Aile tahribatı kasdî tuzaklardır(2)
Aile tahribatı kasdî tuzaklardır(2)
İlhan Oral
Devrimizde aile, insanlık tarihinde görülmemiş boyutlarda tahrip edilmiştir. Bu korkunç tahribat bütün şiddeti ile artırılarak soysuzlaştırma boyutlarıyla süregelmiştir.
Bundan takriben kırk yıl önce merhum arkadaşım Avukat Ali Osman Boylu ile Kartal adliyesine uğramıştık. Dava sırasını bekliyordu. Bir ara bana; “bak İlhan bey şu kapının kenarında bir hâkimin günlük bakacağı dava listesi var. O listedeki davaları konularına göre gözden geçir. Senin bu konudaki hassasiyetini biliyorum. Gün gelir sana lazım olur” dedi. Arkadaşımı rahmetle yâd ediyorum. Meğer o gün bu gün imiş!
Listede altmış dava vardı. Bu altmış davadan otuz yedisi boşanma, onu nafaka ve geri kalanı diğer davalardı. Şimdi gelin görün ki, bugün artık hoppa ve hafif kadınlar, nikâhlı kocalarından boşanma gereği bile duymadan neler yapıyorlar???!
Bir bahane uydurmadan ya da hiçbir açıklama yapmadan kendi gibi aşağılık ve sünepe erkeğin “gel seni ben kocandan korurum” teminatını alıyor ve gidiyorlar. Aşkla, hasretle ve nice umutla yanına gittikleri o namus yoksunu erkek ya o kadının parasını yiyor ya kredi çektiriyor ya da kadınlığından para kazanıyor. Veyahut o kadını öldürüyor. Testere ile parçalıyor, rastgele yerlere atıyor. Bunlar da yetmiyor.
İcabında onları bütün ümitlerinden mahrum ederek evsiz, barksız yüz üstü terk ediyorlar. Çocuklarından da yoksun bırakıyorlar. Şimdi biz müslümanlar oturup kendimize sorup muhasebesini yapmamız gerekiyor. Her alanda nice değerli evlatlar yetiştirmiş anaları olan maddî ve manevî değer biçilmez annelerimiz vardı. Onların nesillerinden gelen kadınlarımız neden dünyanın pespâye bayanları haline gelsinler?
Pırasa gibi doğranıp oraya buraya atılacak kadar değersizleştirilen kızlarımızın, kadınlarımızın sorumluluğunu kim üstlenecek? Kadını yeniden evinin sultanlığına, hanımefendilik makamına davet edecek olanlar neyi beklerler? Kadını yeniden zarafetine, analık asaletine, kadınlık fıtratına, ona asaletini yaşatacak tesettürüne ve özellikle mazbut hayatına kim ısındıracak? “Git kınalı kuzum” diyerek evladını şehitlik makamına hazırlayacak o anaları kim yetiştirecek? “Cennet anaların ayakları altındadır” buyuran peygamberini kim ciddiye alıp mücadelesini verecek?
Yalnızca asimile değil, her tür aşağılama ile nesillerimizi yokluğa sürükleyen düşmanlar vardır. Onları aratmayacak kadar da “kassasûn” hikâyeci güyâ İslam mücahitleri vardır. Bunların hepsi kadın düşmanlığında âdeta yarış halindedirler.
Nesillerimizi yokluğa sürükleyen düşmanları anlamak mümkündür. Amma şu “kassasûn” hikâyeci güyâ İslam mücahitlerini kadın düşmanlığında anlamak korkunç bir vahamettir. Koca bir devlet Osmanlının çöküşünde her taraftan gelen korkunç acı, çaresizlik ve umutsuzluklar dert yüklü Mehmed Âkif’i âdeta çıldırtıyordu. Dünyanın en güçlü, en âdil ve en medenî Devleti Osmanlı çatır çatır çöküyor, cephelerde nice yüreği gamlı anaların “kınalı kuzuları” telef olup gidiyorlardı. Diğer tarafta devlet millet bitkin ve yorgundu. Açlık sefalet milletin belini bükmüş, çaresizlik zirvedeydi.
O gün bakın Âkif nasıl yalvarıyordu; “Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi? Ağzım kurusun… Yok, musun ey adl-i ilâhî!” diyerek feryat ediyordu. Allah’ın adaletine mazhariyet için esbabını arıyordu. O adl-i ilâhî vahyi hazırdı.
“Ey müminler! Kendilerinizi ve ailelerinizi bir ateşten koruyun ki yakıtı insanlar ve taşlardır. O ateşin üzerinde öyle Melekler vardır ki amansız sert ve çok şiddetlidirler. Allah kendilerine ne emrettiyse ona isyan etmezler ve görevlendirildiklerini mutlaka yaparlar.” (Tahrim:66/6) İşte Adl-i ilâhî!” bu!
Gariptir! Bunu kim ve kimler üstlenecektir?! Esselamu aleykum