--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dine İslamî bakış

İlhan Oral
İlhan Oral

İslam’ı nasıl anlamak gerekir, günümüz toplumu İslam hakkında ne kadar bilgi sahibidir ve nasıl anlıyor? 

Dahası İslam’ı anlatan ve yorumlama yapanlar onu nasıl anlatıyorlar? 

Medyada, camilerde, eğitim kurumlarında, özel sohbetlerde ve cemaatlerde İslam’ın hangi meselesi ile nasıl ilgileniyorlar ve nasıl anlatıyorlar? 

Bunları geçerli bir analizden sonra İslam’ın aslına uygun anlaşılması için nasıl bir yol ve nasıl bir yöntem gerekir?

Din alanında okumuş nice sorumlu bile İslam’ı sunumda zorlanmaktadır. Sunması gerekenin dışına taşıp, meselelerin etrafında dolaştığının farkına bile varamıyor.

Bu problemi çözmek için ne yapmak gerektiği gündeme geldiği zaman da beşeri yorumlar insanları çıkmaza sürüklemeye başlamaktadır. Beşeri yorumlar girdabına kapılan “gafil kalpli” insanlar, fitne üretmeye mecbur kalırlar.

Tabii, İslam asli bütünlüğü ile ele alınmayınca pürüzler artarak karmaşayı da artırma trendine girer. 

 İslam yalnız küresel bir sistem değil aynı zamanda evrensel bir sistemdir.

Sistemi âtıl ve arızalı gösteren birçok sebep etken rolünü sürdürmekte ve kargaşayı artırmaktadır.

Öncelikle bu etken arızaları aşamayan, bertaraf edemeyen Müslümanlar ağır bir sorumluluk yüklenmiş olduklarının farkında değildirler.

Lider kadronun olmayışı, işi daha çok çıkmaza sürüklemektedir. Etkinliği gittikçe derinleşen arızaları ve Müslümanlar arasında çıldırtan öfkenin tırmanışı Müslümanları ufalamış ve zaafa mahkûm etmiştir.

Müslümanların kimi koyu bölgeciliğin, kimi aşırı kavmiyetçiliğin, kimi mezhepçiliğin, kimi parçalanmış tarikatçılığın, kimi hadis muhalefetçiliğin, kimi Kur’an’a karşı ilgisizliğin, kimi kişisel bencilliğin, kimi “halif- tu’raf” saçmalığın ve kimi laiklik savunuculuğun zebunu olmuşlardır. 

Bu ise Müslümanların hayatını altüst etmiş ve sistemi tersyüz göstermeye yetmiştir.

İslam âleminde Kur’an-ı Kerim’de tablolaştırılan güvenli ve huzurlu hayatın yaşanmadığı bilinmekte ve bütün çıplaklığı ile görülmektedir.

Bunda elbette uluslararası şer güçlerin etki ve katkıları vardır. Fakat bundan Müslümanların, mağdur rolünü benimseme hakları ve fantezileri yoktur.

Müslümanlar genellikle “inandıklarını zannettikleri” Kitabın genel hükümlerine ters düşmekten ve karşı koymaktan kendilerini alamamaktadırlar.  

Elbette herkes kendini samimi zannedebilir. Bu konuda Kur’an’ın çok ilginç uyarısı vardır. “Zannederler ki, onlar hidâyete ermişlerdir.” Bu Kur’an beyanı gerçekten çok manidardır. Ancak görülen, bilinen ve yaşanan gerçek bu değildir.

Çünkü herkes İslam diyor. Hemen herkes delilini Kitap ve sünnetten aldığını savunuyor. Bu alanda kıyasıya mücadele veriyor. Ancak İslam’ı tümü ile kabul edene pek rastlanmıyor. Kur’an delilleri bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bütün bunlara rağmen İslamî hayat tümü ile değerlendirmeye alınmıyor. Dahası bugün İslam ülkelerinin birçoğu kan gölü görünümündedir.

İslam dünyasında kavgalar bitmiyor. Ahlâki erozyonlar önlenemiyor.

Böylesi bir kargaşanın sebeplerini mazur görmek, mülkün Sahibine isyan olur.

Bu âlemde kaynayan kirli ve zehirli kazanların muharrik gücü niçin hiç merak edilmiyor ve niçin aşma mücadelesi verilmiyor? 

O halde gerçeğe ulaşmak için ilkeler bazında ne gerekir?

Vahyi beklemek yerine onu uygulama mücadelesi vermek ümidi ile... 

Selâm ve hürmetler...

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle