Kim kaybetmedi?
Bu “Döviz fırladı, faiz indirdiler, ekonomi nereye gidiyor” tartışmaları başladığından beri her sorulduğunda inatla aynı şeyi söylüyorum: Mümkünse batalım!
Çünkü özellikle son üç senede öyle şeyler gördük ki, ya akıllanacağız ya da bizi afeti azam paklayacak, belli...
“Krizi fırsata çevirmek” ile“haksız kazanç sağlamak” arasındaki farkı anlamadığımız müddetçe, isterse dolar 10 kuruş olsun, birileri acından ölecek demektir...
Kural aslında basit, eğer aramızda düşman yoksa, “Birimiz kaybetsin” dediğimiz her denklem hepimize kaybettirecek.
•
Bir de yüzsüzüz...
Hangi hakla konuşuyoruz acaba?
Piyasadan topladığın sıfır kilometre arabaları üzerine yüzde 20 koyarak satmaya kalkıyorsan, sana “Dört lastiğin fiyatı bu, işine gelmiyorsa başka yerden al, bulabilirsen” denildiğinde ağlamayacaksın...
Kiraya yüzde 15 yerine yüzde 50 zam yapıyorsan, geçen sene 5 bin liraya taktırdığın kapının bu sene niye 15 bin lira olduğunu sormayacaksın...
Zam gelecek diye, depoda yığılı malları rafa azar azar koyup üzerine de “Sadece birer tane alabilirsiniz” yazıyorsan, toptancı sana başka malı “Sen bu fiyattan almayacaksan başka müşterisi var” diye üç katı fiyata sattığında mırın kırın etmeyeceksin...
Sana mecbur kalanı ezersen, mecbur kaldığın da seni ezer...
Kendini uyanık zanneden ilk ahlaksız, başlattığı bir “sefalet zinciri”nin halkalarından biri oluverir, üç kuruş uğruna...
•
Yazının bundan sonrası, neyin ne olduğunu az çok okuyabilen, aklı başında, makul insanlar için...
Büyük dedem, Birinci Dünya Savaşı’nda askere alındığında, Yemen Cephesi’nde bir doktorun yanına verilmiş. Savaş bitip de köyüne döndükten sonra bir gün, onun askerde sıhhiyeci olduğunu bilen köylüler, kesilen ağacın altında kalınca kolundaki kemikleri paramparça olmuş birini getirmişler yanına...
“Ben ilişmem, başım belaya girer, alın şehre götürün” dese de dinlememişler, “Gidene kadar kol kangren olur” deyip, razı etmişler.
Başlamış uğraşmaya... Başlamış ama, uyuşturacak bir şey olmayınca, paramparça olmuş kemiği hizalamakla insana işkence etmenin farkı yok.
“Dayanacak artık” demiş arkadaşları, çullanmışlar yaralının üstüne, tutmuşlar sağını solunu...
Dedem başlamış kolu hizalamaya ama, her değdiğinde en ağza alınmayacak küfürleri işitmiş.
Her küfürde de “İstediğin kadar söv” demiş, “Nasılsa aklın başına gelince dua edeceksin, canın yanarken istediğin kadar söv!”
Hakikaten de ömrü boyunca dua almış.
Şimdi sövenleri görünce kızmayın...
Bu hikayeyi hatırlayın...
Az sabır...