Şule Yüksel

30 Ağustos 2019 Cuma

Öncelikle Allah rahmet eylesin. Ruhu için el-Fatiha.

Şule ablayı öğrencilik yıllarımda tanıma imkânı bulmuştum. İman etmiş olmanın gereğini yapmaktan, yazmaktan, konuşmaktan başka bir hedefi yoktu.

Şule Yüksel’in savunduğu davasının temel değerleriyle kazanılan İstiklal Savaşı ve ardından kurulun Cumhuriyet, kısa sürede bu değerlere karşı savaş açmış, kadınıyla-erkeğiyle, milletimizin zafer sevincini kursağında bırakmışlardı.

Bize zaferi anlatanlar, kağnıda donan çocuğuna aldırış dâhi etmeyen anaları örnek gösterirken, bu anaların kıyafetine düşman olmak nasıl bir zihniyetti anlayamıyorduk.

Şule ablayı tanıyıp mücadelesine şahit olduktan sonra anlamıştım. Cumhuriyeti kuran elit, kurucu halkı yönetimde istemiyordu. Geçelim.

Hatırladığım kadarıyla 1974 yılıydı. Şule abla Ankara’da hanımlara konferans verecekti ve salona beylerin alınmasını istememişti.

Salonun kapısında genç bir talebenin görev yapabileceğini, onunla irtibat kurabileceğini söylemişti.

Kavaklıdere Sinemasının salonundaki görevli MTTB’li genç bendim. O gün tanımıştım ve ondan sonra da gerekli oldukça irtibatımız sürmüştü.

İlk okuduğum kitabı “Hidayet” ve “Huzur Sokağı” idi.

Şule ablanın yazarlığı ve konuşmaları üzerine söz ve kalem erbapları yazıp konuşacağı için bir de ben tekrara düşmeyeyim.

Şule abla ile irtibatımız Ankara’dan sonra İstanbul’da sürdü. Mesut Uçakan, şimdi muhtevasını hatırlamadığım bir film çekecekti ve senaryoyu Şule ablanın görmesini istiyordu.

Bir akşam Bakırköy’deki evine misafir olmuştum. İşini gücünü bırakıp, yaklaşık iki saat içinde senaryoyu okumuş bazı değişiklikler istemişti. Geçelim.

Şule abla toplumun maneviyatına direnenlere karşı mücadele eden bir mücahide ve evlerdeki dünya ile ahiret arasındaki denge yüzünden çıkan manevi yangınları söndüren bir itfaiye eri idi.

Özel radyoların yayına başladığı ilk yıl, “radyolarda hanım sesi haram-helal tartışması yapılmıştı”. 

Mesele Şule ablaya kadar gitmişti. Ben de elçilerden birisiydim ve “radyolarda kadın sesine karşı çıkanlar arabalarında, evlerinde, iş yerlerinde kadınlardan şarkı, türkü, film, dizi izliyorlar da niye radyoda program yapacak hanımların sesini istemiyorlar” diye sormuştum.

Şöyle demişti:

- “Evladım! Ortalıkta manevi bir yangın var. Bir hanımın evinin, ailesinin komşusunun başına bir iş gelse sokağa çıkıp yardım istemeyecek mi?

Bir de iyiyi, doğruyu, güzeli üslubunca-edebince anlattıktan sonra erkek-kadın sesi olmuş ne çıkar. Mesele hakikati anlatmak değil mi? Anlamıyorum o kimseleri”. Geçelim.

28 Şubat zulmünün aralıksız sürdüğü 1990’lı yıllarda yine Şule ablaya ihtiyaç vardı ve üniversiteli kızlarımızın imdat çığlıklarına cevap vermek gerekti.

O tarihe kadar medyaya hiç çıkmayan ve röportaj yapmayan ablamızla, Cuma Dergisi’nde röportaj yapmak şahsıma nasip olmuştu.

Bu tarihten sonra da bize ihtiyacı olduğu sürece iletişimimiz sürmüştü. Rabbim rahmetiyle kuşatsın. 

Ezcümle: Onun yaşadıklarını yaşamayanlar onu anlayamazlar. 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti