ABD-İran hattında hızlı ve dramatik dönüşümler…
ABD-İran hattında hızlı ve dramatik dönüşümler…
MEHMET KOÇAK
ABD ile İran arasında yaşanan kriz, artık sadece savaş ve diplomasi arasında gidip gelen bir süreç değil; aynı zamanda güven, algı ve inandırıcılık krizine dönüşmüş durumda.
ABD Başkanı Trump, İran’la savaş konusunda zaman zaman “anlaşma ihtimalinden” söz ederken, zaman zaman da “harika bir uzlaşmaya varıldığını” ileri sürdü. Ancak her defasında bu açıklamaları teyit eden somut ve bağlayıcı bir anlaşma ortaya çıkmadı. Ateşkes ilanlarına rağmen saldırılar, misillemeler ve karşılıklı suçlamalar devam etti.
Şimdi Trump bir kez daha “İran ile anlaşmaya vardıklarını” ve İran liderliğinin de bu anlaşmaya onay verdiğini duyurdu. Fakat Trump’ın son dönemde ciddi biçimde yıpranan inandırıcılığı nedeniyle bu açıklamanın gerçekliği, ancak Tahran’dan yapılacak resmi ve açık bir beyanla netlik kazanacaktır.
Zira dünya kamuoyu ve başkentler artık Trump’ın tek taraflı açıklamalarına değil, İran’dan gelecek resmi teyide bakıyor. Nitekim İran anlaşma haberlerini “spekülatif” olarak nitelemesi ve “hiçbir şeyin nihai hale gelmediği” cevabı, Trump’ın açıklamalarına yönelik kuşkuları daha da artırdı.
Gerçek olan şu: ABD’nin ekonomik yaptırımları, deniz ablukası tehdidi ve Hürmüz Boğazı üzerindeki baskı politikası hâlâ masada duruyor. İran ise buna karşılık bölgedeki ABD ve müttefik hedeflerini vurma, Hürmüz’ü kapatma ve enerji hatlarını krizin parçası haline getirme tehdidini sürdürüyor.
Ancak bütün bu olumsuzluklar ve karşılıklı tehditlerin gölgesinde Washington ile Tahran arasında yoğun bir arka kapı diplomasisi yürütüldüğü de açıktır.
Anlaşma Bilmecesi
İran ile ABD arasında yürütülen müzakereler adeta bir bilmeceye dönüştü.
Zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ortadan kaldırılması, nükleer altyapının sökülmesi, füze programına sınırlamalar getirilmesi ve İran’ın bölgedeki müttefik ve vekil güçlere verdiği desteğin sona erdirilmesi, Washington ve Tel Aviv’in öncelikli şartları arasında yer alıyor.
“İran asla nükleer silaha sahip olmayacak; bütün bu sürecin amacı budur” şeklinde açıklamalarda bulunan Trump ve Katil Netanyahu’nunbu görüşte ısrarlı oldukları diğer bir gerçektir.
Ancak İran’ınsöz konusu şartları kabullenmesi mümkün değil.
Çünkü talepler yalnızca nükleer programı değil, aynı zamanda İran’ın güvenlik doktrinini, bölgesel nüfuz stratejisini ve rejimin temel dayanaklarından bazılarını doğrudan ilgilendiriyor.
İşte tam da bu nedenle tarafların kamuoyu önünde sergilediği sert tutuma rağmen, perde arkasında yürütülen diplomasi trafiği ve gizli pazarlıklara ilişkin haberler dikkat çekiyor. Özellikle anlaşmanın Cenevre’de imzalanabileceğine dair iddialar, müzakerelerin görünenden daha ileri bir aşamada olabileceği yorumlarını beraberinde getiriyor.
Muhtemelen taraflar arasında henüz nihai onay almamış bir geçiş veya çerçeve mutabakatı üzerinde yoğun pazarlıklar sürüyor.
Önümüzdeki günlerde diplomasi masasından çıkacak sonuçlar, yalnızca İran ile ABD ilişkilerini değil, Ortadoğu’nun geleceğini ve bölgesel güç dengelerini de doğrudan etkileyecektir.
Asıl merak edilen konu ise olası bir anlaşmanın hangi tavizler karşılığında şekilleneceği ve tarafların kamuoyuna açıkladıkları kırmızı çizgilerden ne ölçüde geri adım atacaklarıdır.
Zaman içinde birçok soru cevabını bulacaktır.
Bekleyelim, görelim.