsiyetli, “kul şuuru” kimliğinde nesil yetiştirmek gerekiyor. İşte böyle bir nesil düşmanlarına bile âdildir, oyalamaz, hile ve desiselerle başkalarına haksız yere tuzak kurmaz. Bu nitelikte insan yetiştirmek için ilmî alanlarında hazırlanmış insanlar yetiştirilmelidir. Yoksa şer güçler her zaman düşmanlıklarını sürdürmekte devam ederler ve bundan asla vazgeçmezler.
Bu böyledir. Uzun zaman Bin Ladin ile İslam âlemini oyalayan ve bu arada onda beklediklerini bulamayıp onu gözden çıkaran “ehli salip” İslam âlemini uzun zaman da Fethullah Gülen ile oyalamaya çalışıyor. Sabah-akşam ve gece-gündüz bütün haberler Fetullah Gülen ve Fetö örgütü gündem ağırlıklı yayın yapıp Müslümanların zihinlerini meşgul etmektedirler. Nice insanımız karşılaşıp selamlaşınca konuşmalarının âdeta besmelesi gibi kullandıkları Fetö’den ne haber? Sözü artık kemikleşmeye başldı. Kısa zamanda Müslümanların bunu kayda alıp çok ihmal ettikleri esas görevlerine sarılmaları gerekmektedir. Birileri bizi ciddi meselelerden oyalayarak alıkoymak için her türlü planı uygulama cüretini göstermekten çekinmiyor. Bizde de bazı yazar ve çizerler, kayıp malını bulmuş mağribî rolünü oynamaktan keyifleniyorlar. Gülen’in ilk çıkışlarında uyguladığı pervazsız davranışları herkes biliyordu. Fakat Papa’nın elini eteğini öpecek kadar anormalleştiğini bilmeyen yoktu. Bülent Ecevit’e şefaat etme hevesleri gibi çıkışlarını masumane görenler vardı. Daha nice çıkışlarında bile uyanamayan Müslümanlar Fetullah Gülen tarafından âdeta efsunlanmışlardı. Amma büyük felaketi yaşayınca silkinip kendilerine geldiler. Ve sonunda soylu direnişleri ile şahlandılar. Fakat bütün bunlar netice değil, bu yeniden uyanışın başlangıç noktası olmalıdır. Cenab-ı Hak Celle Celaluh, Resulü sallallahu aleyhi ve sellemi üç önemli görev ile görevlendirmiştir. Bunlar; bir Kâbe merkezli ibadet, iki, ancak ve ancak Müslüman olmak ve üç mutlaka Kur’an okumaktır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi örnek alarak yaşamak, bizim esas görevimizdir. Tağuta tabi olmak düşmanca oyalayanların işidir.
Esselamu aleyküm.







