• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Kıble hassasiyeti (2)

01 Temmuz 2026
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Kıble hassasiyeti (2)

MUSTAFA ÇELİK

Ümmet olmak, sadece aynı inanca mensup olmak değildir. Ümmet olmak; birinin acısını diğerinin yüreğinde hissetmesidir. Bir yerde akan gözyaşının, başka bir yerde uykuları kaçırmasıdır. Aynı duaya “âmin” diyebilmektir, birbirini hiç tanımadan kardeş bilmektir.

Bu yüzden dualarımızı daraltan “ben” dilinden kurtulmak zorundayız. “Benim derdim, benim ihtiyacım” diyerek sınırladığımız her dua, aslında bizi küçültür. Oysa “biz” diyebildiğimizde ufkumuz genişler, kalbimiz büyür. Bir ümmetin duası, tek bir insanın duasından daha kuşatıcıdır.

Kıble, sadece bir yön değildir; insanın iç istikametidir. Yüzün döndüğü yerle kalbin bağlandığı yer aynı olduğunda, insan dağılmaz. Müslüman için kıble, bir coğrafya değil, bir merkezdir; onu kendine çeken, toparlayan, parçalarını bir araya getiren bir hakikat mihveridir. Bu yüzden kıble hassasiyeti, ferdî bir ibadet disiplini olmanın ötesine geçer; insanı ehl-i ümmet kılar. Çünkü aynı yöne dönenler, zamanla aynı kalbe yaklaşırlar.

İnsan yönünü kaybettiğinde sadece yolunu değil, aidiyetini de kaybeder. Kıbleyi kaybetmek, merkezin dağılmasıdır. Herkesin kendi yönünü tayin ettiği bir dünyada ise birlik değil, çoğul yalnızlıklar doğar. Ümmet dediğimiz o büyük yapı, aynı hakikate yönelmenin doğurduğu bir birlik hâlidir; farklı dillerin, renklerin ve coğrafyaların tek bir istikamette buluşmasıdır.

Tanzimat Fermanı bu bağlamda sadece bir idarî düzenleme değildir; aynı zamanda bir yön arayışının işaretidir. Fakat bu arayış, kadim birliğin merkezinden ziyade, yeni bir düzenin sınırlarına doğru bir yönelişi de beraberinde getirmiştir. Ümmetin kuşatıcı ikliminden ulusun daha dar çerçevesine geçiş, bir bakıma geniş olandan sınırlı olana razı olmaktır.



Bu yüzden mesele, yön değiştirmekten ibaret değildir. Asıl mesele, hangi merkeze bağlandığımızdır. Kıble birleştirir, çünkü hakikatin etrafında toplar. Ondan uzaklaşmak ise insanı çoğaltır ama eksiltir; kalabalıklaştırır ama yalnızlaştırır. İnsan bazen genişlediğini zannederken aslında daralır. Ve en derin daralma, yönünü kaybettiği anda başlar.

Tek kıble ve tek ümmet hassasiyeti olmadıkça emperyal güçlerin cetvelleriyle çizilmiş haritalar bizi ayırmaya devam edecek. Belki sınırlar, duvarlar ve engeller hep var olacak. Ama biz, kalbimizi bu sınırlara mahkûm etmediğimiz sürece gerçek anlamda ayrılmış olmayacağız. Çünkü bizi bir arada tutan şey, aynı göğe açılan ellerimiz ve aynı kıbleye varan secdelerimizdir. Ve belki de asıl kurtuluş, tam burada başlar: “Ben”den “biz”e geçebildiğimiz anda. Kıble, sadece bir yön değildir; insanın iç istikametidir. Yüzün döndüğü yerle kalbin bağlandığı yer aynı olduğunda, insan dağılmaz. Müslüman için kıble, bir coğrafya değil, bir merkezdir; onu kendine çeken, toparlayan, parçalarını bir araya getiren bir hakikat mihveridir. Bu yüzden kıble hassasiyeti, ferdî bir ibadet disiplini olmanın ötesine geçer; insanı ehl-i ümmet kılar. Çünkü aynı yöne dönenler, zamanla aynı kalbe yaklaşırlar.

Şunu bilelim ki; tevhid-i kıble, tevhid-i ümmetin zahirî nişanesidir; fakat ümmetin hakiki birliği, tevhid-i itikad, adalet ve vahdet şuuruyla mümkündür.

Tarihe bakıldığında, toplumların çöküşü çoğu zaman dış saldırılardan önce içeride başlayan çözülmelerle gelmiştir. İnanç zayıfladığında, değerler aşındığında ve merkez kaybolduğunda, geriye dağınık kalabalıklar kalır. Bu kalabalıklar kolay yönlendirilir, kolay tüketilir ve kolayca esir alınır. Çünkü ortak bir yönleri yoktur; aynı istikamete bakmayan gözler, aynı hedefe yürüyemez.


Tek kıble ve tek ümmet hassasiyetinin oluşması için; 


Akaidde (inançta) tevhid,

Usûlde (metodolojide) sahihlik,

Ahlakta ve adalette istikamet,

Hedefte (gaye ve sorumlulukta) müştereklik şarttır.

İnsan yönünü kaybettiğinde sadece yolunu değil, aidiyetini de kaybeder. Kıbleyi kaybetmek, merkezin dağılmasıdır. Herkesin kendi yönünü tayin ettiği bir dünyada ise birlik değil, çoğul yalnızlıklar doğar. Ümmet dediğimiz o büyük yapı, aynı hakikate yönelmenin doğurduğu bir birlik hâlidir; farklı dillerin, renklerin ve coğrafyaların tek bir istikamette buluşmasıdır.


Tanzimat Fermanı bu bağlamda sadece bir idarî düzenleme değildir; aynı zamanda bir yön arayışının işaretidir. Fakat bu arayış, kadim birliğin merkezinden ziyade, yeni bir düzenin sınırlarına doğru bir yönelişi de beraberinde getirmiştir. Ümmetin kuşatıcı ikliminden ulusun daha dar çerçevesine geçiş, bir bakıma geniş olandan sınırlı olana razı olmaktır.

Bu yüzden mesele, yön değiştirmekten ibaret değildir. Asıl mesele, hangi merkeze bağlandığımızdır. Kıble birleştirir, çünkü hakikatin etrafında toplar. Ondan uzaklaşmak ise insanı çoğaltır ama eksiltir; kalabalıklaştırır ama yalnızlaştırır. İnsan bazen genişlediğini zannederken aslında daralır. Ve en derin daralma, yönünü kaybettiği anda başlar.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23