• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

28 Şubat’ta bile bu kadar haksızlık yok muydu? İşte somut örnek

13 Haziran 2026
A


Ali Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

28 Şubat’ta bile bu kadar haksızlık yok muydu? İşte somut örnek

ALİ KARAHASANOĞLU

Bugün gazetemizin genel merkez binasının önünde, şiddeti kınama amaçlı bir etkinlik düzenlenecek..

Basının hür olması gerektiğini dillendiren, düşüncenin açıklanmasının engellenmemesi gerektiğini haykıran bir etkinlik..

Sivil toplum kuruluşları, medya grubumuzun okurları, izleyicileri ve takipçileri, sevenleri, dostlar buluşacak.

“Basına uzanan eller kırılsın” denilse de..

Siz onu, “Basına kimse el uzatmasın” şeklinde anlayınız..


Kimsenin eli kırılmasın.

Ama kimse de, bir başkasına müdahalede bulunmasın..

Düşüncesini açıklayanlara, olayları tarafsız bir gözle izleyicilerine aktaranlara, kimse müdahale etmesin.

Karşı fikri olanlar, tabii ki her platformda düşüncelerini, eleştirilerini yapabilirler..



Ama canlı yayındaki bir muhabiri iteklemek, kameramana fiziki şiddet göstermek, daha ötesi, cinsel ima içerikli el kol hareketleri nedir?

Buna karşı tepki veriyoruz.

Gönül isterdi ki, bu şiddet içerikli hareketleri yapanların destek verdiği tüzel kişilik.. O tüzel kişiliğin düne kadar tepesinde bulunan kişiler en önde gelip, Akit Medya’ya bu konuda destek versinler..

“Sizinle birçok konuda aynı şeyleri düşünmüyoruz. Ama size karşı şiddet eylemini kınıyoruz” diyebilsinler..

Ama nerde?

Bizzat Özgür Özel değil miydi, geçtiğimiz aylarda grup toplantısında, Akit Medya Grubu’nu hedef gösteren..


O hedef göstermiş.

Destekçileri de, gösterilen hedefe saldırmışlar..

Ama söylemlerine baktığınızda..

“Basın hürriyeti vazgeçilmezimizdir” demekten hiç geri durmuyorlar..

Basın hürriyetinden kastınız ne?

Sizi destekleyen Cumhuriyet, Sözcü, Birgün, Karar gazeteleri özgür olsun.. Diğer medya organları ise, iteklensin, şiddete maruz bırakılsın, hatta cinsel amaçlı el kol hareketleri ile tahkir edilsin..


Bunu mu istiyorsunuz?

Amacınız bu ise, niye riyakarlık yapıyorsunuz?

Niye açık açık “Cumhuriyet, Sözcü, Karar gazetelerine özgürlük. Diğer medya organlarına ölüm” demiyorsunuz?

Esas fikrinizi gizlemeksizin, niye “Kendimize özgürlük, başkalarına ölüm” demiyorsunuz?

Bir de şöyle düşünelim..

Demokrasinin olmadığını ve siyasi iktidarın muhalifleri susturduklarını iddia ettikleri bir dönemde dahi..

Bu isimler, kendileri gibi düşünmeyenleri zorbalıkla susturabileceklerini düşünüp, bunu hayata geçirmeye kalkışabiliyorlarsa..

İktidara geldiklerinde neler yapmazlar..

İktidara geldiklerinde, kendileri gibi düşünmeyenleri, susturmanın da ötesinde, tek parti dönemindeki gibi, korkunç bir zulüm altında sindirmezler mi?

Gazeteciler Cemiyeti, muhalif gazetecilerden birisinin ayağına taş takılsa, üst üste basın açıklaması ile kınama yapıyorlar, sorumlularının bulunmasını, yargılanmasını, en ağır cezaya çarptırılmalarını istiyorlar..

Ama iteklenen, engellenen, kamerası kırılan, cinsel amaçlı saldırılara uğrayan Akit Medya muhabirleri olduğunda, üç maymunu oynuyorlar..

Silivri’de bir duruşma salonunda kendilerine tanınmasını istedikleri hakları..

O duruşma salonunda, hakimlerin bulunduğu bölüme en yakın noktada gazetecilerin oturabilmesini, duruşmayı izlemesini, cep telefonları ile duruşma salonuna girmeyi hatta çekim yapmayı talep edenler..

Bir yargılamanın yapıldığı alanda, mahkeme heyetinden bunu isteyenler..

Sanıkların alkışla duruşma salonuna girdiğini çekip yayınlamak için, bu talepte bulunanlar..

TBMM’nin önündeki herkesin gelip geçişine açık bir alanda, Akit tv muhabirinin canlı yayın yapmasına itiraz ediyorlar..

Sanki orası herkesin geçişine açık bir alan değilmiş, kendilerinin özel alanı imiş gibi, “Burdan canlı yayın yapamazsınız” diyorlar, tehdit ediyorlar..

