Akıl, akıl üretebilir mi?
Çok önemli ve çok düşündürücü bu soru, özellikle günümüz Müslümanların derdi olmalıdır. Hem bu konu ile ilgilenmeleri konunun ciddiyeti istikametinde gelişmelidir.
Bu anlayış ve imanla aklın ve her şeyin sahibi Allah Teâlâ’nın muradı çerçevesinde Müslümanlar harekete geçmeli ve bunu Kur’an öğretileri ile gerçekleştirmelidirler. Hiçbir bilgelik ve hiç bir beşeri yorum buna gölge düşürmemelidir. Herkes haddi ölçüsünde görevini üstlenmelidir.
Aksi halde her yerde nevzuhur tanrıcıklar baskın rollerini acımasızca ve amansızca iştaha çevirecekler ve zevkle sürdürmeye devam edeceklerdir.
“Güneş balçıkla sıvanmaz”, “Kur’an’ın öğretileri yok sayılamaz, “gafillerin felahı olmaz” Kur’an hakkında temel bilgi, usûl ve şuuru olmayan cahillerin isabetinden bahsedilemez.
Sahte tanrıcıklar kimseye fayda sağlamaz. Müslümanlar, yeniden akıllarının ve kalplerinin bakımını yaptırarak hakikate ulaşmak için seferber olmalıdırlar.
Daha önce lüb aklı açıklarken Kur’an-ı Kerim’de ancak lüb aklın tanımı olduğunu delil olarak sunmuştuk: Zümer Sûresi on sekizinci âyette beşer için en önemli akıl, lüb aklı olarak tanımlandığına dikkat çekmiştik.
Onlar ki sözü dinlerler, sonra da en güzelini tatbik ederler, işte onlar Allah’ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir ve işte onlardır el-bab akıl sahipleri.
Bu ilâhî beyanda iki temel değerden biri söz dilemek, ikincisi sözün en güzelini tatbik etmektir. (Zümer: 39/18)
İşte esas akıldan maksat budur.
Sözlerin en güzeli en başta Kur’an-ı Kerîm’dir. Kur’an-ı Kerîm, ilâhî hükümlerinin tatbik edilmesini emrettiği halde neden Müslümanlar birbirlerine zıtlaşmakta, birbirlerini boğazlamakta, birbirlerine tuzak kurmakta, birbirlerinin düşmanı olmakta ve o Kerîm Kitabı yok sayarak birbirlerine zulmetmektedirler.
Hele bir düşünün Kur’an-ı Kerîm her tür tanrıcığı tehlike olarak haber verdiği halde, bireyler, gruplar, çıkar çevreleri, partiler, tarikatlar, mezhepler ve daha nice tefrika oluşumları her alanda kendi hükümranlıklarını gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar! Allah Teâlâ en başta yanlışa, dolayısı ile şirke saplanan bireyi dehşetle uyarmakta, beşerî zaafları tanrılaştırmaları yermekte ve şöyle buyurmaktadır.
Ey Resulüm hevasını, kendi kabullerini ilâh edinen kimseyi gördün mü? Onun üstüne sen mi vekil olacaksın? (Furkan: 25/43)
Böylesi bir uyarıyı ve böylesi bir sözü yani en güzel sözü göz ardı ederek kendi kabullerine öncelik vermek akıllı olan insanların işi olmadığı çok iyi bilinmelidir ve unutulmalıdır.
Kur’an gibi bir Kitabı kendi görüş ve kanatlarına alet olarak kullanmaya kalkışanların akıllarını yeniden revize etmeleri gerekmektedir. Zaten hakikate ulaşma yolu budur. Bu olgu gerçekleşmediği takdirde pozisyonda değişme olmayacaktır.
Bu konuda İslam dünyasının hemen her yerinin kan gölünü andırması ve her köşesinin ihanet şebekesini andırması, çıkar hummasına tutulmaları Müslümanların uyanışına yeterli sebep kabul edilmelidir. Hükmün ve mülkün yegâne sahibi Allah Teâlâ’ya rağmen eğer Müslümanların uyanışına yeterli sebep kabul edilmiyorsa bu telafisi mümkün olmayan akıl tutulmasıdır. Bu haliyle İslam dünyası, “meyyiti müteharriklerin” diyarını andırmaktadır.
Daha önce yapılan açıklamalardan da anlaşılıyor ki akıl, Allah Teâlâ’nın Kitabı Kur’an doğrultuları istikametinde kullanılmadıkça, akıldan beklenen gerçekleşmiyor demektir.
Onun için akıl, harcı âlem yani herkesin klasik anlamda kullandığı yalın akıl ise yanılma payı çok yüksek olur.
Gerek İslam dünyasının ve gerekse tüm insanlığın akılları yüzünden çektiği bundan başka bir görüntü sergilememektedir. Netice itibarı ile akıl, akıl üretme gücüne sahip değildir ve üretmediği de yaşanmakta ve görülmektedir.
Çözüm bekleyen nice mesele, kendi çözün alanında olan akıl, işini yapamıyorsa, işini tamamlayamıyorsa yetersizliğini belgeliyor demektir. Kalibresi yüksek olan akıl bile çoğu zaman fonksiyonunu icra edemez olur, özüne ters olan bahaneler üretir ve değerini koruyamaz duruma düşer.
Bazen yerleşik bozuk düzen, yönetim problemi, sahipsizlik, şartlanmalar, tutarsız ve dayanaksız kültür sapmaları, sosyal ve ekonomik baskılar, yanlış eğitimin etkinliği ve benzeri daha birçok sebep, aklı bloke eder ve verimsizleştirir. Onun için aklı gereğinden fazla zorlamadan şartlara göre değerlendirmek daha akıllıca kabuldür. Esselamü aleyküm!







