--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kurtuluş Savaşı mı İstiklal Savaşı mı?

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
18

Kurtuluş Savaşı mı İstiklal Savaşı mı?

Hüseyin Öztürk

Tarihimizdeki kavram kargaşası bir türlü temizlenemedi. Tarihin hakikatini anlatmak yerine isimler üzerinden süren bir sinsilik var.

Tabii bu sinsilik, milletimizle devletimizin bütünleşmesini bir türlü hazmedemeyen belli kesimler tarafından bile isteyerek sürdürülmektedir ve neden fark edilmemektedir.

Başlıktaki soruyu tekrarlayalım.

Bütün bir millet olarak haçlı işgalcileri topraklarımızdan kovmanın adı “Kurtuluş Savaşı mıdır”? “İstiklal Savaşı mıdır?

Zihinlerini yormak istemeyen yahut nemelazımcılık tavrıyla “adam sen de” diyebilecekler için soru fark etmeyebilir.

Yalnız hiçbir isim rastgele konulmaz ve yaşatılmak istenmez. Ve hadiseler, isimler üzerinden öğrenilir ve öğretilir. Bir meselenin bel kemiğini isim belirler.

“Kurtuluş Savaşı” adına sahip çıkarak, milletimizin İstiklal Mücadelesine”, “Kurtuluş” ismini verenler, sıradan vermiş olamazlar.

“Kurtuluş Savaşı” diyenlerin ve böyle anılmasını isteyenlerin gayelerinin altında yatan ana sebep, topraklarımızda sadece işgalci haçlıların değil, aynı zamanda Osmanlı hâkimiyetinin de sona erdiğini ifade için kullanmaktadırlar. 

“Kurtuluş Savaşı” adını; devletimize, milletimize, bayrağımıza, dinimize dirençle bakan sol tandaslı bilumum çevreler ile azınlıklar ısrarla kullanmakta ve kullanılmasını istemektedirler.

Örneğin işgal edilmek istenen vilayetimizin ve ilçelerimizin, “İstiklallerini Koruma” günleri vardır ve “Falan Şehrin Kurtuluşu” günü denilerek çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

*

Şimdi sorunun cevabı için ehline müracaat edelim. Merhum D. Mehmet Doğan, “İstiklal Savaşının Örtülen Tarihi” isimli küçük risalesinde şunları yazar:

“1919-1923 arası dönem zamanında; ‘Milli Mücadele’. ‘Milli Mücahede’. ‘Milli Cidal’ ve ‘İstiklal Harbi’ gibi isimlerle anılmıştır. Fakat sonradan bütün bu isimlendirmeler bir kenara bırakılarak, ‘Kurtuluş Savaşı’ adlandırması öne çıkarılmıştır.

Türkiye’nin 1918-1922 dönemi, ‘Kurtuluş Savaşı’ olarak adlandırılabilir mi? Sömürgeleştirilmiş ülkelere mahsus bu tarz bir mücadele veya savaş, Türkiye’de cereyan etmiş midir?

Oysa 1918’den sonra Türkiye sömürgeleştirilmemiş fakat müstakilliği zedelenecek şekilde müdahalelere maruz kalmıştır. Bu yüzden ‘İstiklal Harbi’ adlandırılması doğrudur.

Müstakil olmak için yürütülen bu mücadele, Türkçe bakımından kusurlu uydurma ‘bağımsızlık’ kelimesi ile ifade edilmek istenirse, ‘Bağımsızlık Savaşı’ denilebilir fakat ‘Kurtuluş Savaşı’ deyimi, gerçeğe tekabül eden bir adlandırma değildir”.

*

Şimdi de Yahya Kemal’e müracaat edelim:

“Milli Mücadele süresince Mehmetçiğin adı “İstiklal Askerleridir”.

İzmir rıhtımından Sakarya siperlerine kadar adım adım dövüşen, Erzurum’dan Kars’a kadar Kazım Karabekir’le bu kara kışta yürüyen askere madalya az bir mükâfattır.

Çünkü bu son askeri, resmi bir seferberlik emri değil, doğrudan doğruya Allah’ın sadası silâh altına çağırdı. İstiklalimizi müdafaa etmek için dirilmiş cedlerimize benziyorlar, adları camilerimizin sütunlarına hakkadelmelidir. (Eğil Dağlar)

*

Ezcümle:

Şehirlerimizin “istiklallerini”, “kurtuluş” adıyla kutlayacak olan yetkililerimize:

“Sizler Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın ağzından hiç “Kurtuluş Savaşı” ismini duydunuz mu? Ya; “İstiklal Mücadelesi” veya “Milli Mücadele” der kendileri.

Yorumlar

(18)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

okur

2 Eylül 2025 21:46

ne kadar yagcisin huseyin

Türkoğlu

2 Eylül 2025 12:43

SAYIN HOCAM HİÇ FARK ETMEZ ZATEN KURTULUŞ VEYA İSTİKLAL SAVAŞLARI BİR TİYATRO OYUNU AMAÇLARI BU SAVAŞLARDAN BİR LİDER ÇIKARMAK ODA SELNİKLİ KAMAL ,, OSMANLI MEBUSANI YANİ MİLLET VEKİLİ YAHUDİ ASILLI İNGİLİZLER VE DİĞER AVRUPA DEVLETLERİ TÜRİST GİBİ İSTANBULDA GEZİYORLAR ,, HAYİM NAHUN İNGİLİZ KUMUTANA DİYOR VE YALVARIYOR SİZE TAVSİYEM BU MEVCUT TÜRKİYEYİ TÜRKLERE VERİN EĞER VERMESENİZ BU ÜLKEDE BİR TÜRK KALSA YİNE OSMANLI DEVLETİNİ KURARLAR AMA SÖZ VERİYORUM BEN BU MİLLETİN DİNİNİ,, DİLİNİ VE ECDAD TARİHİNİ YÜREKLERİNDEN VE KALPLERİNDEN SÇKÜP ATACAĞIM ,, BU ARADA EL SIKIŞTIRIP ANLAŞILLAR O ARADA İNGİLİZLER İSTANBULU TERK EDERLER,,, DAHA ÖNCEDEN YETİŞTİRİLMİŞ BİR LİDER OLAN SELANİKLİ KAMAL LİDER YAPARLAR,,, ALIN SİZE ,, HAÇLI LAİK CUMHURİYET ,, ARDINDAN DİN ,, DİL VE ECDADIN TARİHİ TOPRAĞA GÖMDÜLER ,,, MİLLİ OLMAYAN BİR MİLLİ EĞİTİM TARİH 1923 DEN BAŞLAR YENİ NESİL VE YENİ DOĞMUŞ BEBEKLER DİN BİLMEZ VE DİL KURANDAN UZAKLAŞTIRILDI ECDADIN TARİHİ GOĞRU OKUTMADILAR ALIN SİZ ANGUT VE NARKOZLAŞMIŞ YENİ BİR TOPLUM VE GENÇLİK DOĞMUŞ OLDU ,,,, SAY SAY BİTMEZ ,, Vesselam ,,,

Doğru tespit

2 Eylül 2025 15:07

Hâlâ ülke kurtardı diyenler var

Akit merhaba

3 Eylül 2025 00:36

İşiniz gücünüz Atatürk, Atatürk kadar kafanıza taş düşsün. Kurtuluş Savaşı lideri,Cumhuriyetin kurucu liderine saygısızlık yapıyorsunuz

Ahmet

2 Eylül 2025 10:56

Yahu Atatürk Osmanlıya yabancı bir paşa değildi, Osmanlının yetiştirdiği parlak bir askerdi, sıradan bir askerde değildi, dönemin Savunma Bakanlığı için adı geçen bir paşaydı, İngiltere ye kaçan saltanatın içişleri bakanı Ali Kemal(torunu İngiltere başbakanı oldu) bile askerliği konusunda hakkını teslim etmiştir, Saltanat ve Hükümeti'nin Anadoluyu bir başına terk etmesi, işgale isyan edenleri darbeci-bozguncu hain diye yaftalaması, İngilizlerden medet umması, merhamet dilemesi, saltanat taraftarı grupları silahlandırıp halkı birbirine kırdırması ki bunlar saltanatın varlığını sürdürme çabasıdır, Atatürk gibi vatanseverlerin kabul edeceği şeyler değildi onlar kelle koltukta bu direnişi örgütlemek güçlendirmek ve düzenli bir ordu kurmak için çabalıyorlardı. Yani Osmanlı fiilen biteli çok olmuştu sadece adını koydular.

Kafanız karıştı mı?

2 Eylül 2025 12:28

Kemal paşanın Genel Sekreterliğini yapsan Yusuf Hikmet Batur, kitabında, İngilizler iki Binbaşı vasıtasıyla İnebolu'ya silah, cephane getirip bize teslim etti. Bu yardımlara adamları vasıtasıyla devam edeceklerini söylediler diyor. Kemal Paşa'da Nutuk'ta, İngilizler Merzifon'daki birliklerimizi çekersek memnun olur musunuz dediler, bizde oluruz dedik. Gerçekten de tüm birliklerini ağırlıklarıyla önce Samsun'a oradan da, İstanbul'a çektiler diyor. Lord Kinross'da Atatürk kitabında, Kemal paşanın Pera'da, İngilizlerden valilik talebinde bulunduğunu. Bu savaşta İngilizlere karşı yanlış cephede yer aldık dediğini yazıyor...

akesar

2 Eylül 2025 09:48

Reis ne derse o...

İkiside değil

2 Eylül 2025 09:35

Önce öyleydi ama devrimlerle tekrar işgale uğrad.

Erol Bakar

2 Eylül 2025 08:53

TBMM de Vahdettin konuşuluyor ve zamanin vekilleri kürsüde. Daha Savaş bitmemiş. Vahdettin tahtında. 23 Nisan 1921 tarihli toplantıda İstanbul Mebusu Neşet Bey, Vahdettin için “kahrolsun” ifadesini kullanmış, Aynı Neşet Bey, 9 Temmuz 1921 tarihli toplantıda da “domuz” tabirini kullanmıştır. Tunalı Hilmi Bey, Vahdettin’e “taçlı hain” demiştir. Diyarbakır Mebusu Hacı Şükrü Bey ise meclise verdiği bir önergede padişahı şeytandan daha kötü olarak nitelendirerek, Müslümanların besmeleyle padişahı taşlamalarını önermiştir. Saltanatın kaldırıldığı gün meclis konuşmalarında Kazım Karabekir Vahdettin hakkındaki sözleri o günlerdeki durumu daha iyi gösteriyor. Karabekir Paşa (Edirne milletvekili): “Kötü ruhlar (aslı: ervah-ı habise) gibi karşımıza çıkan bu adamlar, İstiklal Savaşı’nın başlangıcında, doğudaki en uzak köşelere kadar fesat ellerini salmasalardı, hatta benim birliklerimin, karargâhımın içine kadar Ferit Paşa mel’unu zehirli mektuplar göndermemiş olsaydı, bu şerefli günlere iki yıl önce kavuşurduk. Bunlar idrakten, vicdandan yoksun birtakım insanlar… TBMM’nin kesin emriyle ve ilk fırsatta, İstiklal Mahkemesi ile bu adamlara gereken işlemi yapalım. Tevfik Paşa, ‘eğer Bab-ı Âli barış konferansına gitmezse, bunun İslam aleminde büyük etki yapacağını’ yazıyor. Genel Savaşta cihad ilan edilmiş iken, kendi şahsım adına ve kumandan olarak söylüyorum, gerek Çanakkale’de, gerek Irak’ta sürekli İslam askerleri ile savaşmak zorunda kaldım. Halbuki bugün, İstiklal Muharebesini yaparken ve İstanbul aleyhimize bir cihat fetvası çıkarmış iken, doğuda İslam, ellerini bize, Anadolu milletine uzatmış ve İstanbul hükümetini lanetlemiştir. Bütün şehitlerimiz, bütün gazilerimiz, ayakları, bacakları kopmuş kardeşlerimiz, bu adamları lanetliyorlar.” (I.Dönem Zabıt Ceridesi, 24.C., s.280