Açık açık soruyorum, Gazeteciler Cemiyeti yetkililerine soruyorum..


Basın özgürlüğünden anladığınız bu mudur?

Yolsuzluk sanıklarının övgüsünü yapmak için, duruşma salonunda sınırsız özgürlük.,.

TBMM giriş kapısı önünden canlı yayın yapmak isteyenlere ise engel çıkarmak..

Bu mudur, basın özgürlüğünden anladığınız bu mudur?

Alavere-dalavere ile alınan diploma iptal edildiğinde, üniversite öğrencilerini sokaklara dökenler... Öğrencileri polislere karşı kışkırtanlar.. Sokakta geceyarısı yapılan gösterilerin hak olduğunu söyleyerek, polisin bu gösterileri dağıtma hakkı olmadığını öne sürenler.. Polisin görevi gereği uyarılar sonrasında topluluğu dağıtma girişiminde bulunmasına, molotof atarak, taş atarak karşı çıkanlar.. Bunları savunanlar.. Bunların gözaltına alınmasının demokratik bir cumhuriyette olmaması gerektiğini öne sürenler.

Şimdi vazifesini yapan, kamuoyunu aydınlatmak için TBMM önünden canlı yayın yapan bir kameramanı itekliyorlar, darp ediyorlar, muhabiri en çirkin el hareketleri ile taciz ediyorlar..

Sizin için gösteri hak.

Medya mensubu için, TBMM kapısı önündeki topluluğun içinden canlı yayın yapmak hak değil, bunu mu iddia ediyorsunuz?

Hatırlayınız..

28 Şubat sürecinde, en kritik dönemeçlerden birisi de..

Sincan Belediyesi’nin düzenlediği Kudüs Gecesi’nde sergilenen bir tiyatro oyununda, sembolik olarak İsrail askerlerine atılan taş görüntülerinin medyada yayınlanması..

Ertesi günü, Sincan meydanında, star tv’nin bayan muhabirinin, ilçe meydanından canlı yayın yaparken dindar insanları da tahrik edecek şekilde sözler sarfettiği bir sırada, bir belediye işçisi, yapılan hakaretlere dayanamayıp, muhabiri iteklemişti.

Ve sonrasında hemen tüm gazetelerin ve televizyonların yayınladığı bu görüntüler eşliğinde, 28 Şubat darbe sürecini kışkırtacak şekilde, siyasi iktidarın derhal istifa etmesi gerektiği çağrıları yapılmış, o belediye işçisi tutuklanmıştı..


Buyrun bir kıyas yapalım..

28 Şubat darbe sürecinde..

Siyasi iktidar karşıtı bir muhabir, dindar insanlara canlı yayın sırasında hakaretler ederken..

Bir kişi tarafından itekleniyor.. Anlık bir olay ile tek bir hareketle işlenen bir saldırı sözkonusu olduğu halde, o kişi tutuklanıyor, cezaevine konuluyor. Ve hapis cezası ile mahkum ediliyor..

Bugün ise.

Siyasi iktidar muhalifi göstericiler, kendilerine karşıt gibi gördükleri ve iktidar yanlısı diye gösterdikleri bir gazeteciyi itekliyorlar, fiziki olarak şiddete maruz bırakıyorlar.

Olay anlık değil, dakikalarca devam ediyor..

Bir kişi tarafından değil, onlarca kişi tarafından şiddet sürdürülüyor..

İktidar yanlısı gibi gösterilen o gazetecinin hakkını korumak için, üzerinden üç gün geçmiş olmasına rağmen, ne bir gözaltı var, ne tutuklama..

CHP yandaşları, buyursunlar anlatsınlar, muhalefette iken bile böylesine pervasız iseler..

28 Şubat’ta da iktidarda değillerdi. Muhalefette iken bile gazeteciye dokunanı tutuklattırdılar..

Bugün, yine muhalefetteler..

Kendileri gazeteci tartaklıyorlar.. ve tartaklayanlar gözaltına bile alınamıyorlar..

Yine de “Hürriyet” diyorlar..

Tabii, aynı tabloyu, “28 Şubat’ta bile bu kadar haksızlık yoktu” diyen bizim Saadetliler de bu konuyu bir izah etmeliler..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

28 şubat şikayetçi olmayan Allah rahmet eylesin Şevket kazan idi

28 şubat şikayetçi olmayan Allah rahmet eylesin Şevket kazan idi. Temel karamollaoğlu idi.

28şubattan şikayetçiolmayan kimidi

Madem 28 şubatçılar zulm ettiler baskı, ŞİDDET uyguladılar(ki öyledir) recep Erdoğan neden hükümlü ve tutuklu darbecileri affetti? Yaşar büyük anıt'a neden zırhlı hediye etti? 
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23