Belirsizlik hastalıktır
Kâinat ve hayat, dengeler sistemi üzerinde kurulmuş olduğu unutulmamalıdır. Bunu idrak etmeden yaşamak anlamsız ve verimsizdir. Beyin fonksiyonlarını ve sosyal bünyeyi eleştiriler üzerine yüklemek ve bu minval üzere mücadele vermek, adalet simgesi olan terazi kefelerinin ayarını bozar. Herkes hak ettiğinin akıbetine katlanmalıdır. İlâhî sistem böyle kurulmuştur ve böyle devam eder.
Bu anlayış çerçevesinde insanların ve kurumların ihtiyaçlarını ve sıkıntılarını yerinde görüp tesbit etmek adalet duygusunun gelişmesine vesile olur. İmkânlar çerçevesinde gerekli müdahalede bulunmak dengeleri sağlar. Âdilâne uygulama psikolojik toparlanmaya, sosyolojik rahatlamaya zemin hazırlar ve sosyolojik rahatlama da güven duygusunun gelişmesine ve yayılmasına sebep olur. Bugün devlet kurumlarında kiminin gözü kiminin makamında ve kiminin kaprisleri kiminin çıkarları aleyhinde tezahür etmektedir. Makam işgal eden nice yetkili, dışarıdan gelen nice teklif ve yenilikler karşısında tanınmaz bir pozisyon sergiliyor. Bunu her fırsatta ve her gözlemde görmek mümkündür. Bu makamlar geçicidir. Birçokları bir şeylerin peşinde işinin dışında bir iş ile uğraşırken başkalarının hakkı zail olmaktadır. Hele bu ve benzeri davranışlar hakların düzenlenmesi gereken adliyede, hizmetlerin yürütüldüğü belediyelerde hele hele eğitim kurumlarında ve akademik kariyer nitelik sahibi yüksek tahsil kurumlarında cereyan ediyorsa derin derin düşünmek gerekir.
Birçok birimde yetkilileri aleyhinde ağır eleştirilerden sonra işinin başına geçen sorumlu, liyakatini nasıl kullanacak? Dünyanın çeşitli ülkelerinden teknolojik ve elektronik ürünler satın alıp kendi ülkesinde bir otomobil patenti bulunmayanların haklılığı söz konusu olabilir mi? Hak ettiğinin karşılığı olsun ya da olmasın çalışan mutlaka üretici olmalıdır. Yoksa böylesi ihmaller bu millet için uygun değildir. Devlet, kurumları ve şahıslar işi atalete dökmeden, israf etmeden, lükse kapılmadan, işi neme lazım budalalığına indirgemeden ve menfaat hummasına tutulmadan yapılacak harcamalar çok önem arz etmektedir. Hem inanmış ve medenileşmiş toplumlar gelir dağılımlarını, hakkaniyet anlayışı ile ve adalet esası ile paylaşım erdemine sahip toplumlardır. Bunun dışındakiler vahşet derekesine düşerler, bu yaygınlaşır sonra güven bunalımına yol açar. Bir ayeti kerimede, o günkü sahabeye verilen emir, çok muhteşem bir İslamî ilkeyi geneller; “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan da sakının. Allah’tan ittika edin. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr:59/7) İnsanlar, özellikle müslümanlar hak ve hakkaniyete bağlı ve saygılı olma zorundadırlar. Eğer Yaratan Kudretin sisteminde hayır ve şer adına “miskali zerre”ye varıncaya kadar her şey hesaba tabii ise hangi inanmış, insan hakkın dışında bir uygulamaya tevessül edebilir?
Bütün bunların tümü kayda girer, silinmez, zayi olmaz ve gizlenemez bir koruma altına alınır. Bir tarafta tarihe mal olur. Diğer tarafta İlâhî koruma altına alınır. Fakat toplum nezdinde olayların etkisi azalır ve değerini kaybeder. Amma inanmış insanlar bilirler ki Allah Teâlâ’nın bilgisi dışına taşmaz, hiçbir bilgi O’nun katında kaybolmaz. İnanabilecek kadar akıllarını kullanacak seçkin insanlara mülkün sahibi Allah Teâlâ çok ciddi bir uyarıda bulunur. “Ey Resûlum! Andolsun ki, Biz, sizden evvelki nice nesilleri, zulmettikleri zaman helâk ettik. Hâlbuki onlara peygamberleri deliller ile gelmişlerdi. Onlar ise iman etmediler. İşte günahkâr suçlu kavmi Biz böyle cezalandırırız.” (Yûnus: 10/13) Zulüm kavramının hassas kavram olduğunu unutmamak gerekir. Zulüm, hakkın zıddıdır. Hakkın zayedildiği her hal ve her yerde zulüm vardır. Çalışan insan işini savsakladığı zaman hakkı zayeder ve zâlim olur. İlgili bir insan, “emri bil maruf ve nehyi anilmünker” görevini yapmazsa hakkı yerine getirmediği için zâlim olur. Eğitim ve öğretim alanında karşılarında sorumlu olduğu hak sahiplerine en kaliteli bilgi ve beceri kazandırmıyorsa gerekeni vermediği için haksızlık yapmış olur ve aynı akıbete duçar olur. Öylesi insan hem dünyasını harap eder, hem de ebedî hayatını riske atar. Bu yanlışları yapan herkes için Tevbe kapısı açıktır.
Ancak Fetullah Gülen’in zulmü boyunu aşmıştır. Yalnız Türkiye’de değil küresel düzeyde cehennem ateşi gibi yakıp kavurmaya yöneliktir. Özellikle ülkemizde bu şirret kişinin atar damarları koparılmakta ve fitne ateşi söndürülüp soğutulmaya çalışılmaktadır. Elbette yeterli değildir. Bu adı geçen kişinin teröristlerinin dışarı kaçanlarını, içeride sinip pusuya yatanlarını ciddi boyutlarda takibat altında tutmak gerekir. Tevbekâr olanlarını da teste tabi tutmakta fayda vardır. Çünkü bunlar haksız yere çok insanın malına el koydular ve parasını gasp ettiler, cana kıydılar. Çok masumun kanını akıttılar nice yuvalar yıktılar, anaların yüreğini yaktılar, çocukları yetim bıraktılar. Müslümanların güvenlerini tarumar ettiler. Maalesef Allah Teâlâ’nın gazabını hak ettiler. Bunların yüzünden bugün bazı üniversitede ve bazı kurumlarda tahmin edilemeyecek kadar belirsizlikler olduğu söylentisi yaygındır. Böylesi belirsizlik hastalığından her insanın daha anlayış ve daha mantıklı olması dileklerimle! Esselamu aleyküm.







