Dinleme kalitesi
Sözü dinlemek bir şahsiyet alametidir, bir medeniyet ilkesidir Kur’an medeniyetinde konuşma adabı çok anlam içeriklidir, dinleme ise insan için ideal “lüb” aklın tanımda zirveye yükselenidir
Kur’an, söz dinlemenin iki ilginç neticesinden bahseder. Bunlardan biri; “işittik isyan ettiktir” diğeri, “işittik itaat ettiktir.” Bunların dışında, hiç söz dinlememek var, ayrıca dinleyip önem vermemek ya da dinleyip ihmal etmek vardır. Önce bunlarla ilgili Kur’an beyanlarından hikmet içerikli uyarıcılar çok önemlidir. Kur’an hikmet içerikli uyarıcı ilkeleri misallerle vitrinler.
Ey İsrailoğulları bir zaman size, verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun ve dinleyin diye Turu tepenize kaldırıp ahdinizi aldık, “işittik isyan ettik” dediler. Ve küfürleri sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: Eğer sizler müminler iseniz imanınız size ne çirkin şeyler emrediyor? (Bakara:2/93) Ayette görüldüğü üzere, sözün dinlenmesini ve itaat ile tamamlanmasının gereğini hatırlatıyor. Ancak sözü işitip gereğini yapmamaktan dolayı kötü olayla neticeleniyor.
Buna karşılık duyulan dinlenen sözün neticesi ise yukarıdakinden çok farklı netice verir.
Aralarında hükmetmesi için Resulüne ile Allah’a davet olundukları zaman müminlerin sözü ancak “dinledik ve itaat ettik” demeleridir, işte bunlar ebedî mutluluğa erenlerdir. (Nûr:24/51) Burada da görüldüğü gibi netice farklıdır. Sözü dinleyip gereğini yapmak, ebedî mutluluktur. Evet, böyle bir mutluk vaadini almak varken sözü hakkiyle dinlemeyenler hakkında Kur’an gibi mübarek ve muhteşem bir kelamı dinlemekten uzak duran ve başkalarına da dinletmek istemeyenler kötülenmişlerdir. Cenab-ı Hak, bunların sonsuza dek sürecek perişan hallerini anlatır.
O kâfirler, dediler ki: “O Kur’an’ı, okunduğu zaman dinlemeyin, onun okunduğunda gürültü çıkarınız ki galip gelen siz olasınız.” O inkârcılara şiddetli bir azap tattıracağız ve onları, yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız. (Fussilet:41/26,27) Böylece sözü dinlemeyen hatta Kur’an gibi bir sözün dinlemesini engellemeye kalkışanların duçar olacakları akıbeti dile getiren o Kitap bütün açıklığı ile “O inkârcılara şiddetli bir azap tattıracağız ve onları, yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız” ilâhî uyarısını hatırlatmaktadır. Allah Celle Celaluh, Kur’an’ı dinledikleri ve birçok zikir ayetleriyle karşılaştıkları halde O’nu zikretmeyip bilmez ayaklarına yatanları, önce intibaha çağırır, yarına hazırlıklı olmalarını hatırlatır ve kendisinin her şeyden haberdar olduğunu ihtar eder ve peşinden Allah’ı unutanlar gibi olmamalarını öğütler. Çünkü Allah, böyle olanlara kendi nefislerini unutturacağını haber verir. Şimdi Haşr süresinin ilgili ayetlerine bakalım:
Ey iman edenler, Allah’tan ittika edin. Herkes, yarın için önden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’tan ittika edin. Çünkü Allah, ne yaparsanız tam haberdardır. Ve o kimseler gibi olmayınız ki, Allah’ı unuttular da artık Allah da Onlara kendi nefislerini unutturdu, işte fâsık olanlar onlardır. (Haşr:59/18,19) Şimdi aklımızın kapasitesi nisbetinde meseleye yoğunlaşarak yaklaşalım ve hakikat bazında mukayese yaparak düşünmeye çaba sarf edelim
Her şey Allah Teâlâ’ya aittir, her şeyin yegâne sahibi O’dur ve her şey sürekli O’na bağlıdır. Hiçbir şeyin O’ndan bağımsız varlığını sürdürme gücü ve yetkisi yoktur. Evrende varlık adına ne varsa O’na mahkûmdür. En sonunda da O’na döndürülecektir. Bu vesile iledir ki her şeyden çok dinlenilmesi gereken yalnızca Allah Teâlâ’dır. Derin ve kasvetli gaflet insanları bu bilinçten çok uzaklara sürüklese bile insanın hiç kaçamağı olmayacak, istisnasız herkes O’na döndürülecektir. Ölüm sonrası insan nereye gidiyor? Neden ölmemek için baş kaldırmıyor? Niçin direnmiyor? Niçin ölüme karşı aklını ve iradesini kullanıp ölümden sıvışıp canını kurtarmıyor? Niçin malını, makamını, evladı iyelini kullanamıyor? Gideceği yer için hiçbir tasarımda bulunamıyor? Kalbinin kriz geçirmesine mani olamıyor? Niçin beyin kanamasına bir anda çare bulup durduramıyor? Çünkü “Allah’ın emri, mutlaka gerçekleşen bir kaderdir.” İnsanın kaderini yaşamama seçeneği yoktur.
Şimdi bütün bunların karşısında kâfirleri, müşrikleri, ateistleri, Yahudileri, Hıristiyanları ve daha ne tür putperest varsa hepsini bir kenara koyalım, inandığımız Allah rızası için öz eleştiri yapıp şu Müslüman olduğunu söyleyenleri ciddiyetle sorgulayalım. Hani her şey Kur’an’da vardı, hani Kur’an Müslümanları felaha çıkaracaktı, hani faiz yasaktı, hani borçtan ve açlıktan kıvrananlar varken tok yatıp geceleyen bizden değildi, hani garptaki Müslümanın derdiyle şarktaki hemdert olacaktı? Hani İslam âlemi birbirlerini koruyup kollayacaktı? Hani birbirlerini perişan etmeye çalışan Müslümanların arası ıslah edilecekti? Hani korkunç enkaz yığını haline gelen ailelerin elinden tutulup ihya edilecekti? Yoksa (hâşâ) bugünki Müslümanlar, Allah’ın kendilerini ıskaladığı zannına mı kapıldılar? Bir bakın Mevlâmız ne diyor: “İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın.” (Enfal: 8/21) Allah Teâlâ’dan başka sözü dinlenecek yoktur.







