Aklı kullanmak!(3)
Geçen yazımızda konuyu kapatırken önemli bir ifade kullanmıştık. Konu ilgili açıklamayı önümüzdeki yazımızda yapmak üzere yazıyı noktalıyorum demiş ve gelecek yazıda çok önemli ve önemli olduğu kadar da çok ciddi bir meseleyi dile getireceğimizi ifade etmiştik.
Her müslüman çok iyi bilmektedir. Allah vardır, birdir. Kullarının hayat düzenlerini kurup mutlu bir hayat yaşamaları için gönderdiği kılavuz kitap Kur’an’dır. Kur’an’ı yaşayıp anlatmak üzere görevlendirdiği Resul, peygamberlerin sonuncusu Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir. Kulları için gönderdiği düzenin adı İslam’dır. Bu isme, bizzat Allah Teâlâ kendisinin razı olduğunu: “…Artık onlardan korkmayınız, Benden korkunuz, bugün sizin üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak ‘İslam’a razı oldum…” (Maide:5/3) ayeti ile net ve kesin bir ifade kullanarak belgelemiştir.
Şimdi, akıllıca düşünmesi gereken müslümanların küresel ve sosyal halleri ayete uygun olup olmadığını irdelemeleri gerekir. Bunda sıkıntı çekiyorlarsa bilmelidirler ki, çektikleri sıkıntılar, Kur’an’a karşı tavırlarından kaynaklanmaktadır.
Özellikle bütün müslümanların otokontrol sistemine girmeleri ve özeleştiriyi, Kur’an’ın hayat atmosferinde yapmaları ve bunu inadına sürdürmeleri gerekmektedir.
İslam, Kur’an ve sünnetin bütününün evrensel adıdır ve ilâhî yönetimin sistemidir.
Yeryüzünde Kur’an’ın özellikle ve öncelikle uygulamasını en mükemmel şekliyle yapan yegâne şahsiyet Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir. O’nun hakkında çok kesin hükümler veren de Allah Teâlâ’dır. “O konuştuğunda kendi hevasından söylemiyor. Ancak onun söyledikleri vahyidir, ondan başkası değildir.” (Necm: 53/3,4)
Vahyin dışında bir gelişme olması ihtimalini de gündeme alan Allah Teâlâ, Resulüne, çok ağır bir ifade kullanarak korkunç bir uyarıda bulunmaktadır. Hedefte O, sallallahu aleyhi ve sellem gösterildiği halde bütün müminler ciddiyetle teyakkuz durumuna hazırlanmaktadır.
Bu vesile ile bütün müminleri de dehşet seviyesinde uyanık tutacak müthiş uyarıcı:
Hiç şüphesiz o Kur’an, çok şerefli bir elçinin sözüdür. Ve o bir şair sözü değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz. Bir kâhin sözü de değildir, siz pek az öğüt alıyor ve az düşünüyorsunuz. O Kur’an, âlemlerin Rabbinden indirilmedir. Eğer o peygamber bazı sözleri uydurup Bize karşı bir iftira olarak söylemiş olsa idi, elbette onun sağ elini alıverirdik. Sonra onun şah damarını kesiverirdik. S izden hiç biriniz de onu korumak için siper olamazdınız, Ona yardım edemezdiniz. (Hakka:69/40-49)
Cenab-ı Hakk, ayet meallerinde görüldüğü gibi bütün vahyi dışı değerlendirmelere muhkem bir set çekmektedir.
Böylesi bir ayarlama ile kıyamete kadar gelecek müslümanlara cihanşümul talimatını vererek her mekânda, her devirde ve her fırsatta vahiyden ayrı bir komposizyona girmemelerini ihtar etmektedir.
Buna rağmen Allah Teâlâ, din alanında Resulüne çok önemli görevler verdi. Bu görevlerden en dikkati cazip olanlarından şunlar çok manidardır:
Onlar ki yanlarındaki Tevrât ve İncil’de yazılı buldukları o Elçi’ye, o ümmi Peygamber’e uyarlar. o Peygamber ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara temiz ve faydalı olan şeyleri helâl, çirkin ve zararlı şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O’na inanan, destekleyerek ona saygı gösterip bağlanan, ona yardım eden ve onunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felâha erenler onlardır. (A’raf:7/157)
Şimdi tam burada aklı rantabl çalıştırıp sağlam zemine yerleştirelim ve ilâhî mesajları algılayacak kıvamda kullanalım. Bir tarafta kendisine bir söz bile söyleme yetkisi verilmiyor, diğer tarafta çok ağır görevlerle sorumlu tutuluyor. Normal aklın bunları düşünüp derinlemesine değerlendirmesi gerekmez mi? Allah aşkına mümin olarak biraz daha düşünelim.
Evet, O’na hiç taviz yolu açmamak kaydı ile ne yapması, nasıl konuşması ve ne kadar hassas olması gerektiğini kesin bir dille deklare eden Allah Teâlâ, O’na mükemmel bir kulluk şeması çiziyor:
“De ki: -ben sadece bu etrafını haram kıldığı şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum. Her şey O’nundur. Ben müslümanlardan olmakla emrolundum. Ve Kur’an okumakla emrolundum…” (Neml: 27/91,92)
Bu âyette Cenab-ı Hakk, Peygamberine, görüldüğü gibi, üç temel görev vermektedir.
Bunları bir sonraki yazımızda açalım ve inceliklerini görmek üzere İnşallah…







