Diyanet ve toplum (2)
Geçen haftaki yazımızda Diyanet İşleri Başkanlığımızın etkinliğini ve saygınlığını dile getirmiştik. Evet, Diyanet, dünya çapında bir teşkilatımızdır. Sürekli büyümekte ve yeni hizmet alanları oluşturacak nitelikte olan bir kurumdur. Bu kapasite ve etkinlikle toplumda birçok hizmeti üstlenme durumundadır. Kaldı ki ifade edilen hizmetler aslî görevlerindendir. Çünkü din, insanın aklını, nefsini, neslini ve tüm değerlerini koruyan ilâhî sistemdir.
Bugün insanımız, çoğunlukla bilgiyi internetten almaya çalışıyor. İnternet bilgilerinin çoğu kirletilmiş bilgilerdir. Toplumda insan aklını rantabl çalıştıracak hemen hemen hiçbir eyleme rastlanmamaktadır. Aklın çalışma sistemi hakkında bilgi sahibi olmayan insan, nefsî yapısının ayarlarını bozmuş ve laçka bir formata dönüştürmüştür. Bütün bu negatif gelişmeler karşısında nesil de keşmekeşe girmiş ve tutulacak tarafı kalmamıştır. Cami kapılarına bırakılan günahsız bebekler, bu topluma yakışmamaktadır. Birçok filim ve birçok dizide kimin, kimin çocuğu olduğu belirsizliği işlenmektedir ve âdeta teşvik edilmektedir.
Bütün bunların karşısında dinden medet uman toplum âdeta bunalım ve belirsizlik hummasına tutulmuş pozisyonu görünümü vermektedir. Din hizmetleri alanları baştanbaşa parsellenmiş, belirsizlik, hizmet verenler arasında kronikleşmiştir. Her soruya cevap veren süper bilge hocalardan, içeriği hakkında bilgisi olmayan Kur’an’cılar tarafından insanların beyinleri bloke edilmiştir. Meydanı boş bulan, raydan çıkmış tren gibidir.
Hele bunların arasında kendileri ile ötekiler arasında çelikten duvarlar tesis eden ve tevhide kapılarını kapatanlar bu açıklamadan rahatsız olur ve karşı taarruza geçebilir. Ancak peşinen değerlendirmemi yapıp fitne kıvılcımına engel olmalıyım. Kur’an’ın birçok birleştirici ve uzlaştırıcı ilkeleri arasında yalnızca birinde mutabık kalabilirsek dava çözülecektir. Muhakkak bütün müminler kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını ıslah edin ve Allah’tan ittikâ edin ki size rahmet edilsin. (Hucurat:49/10) Şimdi müslüman olarak kendimizi sorgulamaya çalışalım. Daha ilkokul önlerinde o küçücük yavrularımıza bonzai zehiri yutturuluyor. Henüz kendine gelmemiş çocuklar fuhşa sürükleniyor. Bunları görmezlikten gelmek, gelecek felaketin temellerini beslemekten başka bir işe yaramaz. Terörden canı yanmayan kalmadı. Elbette bunları birilerinin önlemesi gerekmektedir. Bunun için yalnızca emniyet güçlerini öne sürmek doğru değildir. Yalnızca okulları sorumlu tutmak da çözüm değildir. Günah keçisi aramak da üzerimizden sorumluluğu kaldırmaz.
Cuma, bayram ve teravih namazlarında camileri lebalep dolduran müslüman toplum bunu öncelikle Diyanetten bekler. Çünkü insanı en iyi tanıyan ve onlara en yakın olması gereken Diyanettir ve Diyanetin temsilcileridir. Elbette eğitim ordusunu bunun dışında düşünemeyiz. Ve elbette hazır hizmet için kurulmuş ilgili bakanlığı yerli yerine oturtmalıyız. Dahası belediyeler ciddi ve bilinç düzeyinde işi benimseme durumunda olduklarını ifade etmeliyiz. Evlenen gençlerin yüzde kırkı bir senede boşanıyorlarsa bunda, korkunç bir açık olduğu ortadadır. İzdivaç programlarında şıp sevdim bayanın erkeğe, kuduz aşısına muhtaç birinin saldırması gibi saldırıyorsa iyi niyetle evlenmek isteyen erkekleri dehşete düşürüyor.
İlginçtir, izdivaç programları herkes tarafından eleştiriliyor. Fakat bu programlar izlenme rekorları kırıyorlar. Dehşet vericidir ve yüksek dozda uyarıcıdır. Niçin yıkılan aile harabeleri altında kalan ve gelecekte ruh bunalımı yaşayacak çocuklarımıza yönelik ciddi projeler üretilip uygulanmıyor? Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem uyarır ve buyurur ki; “Küçüğüne merhamet etmeyen ve büyüğünün hakkına saygı duymayan bizden değildir.” Bu Nebevî uyarıyı genel olarak alıp, yeniden hamle yapmalıyız.
Bunun için 1-Ciddi ve bilimsel aile eğitim projeleri hazırlanmalı. 2-Genç nesli ve tüm toplumu, temel değer Kur’an’la buluşturacak ve yeniden şahlanışını sağlayacak bir hamle yapılmalı. 3-Bunun için Diyanet İşleri Başkanlığımızın ilgili kurumlarla organize olarak emekli hoca, müftü, akademisyen ve çeşitli alanların eğitimcilerinin birikimlerini değerlendirecek çalışmalara çok ihtiyacımız vardır. Direksiyonu ve sürücüsü olmayan otomobilin kaportası altın olsa ne yazar? Esselamu aleyküm.







