--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Akıl için alt yapı(2)

İlhan Oral
İlhan Oral

Bu çok önemli ve biraz da ağır bir konuyu ısrarla ve devamla işlemeye çalışmamızın bir sebebi olması gerekmez mi? Buna yazımızın sonunda biraz değinmeye çalışacağız.

Elbette sebebi hatta çok sebebi olmalıdır.

Her hususta ve her alanda doğru olacakları tahayyül edilen özellikle beş vakit namazını kılan bütün davası! İslam olduğu zannedilen Müslümanları müşahede altında inceleyince ipi kopmuş tesbih taneleri gibi sağa sola serpildiklerini görürüz. Akıl bunun neresinde diye sıkıntı çekeriz.

Güya okumuşların, mollaların, imamların, müftülerin, akademisyenlerin, şeyh efendilerin, bütün sivil örgütlerin liderlerinin hatta siyasî partilerin öncülerinin kendilerine göre bir din imajı sergilediklerini görmek, iyi niyetli insanları sükuti hayale sürükler.

İlgisi olan da olmayan da kalkıp; “Allah’ımız bir, kitabımız bir, Peygamberimiz bir, kıblemiz bir…” açıklamalarında bulunuyor. Fakat bunlardan hemen hiç biri “bunu nasıl gerçeğe çeviririz” diye hiçbir teşebbüste bulunmuyor. Hele “bunun elbette Kur’an gibi bir kaynağı vardır, dönüp ona bakalım” diyenine rastlamazsınız.

Şimdi “Gelin ayıklayın pirincin taşını. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” Madem öyledir. “Allah’ımız bir, kitabımız bir, Peygamberimiz bir, kıblemiz bir…” bunun adına İslam birliği deyin ve her yönü ile gerçekleşmesine var gücünüzle ve kalbi selimle hep beraber çalışmaya başlayın.

Esefle belirtmek gerekirse buna hiç kimse razı olmayacaktır. Çünkü irili-ufaklı tanrıcıklar buna asla izin vermeyeceklerdir. Her taraftan tanrıcıklar ve tanrıçalar Kur’an hakikatlerini gölgelemeye yelteneceklerdir. Hem “diyecekler ki;”  

 «O Kur’an’ı dinlemeyiniz, O okunduğu zaman gürültü çıkarınız umulur ki siz galip olursunuz.» (Fussilet: 41/26)

Demek ki, Kur’an söz konusu olduğunda beşerî çırpınışlarla bir şeyleri yapmaya yeltenmek inkârcılıktan kaynaklanmaktadır. Bu da aklı “mead’in olmamasından kaynaklanmaktadır. Burada hiç de estetik olmayan bir manzara görünüyor. Nifak ve riya hastaları sahnelerde görüntü veriyorlar ve İslam’ı aksesuar olarak kullanmaya kalkışıyorlar. Bu ise kültür bozukluğunun, zekâ yetersizliğinin had safhada olduğunu sahneler. Aynı zamanda Aklı meadın olmadığını netleştirir.

En-nuhâ aklı, bir hedef belirleyen, nice bilimsel başarı sağlayan hatta nice buluşlar gerçekleştiren akıl olmasına rağmen dünya hayatını, ebedî gelecekle ayarlama kapasitesine sahip olmadığını anlatmaktadır.

Daha doğrusu madde âlemi ile mana âlemi arasında nice hakikatleri ve nice hikmetleri algılama becerisini gerçekleştiremez. 

Zaten yalın akıl, çıkarların, korkuların, şartlanmaların, evhamların, baskıların dayatmaların, mesnetsiz vaatlerin karşısında fonksiyonunu kullanamadığı için daima akıntıya sürüklenmiş, girdaba bırakılmış ve bu yüzden de sürekli sorgulanmış akıl olarak kadük kalmaya mahkûm olur.

Dünya devlet liderlerinin toplantılarındaki tutarsız, hedefsiz, mesnetsiz, dengesiz ve adaletsiz kararları bu yalın aklın saçmalıklarından başka bir neticeyi fotoğraflamaz.

Nice mağdur ve mazlum ülkenin fakirliğe mahkûm edilen insanın malını sömüren eşkıya ruhlu sömürgeci zalimler, uygar! kesilir haklı çıkar, sömürülerine devam ederler, mağdur ve mazlum ülkenin fakirliğe mahkûm edilen insanı daima haksız pozisyonunda kalır. Her zaman bunlar primitif ve zelil bir hayat tarzını kanıksayarak yaşamaya devam ederler. Akıl, zâlimi daha zâlim yapmak mı ister?

Yalın aklın tahribatı ve saçmalığı bu kadar değil elbette.

Sayılamayacak kadar sabıkası olan yalın akıl, içinde bulunduğumuz süreçte daha çok kendini kullandıracak çok aktörü hareketlendirecek ve toplumu meşgul edecek ve milletin karşısına çıkaracaktır. Birinin ak dediğine diğerlerinin mutlaka kara deme fantezisi sürecek, matadorlar rengârenk bezleri sallayacak milleti tahrik ederek güç isteyecektir.

Beni, bizi, hepimizi yönetme mücadelesi verirken, hiçbiri kendini “ne kadar haklıyım ve ne kadar doğruyum” ve bu teşebbüsümde ne kadar ehliyet sahibiyim, düşünmeyecektir.

Burada bir gerçeği de göz ardı etme basiretsizliğine düşmemek için “aklı meadı” devre dışı bırakmamak gerekir. “Hayır” adına kim ne yaparsa takdir etmek de aklın fazileti ve mead aklın açılımı olduğu gerçeği, akıllardan çıkmamalıdır.

“Aklı meadı” biraz daha açmak üzere devam diyelim. Es-selamu aleyküm.

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle