--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Din boşluk kabul etmez 

İlhan Oral
İlhan Oral

İnsan, kendi yaratılışı hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Nerden geldiği ve nereye gideceği hususunda da bilgisi netleşmemiştir. İnsana verilmiş olan akıl nimeti en değerli nimettir. İnsan, varlıklar âleminde en değerli yaratık olan aklının niteliğini, niceliğini, çeşitlerini ve fonksiyonlarını idrak etmekte çok yetersizdir. Ciddi meselelere tahammül edemediğinin farkında değildir. Geldiği yer hakkında bilgisiz ve gideceği yer hakkında meraksızdır. İçinde yaşadığı hayatı çok kötü kullandığının şuurunda da değildir. Karmaşık bir ortamda ve boşlukta bocalamaktadır.

Genelleyerek anlatmaya çalıştığımız insan böyle bir yaratıktır. Amma onu yaratan Allah Teâlâ ona sayısız özellik, güzellik, nimet vermiş ve bunca manevi değerler yanında bunları idrak edecek akıl nimeti ile onu donatmıştır. Nice nice duygularla onun gönül atmosferini süslemiştir. Sonra da bunların değerini anlayıp gereğini yapmasını istemiştir. Eğer Kadiri Mutlak Allah Teâlâ, insanı ot gibi, ağaç gibi yaratmış olsa idi onu sorumlu tutmayacaktı, mükellef kılmayacaktı. Rabbimizin, yaratıp kendine “vahyi gönderdim” dediği arı denen sineğe, insanın yapma yeteneği olmayan bal gibi bir nimeti üretme programı yüklemiştir. Buna rağmen ona sorumluluk yüklememiştir. İpek böceğinin esrarengiz âlemini ve ürettiği ipeğin inceliklerini idrak etme durumunda olması gereken akıl çaresiz kalmaktadır. Her şeyin yaratan sahibi, ineğin ürettiği sütün, arının bin bir çiçekten seçerek toplayıp ürettiği balın, esrarengiz bir ortam ve işlemle ipek böceğinin üretip insanın hizmetine sunduğu ürünün formülünü ifşa etmelerine izni verilmemiştir. Halikı Zül Celal Allah, bunlarla insana sayısız mesajlar vermektedir. Bunları anlamak ise aklın kalitesine ve aklın işleyiş randımanına göre değer kazanır.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Allah, akıldan daha değerli bir şey yaratmadı” buyurarak insanı derin gaflet uykusundan uyaracak nitelikte mesaj vermektedir. Cenab-ı Hakk’ın kullarına sunulmak üzere Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gönderdiği Kur’an-ı Kerim’i sonsuza yolculuk kılavuzu olarak vermiştir. Bu perspektiften bakınca inanılması güç bir netice ile karşılaştığımıza şahit oluyoruz. Her şeyi yaratan, yaşatan, koruyan, kollayarak yöneten Allah Celle Celaluh, insan denen bir mahlûku ahsen’i takvim olarak yarattığını ve ona en üstün değeri verdiğini beyan ediyor. Bu en üstün değer sahibi insana ekstradan Kur’an gibi bir kanunlar mecmuası göndermiştir. Kur’an’ın insanlara gönderilmesi, insana verilen yüce değerin ispatıdır. Ancak gereğinin yerine getirilmemesinin bedelinin de çok ağır olduğu da bir gerçektir.

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ve arz ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, bundan endişeye düştüler. İnsansa bunu alıp sırtına yüklendi. Çünkü o çok zâlimdir, çok cahildir. (Ahzap: 33/72) Bununla beraber Rahman ve Rahim Rabbimiz yine Kur’an-ı Kerim hakkında: Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirseydik, muhakkak o dağı, Allah korkusundan baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu temsilleri, biz onları insanlar anlayıp düşünürler diye veriyoruz. (Haşr: 59/21). Bu ilâhî beyanlar gösteriyor ki, aklı olup sorumlu tutulan insan kendini ilgilendiren her şeyde çok hassas olmak zorundadır.

İnsana hem hayatta ve hem de dünya hayatı ötelerinde sonsuza açılan yolculukta kılavuz olarak verilmiş olan Kur’an, anlaşılmalı ve yaşanmalıdır. Hele Müslümanlar bu anlayış ve bu azimde daha dikkatli olmayı ideal edinmelidirler. Kur’an’ı anlama sıkıntısı çektikleri halde Müslümanların beşerî mülahazalarla tefrikaya alet olmaları Allah Teâlâ’ya açık isyandır. Müslüman bile olsa, insan Kur’an’a çağırıldığı zaman ya kendi takıntılarından, ya bağlı olduğu grubunun evhamlarından ya da ideolojik saplantısından vazgeçip Kur’an’a dönemiyorsa münafık ve müşrik olur. Kur’an dışında bir sistemi kanıksamış durumda olmaları Müslümanlara artı bir değer kazandırmaz. Bugün İslam âleminin perişan halini anlatmaya gerek yoktur. Tetiğe dokunan da, can veren de Allahu Ekber diyor.

Bebeğini sokak ortasında bırakarak çekip gidecek kadar insanlığını kaybetmiş sözüm ona anneler artarak çoğalmaktadır. Aile cinayetleri ürkütecek boyutlara ulaşmıştır. Boşanmalar cinnet boyutlarındadır. Ortada kalan boynu bükük masum bebekler ve evlatlar virane gönülleriyle toplumun temellerine korkunç dinamitler niteliğinde büyümektedirler. Oysa devlet, aileyi korumak ve kollamak için bakanlık kurdu. Belediyeler bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, bazı gönüllü kuruluşlar konuyu ele almak ve çareler üretmek istiyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı bu ve benzeri hizmetleri yürütmek istiyor. Aile eğitimi alanında en güçlü teşkilatlarımızdan biri konumunda olan Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Üniversitelerimizde ve diğer kurumlarımızda buna çok önem verilmelidir. Bugün Müslümanlar, eğitimde, aile kurumunda, izdivaç hususunda, miras hukukunda, tevhid akidesinde, İslam kimliğinde, ahlâki ilkelerde, medeniyet kavramında, sanayide, para yönetiminde, üretim ve ticaret alanlarında bankacılık ve faiz konusunda bunalım sürecini yaşıyor. Bunlar kronikleşmiş hastalıklar ise, biz niçin Kur’an’a sarılmayalım ki! Esselamu aleyküm.

 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle