--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Beşîr ve nezîr liderin görevi

İlhan Oral
İlhan Oral

Her devirde hayatı çekilmez yapan, nice cana kıyan, nice hane söndüren, nice hakka tecavüz eden ve nice hak gasp edenlerin kalplerinde vahşet vardır. Vahşette ölçü yoktur. 

İnsanların aşırı derecede maddeciliğe kaydığı bir ortamda hayatı çekilmez yapan vahşet yayılır. Hak, adalet ve huzur aranır hale gelir. Hak, adalet ve huzur arayan çevreler ya hak alma gayreti ile beşerî hamlelerle yola çıkarlar. Ya da bu alanda bilenirler. Hepsi de vahşet ve zûlüm ile haksızlığı önleme gayreti güderler. Fakat öncekilerini aratırlar. Orta yolu bulamazlar. Artık insanlık fasit daire içinde bocalamaya mahkûm olur. Böyle toplumlarda yöneticiler adaleti sağlayamazlar, zengin başkalarının da hak sahibi olduklarını unuturlar, bunu düşünme yeteneğini kaybederler. Toplum karma karışık olur. Allah Teâlâ bunu şöyle anlatır; İnsanların elleriyle yapıp kazandıkları yanlışlar yüzünden, karada ve denizde fesat çıktı. Belki dönerler diye, Allah onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırıyor. (Rum:30/41)

Her şeyden önce kâinatı yaratan, tanzim eden, yöneten, koruyup kollayan kudret, Allah Teâlâ’dır. Cenab-ı Hak, her şeyi en iyi bilendir, her şeyin dengesini ve hayrını da bilen O’dur. Mülk de O’nundur. Ezel ve ebed de O’nundur. O sistemini kullarına göndermiş ve ondan yararlananları uyarmıştır; Gerçekten size, içinde bütün hayatî değerleriniz olan bir kitap indirdik. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (Enbiya:21/10) Monoton, yetersiz ve klişeleşmiş akıllarıyla çözüm arayanlar, arkalarına bakarlar, kasılır yerlerinde sayar dururlar.

Kalp aklıyla bakıp lüb aklıyla mutluluk arayanlar asıl sisteme yönelirler. Onun için okuduğumuz ayet, huzur isteyenler için bütün dikkatleri Kur’an’a çeker. Huzur ve güvenle yaşama isteyenleri Kur’an hakikatleri üzerinde yoğunlaşırlar. Bütün hayatî değerlerin hepsi ve her türü, Kur’an’da olduğuna göre Kur’an insana ümit kaynağı olduğunu gösterir, Allah Teâlâ’dan gelmiş, asırlarca uygulanmış ve büyük devletler kurdurmuş, gittiği her yere ilim, adalet ve medeniyet götürmüş bir sistem elbette huzur kaynağıdır. Elbette güvenlidir ve elbette âdildir. İşte tam burada Peygamber devrededir ve bütün özellikleri ile insanlığa ışık yakıp önlerini göstermektedir. Onun için Cenab-ı Hak, Resûlün görevini takdir etmiştir.

Ey Resûlüm, biz seni bir şahid, bir beşîr, bir nezîr ve O’nun emriyle Allah’a davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak gönderdik. (Nur:33/45,46) İslam’ı anlamak ve hayatımızı ilkeleriyle düzenlememiz için bu ve benzeri Kur’an beyanlarını içerikleriyle beraber çok ileri düzeyde anlamamız şarttır. Zaten, şeriat, örnek önder Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin yaşadığı, uyguladığı ve kendinden sonra gelecek ümmetine miras olarak bıraktığı Kur’an’ın özüdür ve değerler bütünüdür. Hem O sallallahu aleyhi ve sellem, “kaffeten nâs” bir Resûldür. Hem de “risalet” ve “sünneti” ile inanan seçkinler arasında fiilen yaşayan bir rehberdir. Biz seni ancak bütün insanlara beşîr; müjdeleyici ve nezîr; uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler. (Sebe :34/28)

Son peygamber olarak gönderilen Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin tüm insanlığı iyiliklerinden dolayı müjdeleyen ve kötülüklerinden arınmaları için korkutarak uyaran rehberdir. Evet, O, bütün insanların müjdeleyicisi ve uyarıcısıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin zamanındaki insanlardan başlamak üzere kıyamete kadar gelip geçecek insanların tamamının uyarıcısıdır. Bu şanlı ve bu en büyük davayı insanlara tebliğ ederken işe nefsani duygularını karıştırmadan görevini yapardı. Bugün tüm zihniyetlerin ferdileştiği bir dünyada, din anlayışı da bireyselleşmiştir. Fakat vahyin bütününde evrensellik esastır. Dinde bireyselliğe, grupçuluğa, particiliğe, tarikatçılığa, cemaatçiliğe ve tefrikanın hiçbir tandansına yer ve geçit yoktur. Kim İslâm’dan başka bir din; hayat tarzı ararsa, o istediği din asla kendisinden kabul olunmaz ve ahirette de o ebedî zarar çekenlerdendir.(Ali İmran: 3/85)

Netice itibariyle din, “onun bunun” yorumu üstündedir. Âzîm Allah Teâlâ, kullarının felahı için gönderdiği dinde yorum yaparak tefrika çıkaranlara hiç hak ve yetki vermemiştir. Resûlünü de, halis din olarak uygulayanları müjdelesin, İslam’ı, yorumlarıyla işlemez hale getirenleri cehennem azabı ile inzâr etsin diye göndermiştir. Bu sistem medenî bir sistemdir.

Resûlün yaşadığı din, Allah’ın dinidir!.. Esselamu aleykum. 

 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle