Kelimelerin ve fikirlerin münevverleri
Kelimelerin ve fikirlerin münevverleri
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Sözleriyle, özleriyle, kalemleriyle, fikir ve düşünceleriyle unutulmaz münevverlerimizden Cemil Meriç ile Abdurrahim Karakoç’u rahmetle yâd edelim.
Cemil Meriç 13 Haziran 1987, Abdurrahim Karakoç ise 7 Haziran 2012 rahmete rahmana kavuşmuştu.
Kelime ve fikirlerin nöbetçileri yazdıklarıyla, konuştuklarıyla aramızda olmaya ve bizi yoğurmaya, uyarmaya, dikkate devam ediyorlar.
Bazı insanlar, yaşadıkları döneme ait değildirler. Onlar, geçmişten devraldıkları emaneti geleceğe taşımak için dünyaya gelirler.
Düşünce ve edebiyat havzamızın iki müstesna ismi olan Cemil Meriç ve Abdurrahim Karakoç da böyle münevverlerdi.
Aradan yıllar geçmiş olsa da bıraktıkları iz, bugün hâlâ fikir dünyamızda ve vicdanlarımızda yaşamaya devam etmektedir.
Cemil Meriç, müstesna mütefekkirlerimizden biriydi. Yalnızca kitap okuyan ve yazan değil, kitapların ve düşüncelerin arkasındaki medeniyeti sorgulayan fikir adamıydı.
Doğu ile Batı arasında sıkışan bir toplumun zihinsel sancılarını anlamaya ve anlatmaya çalıştı.
Okuyucusunu düşünmeye, sorgulamaya ve kendi kökleriyle yeniden buluşmaya davet etti. Onun için fikir, hakikati arama yolculuğuydu.
Bu yolculukta en çok da “sözde aydın” geçinen ve kendi toplumu ile sürekli kavga eden kesime sözünü söylemekten çekinmedi.
Hisar Dergisi 1975 Ekim sayısında, aydın geçinenleri şöyle tarif etmiştir:
“Aydının toplum içindeki yeri müphemdir. Görevleri hâkim sınıfın istismar edilen sınıflar üzerindeki baskısını gizlemek veya haklı göstermektir.
Şarkı söyleyeceğine bildiriler imzalayan bir ağustos böceğidir çok defa. Aydın ne mazisini bilir ne gelecek hakkında tasavvurları vardır.
Ülkesi ile göbek bağını çoktan koparmıştır, ülkesi ve tarihiyle kavgalıdır. Hakikatte Avrupa’yı da Asya’yı da tanımazlar”.
•
Abdurrahim Karakoç ise milletimizin hissiyatını şiire ve yazıya dönüştüren güçlü bir kalemdi. Şiirlerinde ve bizim gazetedeki yazılarıyla; memleketi, adaleti, haksızlığı ve insanın iç dünyasını anlatmıştır.
Karakoç’un yazılarında halkın sesi, sevinci ve sitemi vardı. Bu nedenle onun kalemi yalnızca edebiyat metni değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın güçlü bir parçasıydı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Cemil Meriç’in düşünce dünyamıza bıraktığı miras ile Abdurrahim Karakoç’un gönüllerde kurduğu köprü arasında güçlü bir bağ vardır.
Meriç akla seslenirken, Karakoç kalbe seslenmekteydi. Birisi düşüncenin derinliklerinde hakikati ararken, diğeri şiirin diliyle aynı hakikati haykırmaktaydı.
Ezcümle:
Vefat yıl dönümleri vesilesiyle iki ismi de rahmetle yâd ederken şu notu düşelim:
Bir millet, yalnızca ekonomik veya siyasi başarılarla ayakta kalmaz. Milleti ayakta tutan asıl güç; fikir adamlarının ürettiği düşünce ve nesilden nesle aktarılan kültürel hafızadır.
Cemil Meriç ve Abdurrahim Karakoç, geride bıraktıkları eserlerle bu hafızanın en güçlü taşıyıcıları arasında yer almaya devam ediyor ve edeceklerdir.
Bazı insanlar ölmez; fikir ve eserleriyle yaşamaya devam ederler.
Ruhları için el-Fatiha.