İsmail

2 Eylül 2025 08:46

Kurtuluş savaşı aslında Osmanlı İmparatorluğundan kurtulma savaşı değil mi? Osmanlı İmparatorluğunu tarihin çöplüğüne atma savaşı değil mi? Osmanlı İmparatorluğunu tarihin çöplüğüne atarken, İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunanistan bize yardım etmedi mi? Yardımlarının karşılığını almadılar mı?

Akit merhaba

3 Eylül 2025 00:40

Yunanistan bize yardım mı etti, yok artık. Atatürk düşmanlığı sizin gözünüzü kör etmiş

Alperen

2 Eylül 2025 08:17

Kurtuluş mu istiklal mi bilmem ama mustafa kemal senin gibileri bu savaştan sonra iyi sindirdi hala etkisinden çıkamadınız

hacı

2 Eylül 2025 08:15

yahu artık Allah'tan korkun yedi düvele karşı savaşan bir millet

Sıkma

2 Eylül 2025 09:03

Biri Yunanistan, ikincisi kim?

2.si

2 Eylül 2025 10:43

Lozanda karşımıza gelenler

Hadi beaaa

2 Eylül 2025 14:23

Peki, Japonların ne işi vardı Lozan'da!?

Erkan Toper

2 Eylül 2025 08:00

Sayın yazar. Güzel bir konuya deginmissiniz. Efendim aslında bu kadar yorulmayın, Vahdettin İstiklal harbine nasıl bakıyordu belli. Karabekirin kitabında adam yazıyor. Vahdettin çelme takmasa daha erken kazanırdık diye. Ayrıca 1920 de fevzi paşayı idama mahkum etti. Milletten saklamayın. Divanı Harbi Örfi, 24 Mayıs 1920’de Fevzi (Çakmak) Paşa’yı da “gıyaben” idama mahkûm etti. Kararda, Fevzi Paşa’nın asilere (Kuvayi milliye) katılmak üzere Istanbuldan “firar ettiği”, asilerin meclislerine (TBMM) girip “fesat bir söylev” verdiği ve “Harbiye Nezaretini üstlenerek” hilafet ve saltanata karşı “bilfiil düşmanlığa kalkıştığı” belirtiliyordu. Padişah Vahdettin, bu idam kararını da 27 Mayıs 1920’de onayladı. (Takvimi Vekayi, 30.5.1336). Osmanli resmi gazetesi. 24 Mayıs 1920'de, Mustafa Kemal Paşa ve bazı arkadaşlarının İDAM kararını onaylayan Sultan-Halife Vahdettin, 27 Mayıs 1920'de de Fevzi Çakmak Paşa'nın idam kararını onayladı. Bakınız efendim 1 bölüm de Kazım Karabekirin kitabından alıntı yapalım: " Şimdi mesele, Halife olarak kimi tutmak lâzım geldiği hakkında da fikir birliği yapmakta idi. Mustafa Kemal Paşa Vahidettin’in kalmasını istiyordu. Sebep olarak da güçlü olduğundan, sözümüzden dışarı çıkamıyacağını, eğer Mecid Efendi halife olursa, bize zorluklar çıkarabileceğini ileri sürüyordu. Ertesi gün de tekrar hatırlatmak zaruretini duymuştum.fetva çıkararak idama mahkûm eden ve düşmanlarımızla birleşerek millî hükümetimize karşı Halife ordusu gönderen bir adamı tutmak; millete karşı olduğu kadar, tarihimize karşı da bizi küçük düşürür (Karabekir a.g.e s.91)

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle