Şule Yüksel Şenler, yasaklar gecesinde bir ışık

02 Eylül 2019 Pazartesi

Allah rahmetiyle yargılasın. Mekanı cennet olsun.

Bugün Şule Yüksel Şenler’i, gerektiği gibi anlayabilmek için, öncelikle o günlerin, İslam ahlakı ve hayatı üzerine yönettiği karanlığın, şiddet ve ağırlığını hiç olmazsa birkaç örnekle, uzaktan olsun hissetmeye ihtiyaç vardır.

Batı sömürgeciliği,ahlak düşmanlığını İslam düşmanlığı ile bütünleştirdi. Ve büyüttü. Kaba kuvvet, zulüm, ekonomik destek, propaganda ve eylemlerle dünyaya yaydı. İslam düşmanlığının temeldeki eski sebebi cahiliye idi. Bir kısım zengin ve imtiyazlı grupların çıkar kavgası gibiydi. Bunlar zengin ve ileri gelenlerin ancak bir kısmı idi. Zira, Hz. Ebu Bekir; Hz. Osman gibi şahsiyetler, İslam’ın en aktif taraftarları olarak ortadaydılar. Güzel ahlak dürüstlük, edep, haya, güven gibi değerler, insanlığın vazgeçilemez değerleridir. Kur’an ahlakının kaybı, insanlığın felaketidir.

İslami devlet hayatı, 14 asırdır, insanlığın övünç kaynağıdır. İslam ahlakını, hayat nizamı yapan devletlerin, kötülüklerin önlenmesi hariç, tebaası veya başka bir kimse ve devlet için iyilikten başka bir şey yapmamıştır. Bugün dünya güçlerinin yaptığı gibi, medeniyetler beşiği, zenginlikler diyarı Filistin’i işgal edip; Afganistan’ı; Irak’ı; Suriye’yi; Yemen’i; Mısır’ı; Sudan’ı, “Kurtaracağım” diye bin bir düzenle girip, mazlum ülkeleri, yangın yerine çevirenler gibi zalim bir İslam devleti olamaz. Endülüs’ten Büyük Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar İslam devletlerinin adaletle davranmak için gösterdikleri gayretler, tarihin şehadetiyle ortadadır. Sadece, zalime, saldırganlara haddi bildirilmiş; mazluma zulmedilmesine de müsaade edilmemeye çalışılmıştır. Tarihi vesikalar şahittir. 

Kudüs’ün Hazreti Ömer tarafındanfethindeki adalet, insanlığın ne demek olduğunu bilene, yeter bir ibrettir. Düne kadar asırlarca Kudüs’te hizmet hakimiyeti sürdüren Osmanlı adaleti, hâlâ hasretle gözlenen, özlenen bir dönemdir. Materyalist medeniyet propagandasıyla adam aldatmaya çalışan, 20. Asır zulmü, İslami bir yönetim hasretini giderek artırmaktadır. 

İslam düşmanlığının bugünkü yaygınlığı, Batı devletlerinin ahlak düşmanlığı, terör ve iç tahriklere dayalı iftiralar, tertip ve düzenlerle çok yönlü himaye ve teşvikinden doğmuş, sun’i bir çıkar saldırganlığıdır. Onun için, dünya kan gölüdür. Sömürgeci Batı gücünün,özellikle bir asırdır, İslam ülkelerine yönelik, bu tahrip gücü, yağmacı diğer güçler tarafından desteklendiği gibi, maalesef birçokİslam ülke yöneticisi de, katılmakla kalmamış, bu düşmanlığa öncülük eder hale gelenler olmuştur. Türkiye’nin tek parti iktidarları da, adeta öncülük edenlerden olmuşlardır. Geçenler unutturduğu için, bir-iki örnek:

Türkiye’de, “Tek Parti Devri” geride kaldı. Ama, Batılaşma, Batı taklitçiliği, önceden, “İttihat Terakki” ile başladığı gibi, 1950’den sonra da, devam etti. 1960 darbesiyle, CHP tarafından, “Düşük, kuyruk” gibi yeni sloganlar icat edildi. “Gericilik” gibi mevcut sloganlar, %200 zamlandı. Halk dini düşüncesi  nedeniyle saldırıya uğratılarak, baskı altına alınmaya çalışıldı. Avrupa’da baş örtüsü serbest. Türkiye’de, “Kamusal alan” der, perişan ederler. “Ayrımcılık” der. Perişan ederler. Bir kendini bilmez saldırır.Sanki köle sınıfındayız. Müslümansuçlu çıkar. Bahaneye bile ihtiyaçları yok. Mesela: Sebil-ür Reşat mecmuası, Peygamberimizin hayatını tefrika etmeye başlar. 1950 öncesi Basın yayın genel Md. Vedat Nedim Tör, “Gençliğin zihninde, dini bir fidelik meydana gelmesine izin vermeyiz” deyip, tefrikanın derhal kesilmesini emreder.

 İşte bu iklim bütün ağırlığı ile devam ederken Şule Yüksel bu atmosferin bir kızıydı. Zeki, kabiliyetli ve aksiyon sahibi idi. İslam Ahlakının güzelliklerini yaşayıp, yaşanmasına hizmet için sahaya indi.Allah’ın lütfuyla, yeteneklerini, artırdıkça artırdı. Gençliğin beyninde İslami bir fidanlık istemiyorlardı ya? Bu genç kız, sırtını Batı Devletlerine dayamış olan, dev kadrolara karşı, “Kadının İslami hayat hakları” için makaleleri, romanı, konferansları, kıyafetleri ve hayatıyla, zihinlerde İslami hayatın saadet ve huzur ikliminin fidanlıklarını kurma gayretleri, nadide ürünler verdi. 

Kendi gök kubbesinde, güzel bir dünya kurdu. İslam’ı kavrayıp, Müslüman kardeşlerine yardımcı olabilmek için kendini feda edercesine mücadeleye girdi. Bu yolda hapishane yolunda dahi, “Öf!..” demedi. İslam izzet ve onurunu koruyarak, davasına devam etmesi, elbette unutulacak ve görmezden gelinecek güzellikler değildi. Tasarım kabiliyetiyle, başörtüleri ve kıyafetler  tasarımlıyor. Dünya çapında Müslüman hanımlarını bir estetik yarışına sokuyordu. Bu estetik yarışındaki, destansı başarısı ise,bu yarışı lükse, israfa vasıta haline getirmeden, inanç ve ahlaktan saptırmadan, böylesine uzun bir koşuda, sonuna kadar devam ettirebilmesidir. 

Makaleler yazıyordu. Yetmiyor. Müslümanlar olarak niçin ahlaka, İslam’a aykırı, materyalist romanlar okumaya mecburuz. “Yazmalıyım!” deyip, “Huzur Sokağı” romanını yazdı. İşine iş kattı. Başardı. Okundu. Beğenildi. Satış rekorları kırdı. Filim oldu. Basılmış on iki kitabı oldu. Hepsi de rekorlar kırdı. Makaleler, devam ediyordu. Konferanslar veriyordu. Yalnız hanımlar davet edildiği halde, dinleyicilerin, sokaklara taşmadığı hiç bir konferansı yoktu. Oysa o zamanlar, siyaset dışı çok nadir insanların konferansı böyle ilgi görürdü. Konferansları dahil, her hizmeti rekor seviyede bir ilgiyle takip edildi. Malatya, Adana gibi bazı illerdeki konferanslarına bizim hanım da gidiyordu. O zaman onu da çıkarıp konuşturuyordu.

“Huzur Sokağı” romanının satış rekorlarından bahsedildi. Ama bu ilgi Rahmetlinin sadece o romanına has bir ilgi değildi. İki husus onu, diğer başarılarının önüne çıkardı. 1) Kitabın satışı, resmi rakamlarla ortada olduğu için, bu netlik, ondan daha çok bahsedilmesine vesile oldu. 2) “Şule hanım roman yazıyor” denince, bu başarıyı istemeyen ve kıskananlar, “Roman öyle kolay bir iş değil. Kitaplar satılmayıp elde kalınca görür?” gibi tavırlarla beklentide olanlar vardı. Bu hasedin doğurduğu tepki de, bekleyişi öbür hizmetlerinin önüne geçirdi. Allah’ın lütfuyla birbiriyle kıyaslanamayacak kadar, bu aziz millet tarafından büyük ilgi gördü. 

Evlendiği Abdullah Kars da, Kayseri İmam Hatip Okulundan öğrencimdi. Bu bakımdan da, ailecek görüşüyorduk.Kısaca ifade etmek gerekirse. Şule hanım, imanıyla ümmet hizmetinde çok ağır yükler yüklendi. Yol, iz kaybolmuş yokuşlara tırmandı. Bayrağı elinden düşürmeden, hem yol açtı. Hem koştu. Bayrağı, hedefine ulaştırdı. Ayakta kalabildiği sürece hizmetten geri kalmadı. Milletine, güzel heyecanlar verdi. Önemli hedefler gösterdi. Milletinin duasını aldı. Mekanı cennet olsun. 

Hamd Allah’a!

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • HasanHasan1 ay önce
    Evet, Şule Hanım nur içinde yatsın.Şule hanım davaya hizmete başlarken tüm imanlıkişiler İslama susamışlardı.Onu dinlemek, onun eserlerini okuyarak İslamı öğreneceklerini düşünen halkona doğru koşuyordu.Şimdi Müslüman toplum İslamı biraz biliyor İslamı yaşamıyor ,iktidarın nimetinden faydalanayım derken harama bulaşıyor ve İslamı öğrenme ihtiyacını hissetmiyor. İslamı bildiğini sanıyor.Bugünün Şule 'sinin işi zor.
  • SelçukluSelçuklu1 ay önce
    O bahsettiğim kadında sizlerde dinin içini boşaltınız resmen zındık oldunuz bırakın boş edebiyatı bir halt yemediniz.
  • TunaTuna1 ay önce
    Şule Hanımefendi; mekanın cennet olsun.
  • birisibirisi1 ay önce
    Allah rahmet eylesin şule ablamız nurlar içinde yatsın. hayatı anlatılırken abdullah kars tiyatrocu eski eşi diye sıkça geçiyor. arama motorlarına bir bakayım dedim kimmiş neymiş diye. yanlış anlayıp plastik bardağa tekme attığı zannıyla lise öğrencisini tokatlamış. şiddet dolu bir adam.
  • arafatarafat1 ay önce
    Evlendiği Abdullah Kars da, Kayseri İmam Hatip Okulundan öğrencimdi.iyi ögrenci yetiştirememissin,şule hanımı dövüyormus.!

Günün Özeti