Alev Alatlı
Alev Alatlı’ya (16 Eylül 1944-2 Şubat 2024) önce Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. İşte insan böyle uğurlanır. Devlet, “milletin insanı olabilenleri” böyle uğurlar.
Alev Alatlı; “önce kul, sonra insan olma” erdemiyle düşünmüş, yazmış, konuşmuş; çekinmeden-korkmadan-bildiğinden şaşmadan inandığı değerleri her yerde herkese karşı açık yüreklilikle dile getirmiş bir münevver, düşünce ve fikir abidesiydi.
Alev Alatlı, sol kavmi de sağ kavmi de çok iyi tanıyan ve irdeleyen bir sosyolog idi. Bilgeliğin yakıştığı en doğru isimdi.
Merhumenin uğurlanışını Eyüp’te gördüğümde onun adına sevindiğim bir tablo vardı.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan başta olmak üzere hükümet üyeleri, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve devlet erkânı, dualarla kabrine sırladı.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın bu toprağın sesine ve bu toprağın anasına vurgu yaparak, Alatlı’nın kimlik ve kişiliğini şöyle anlattı:
-“Şu anda ebediyete, Hakk’a ablaların ablasını uğurluyoruz. Muhabbetinde hep şunu söylerdi, ‘Anneciğim, ablacığım’. Böyle bir güzelliği vardı.
O toprak ana olmayı sürekli bizlere de ifade ederdi. Eyüp Sultan Hazretlerinin hemen bu hazirede olması bizler için onunla bu dünyada çok daha fazla bir arada olmayı inşallah bizlere nasip edecektir.
Geldik, gidiyoruz. Ebediyete uğurladığımız Alev anamız, ablamızla da ebediyette Rabbim bizlere haşru cem eylesin”.
•
Alev Alatlı’nın cenaze namazını eda eden ve ettiren Eski Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Görmez hocanın şu ifadeleri de onu anlatan güzide sözlerdi:
-“Merhume hanımefendi, milletimizin ve medeniyetimizin dert ortağı bir mütefekkir idi. Aynı zamanda entelektüeldi ama entelektüel kibrine hiç kapılmadı.
Düşünen her insanın her yeni neslin ablası oldu. Biz hep öyle tanıdık. Güzel bir Müslümandı. İnanmış bir mümineydi.
Nice gece yarılarında Kur’an’ın bir ayetini müzakere etmek için son 5 yılda sürekli arardı, kendisiyle Kur’an müzakerelerimiz oldu.
Cenab-ı Hak bu iman ve İslam ile gitmeyi nasip eylesin”.
•
Alev Alatlı’nın yazdıklarının ve konuştuklarının ana teması, milletimiz ve devletimizin istiklalinin baki kalması üzerineydi. “Başka Türkiye yok” gerçeğini öyle içselleştirmişti ki, bunu ödev bilmiş hiç taviz vermemişti.
Örneğin, tarih yazan bir millet iken, tarih okumayı bile unutan bir kalabalığa dönüştüğümüzü, buna rağmen; haktan-doğrudan-gerçeklere sırt dönmeden, başta kendi milletimizle birlikte, tüm mazlum kavimleri koruyan-gözeten-ödünsüz bir şekilde sadece hakikate kapı aralayan bir millet olduğumuzu da dile getirmekten vazgeçmedi.
Bu gerçekler ışığı altında; devletine ve milletine karşı zerre vicdani bir sorumluluk hissetmeyen ensesi kalın, sırtı pek, kasası-kesesi, aklı, Batılıların tekelinde olan çeşitli kalemlerin; beslendikleri, barındıkları, kazanç sağladıkları topraklarımıza ve milletimize karşı aymazlıklarını anlayamadıklarını da söylerdi.
İnsan olma erdemiyle yazdı ve konuştu. Ruhu için el-Fatiha