Ramazan kalp ustasıdır derler
Ramazan kalp ustasıdır derler
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Ömrü olana bir Ramazan daha geldi ve uğurlanıyor. Yine verecek ve alacak nefesleri sona ermemiş olanlar bayramı da görecekler. Gelip de göçmeyen mi var?
Yahya Kemal’i rahmetle anarak sorunun cevabını “Sessiz Gemi” şiirinde bulalım.
•
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
•
Kalbi imar eden şiirlerden birisidir. Madem dönüş yok ve ebedi bir hayat var. O zaman demek ki, kalplerimiz yaşarken ihya ve imar etmeli, dost olmalı. “Ramazan-ı Şerif, bu imar ve ihyanın ustasıdır” deniliyor.
Kalbin ustalarından birisinin de beş duyu organı olduğu söylenir. Bunların üçünü şöyle sayarlar. “Kulak, göz, dil”. Ramazan orucunu mideye değil, bunlara tutturmak, ibadetin rüknü icabı buyurulur.
Kulak duyduğunu ölçüp-biçmeden; kalbe, vicdana, hak ve hukuka danışmadan rast gele rüzgâr gibi savurursa, o kulak kişiye ait değil demektir. Radyo anteni gibidir, aldığı sinyalleri dağıtma işini görür. Hiç kimsenin anteni olmamalı ve antenlik yapmamalı.
Gördüğünü irdelemeden, muhakeme ve muhasebeye tutmadan, olduğu gibi nakleden yahut gördüğünden ne anladıysa, kendisine göre yorumlayıp yaymak, paylaşılmasını sağlamak, kalbin maddi-manevi hastalıklarındandır.
Bu hale sosyal medya gayyası örnek verilir. Uzmanlar; “Sosyal medya insanı ahmak eder” diyor. Hakikaten sosyal medyada olup bitenlere bakıyorsunuz, yüzde doksanı havada uçuşan toz zerreleri kadar bile hükmü olmayan meseleler, ahmaklar tarafından yayılıyor ve çoğaltılıyor. Kul hakları yüklü sosyal medya, ahmakların elindeki kenelerdir. Kazanılan paraların çoğu ahmaklarındandır.
Dil meselesi ise bu hallerin çıkmaz sokağıdır. Dilin kemiği yoktur, istenildiği gibi döndürmemek lazım.
Söz tohumdur, nereye ne zaman nasıl ekileceği bilinmezse, o söz geri döner sahibini bulur. Yine sosyal medyada ceviz kabuğunu doldurmayan tartışmalar dilin afetidir. “Dilini tutan kurtulur” diyen ilahi ikazı sahiplenmek gerek.
•
Ezcümle:
Eskiler, Ramazan-ı şerife dair üç şeyi hatırlatırlardı. “Orucu; kulaklarınıza, dilinize, gözünüze tutturun. Yoksa boşuna aç kalmış olursunuz”.
Önce kalbimize dönmeli. Sonra eve ve aileye dönmeli. Ev ve aile, ev ve aile olmaktan her geçen gün çıkmakta! Ev ve ailenin bozulması, bireylerin kaybı değil, ülkemizin ve milletimizin kaybıdır. Bu kaybın telafisi ise yoktur.