Yalnız kurt gibi…
Yalnız kurt gibi…
LATİF ERDOĞAN
Bu yazı, vatanın maruz kaldığı tehlikeler karşısında ciğeri yanan bir vatanperverin, aynı duyguyu paylaşan bütün vatanperverler adına, ortak hislerine tercüman olmak için yazılmıştır. Okurlar da bu yazıya bu gözle bakıp öyle okusunlar.
FETÖ’nün biti kanlanmaya başlamış gibi görünüyor. Kendilerince atraksiyonlar zinciri hazırlıyorlar. Hatta yeniden darbe rüyaları görmeye kadar işi tozutmuşlar. CHP’de yaşananlar ve bölünmeye kadar gideceğe benzeyen çatışmalar tamamen bu MOSSAD aparatı hain örgütün operasyonu.
Terörsüz Türkiye hedefinin önünü kesmek için her türlü kahpeliğin kaypak oyunları oynanıyor. Başarılı olamayacaklar. İt ürür kervan yürür. Sonunda Türkiye bu terör belasından mutlaka temizlenecek, terörle mücadele uğruna feda edilen canlar, heba edilen milli servetler sarmalından kurtulacaktır.
Elbette atalarımız, su uyur düşman uyumaz sözünü boşuna söylemediler. Teyakkuz hem devletimizin hem de milletimizin en öncelikli vazifesi. FETÖ ile mücadelede devlet- millet el ele çalışmak zorunda. Bu konuda Allah için tanıklık etmek, adaleti ikamede görev üstlenmek boynumuzun borcu.
Kur’an bize bu ahlakı öğretiyor: “Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız veya akrabalarınız aleyhinde bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. Zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz duygusal davranıp adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki, Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Nisa, 135)
Evet, adaleti ikame devletin varlık gerekçesidir. Bu yönüyle de devlet adaletle içli dışlı olma keyfiyetiyle sadece sosyolojik değil aynı zamanda ontolojik bir olgudur. Dolayısıyla devletin ikamesi, adaletin ikamesiyle eş anlamlıdır. Devletin bekası adaletin bekasıdır. Hak hukuk deyip ant-i devlet söylemler üretenler ya ne dediklerini bilmeyecek kadar işin cahili ya da ne dediklerini çok iyi bilen kötü emelli, işin haini kişilerdir.
Biz var gücümüzle adaleti ikame uğruna çalışarak, adaleti ikame eden meşru gücün yanında yer alacak ve bu tavrımız kendi aleyhimize bile olsa gayretlerimizden asla taviz vermeyeceğiz. Yine biz sürekli hakkın hakikatin savunuculuğunu yapacak, karşı cephenin adamı anamız, babamız, kardeşlerimiz ve diğer yakınlarımız dahi olsa savunduğumuz hakikatin hatırını onlardan ali tutacağız.
Ne zenginin zenginliğini, ne fakirin fakirliğini tanıklığımızda ne lehte ne de aleyhte ayrıca bir değer ölçüsü kabul etmeyecek, daima haklının yanında, haksızın karşısında yer alacağız.
Can korkusu bizi aktif tanıklıktan alıkoyamaz. Mesele devletin bekası, adaletin ikamesi olduğunda başka her türlü endişe bizim için teferruattır. Korku denen duygunun ilahi cepheye ait kısmı dışında bizim lügatimizde yeri yoktur.
Şu ayetlerde anlatılanların masadağı/ somut örneği olmak en büyük idealimizdir: “Bunca yara aldıktan sonra yine Allah’ın ve Peygamberin çağrısına koşanlar var ya işte onlardan bu güzel davranışta bulunan takva sahipleri için de büyük mükafat vardır.
Birtakım insanlar onlara “İnsanlar size karşı toplanmışlar, onlardan korkun” dediler de bu onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter O ne güzel vekildir” diye cevap verdiler.
Bunun üzerine Allah’ın lütuf ve keremiyle kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan geri döndüler, Allah’ın rızasına da uymuş oldular. Allah büyük lütuf sahibidir. İşte o şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutur/ işte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur, mümin iseniz onlardan korkmayın benden korkun” (Al-i İmran, 172- 175)
Çıkar ilişkisi, çıkar beklentisi her daim menfurumuzdur. Kur’an’ın talim ve terbiyesiyle (Nisa, 119) biz boş kuruntu ve ümniyeleri birer şeytan oyunu bilir, bildiğimiz için de şeytanın bu sinsi oyununa baştan set çekeriz. Hiçbir fitnecinin fitnesi, hiçbir şeytanın işbirlikçisi bu seddi aşarak bize ulaşamaz.
Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine imanımız, itikadımız tamdır. Bize kötü görünen şeylerde bizim için iç içe dürülmüş nice hayırlar, iyi görünen şeylerde ise iç içe katmanlaşmış nice şer ve kötülükler saklı bulunduğunu ibretle müşahede edenlerdeniz. Kadere imanın insanı nasıl kederden kurtardığını hep görmüş hep yaşamışızdır.
Vatan sevdasıyla içi kor misali yanan, davasının idealiyle sürekli irtifa yalnızlığı yaşayan, himmetinin yüceliği ile tek başına bir millet, tek başına bir devlet olabilmiş, hırkayı kaftanının altına giymiş “Yalnız Kurt” gibiyiz. Dizideki Davut Bahadır’ın pençesi nasıl hep hain Fettah Dahhak’ın ensesinde olmuşsa bizim pençemiz de onun hain varislerinin ensesinde olacak ve bu hep böyle devam edecektir…