Devlet ve siyaset münasebetinde mesuliyet ve mensubiyet
Devlet ve siyaset münasebetinde mesuliyet ve mensubiyet
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Devlet ve siyaset münasebetinde mesuliyet ve mensubiyet sahipliği; samimiyet, inanmak ve inandığı değerler uğruna mücadele etmeyi esas saymakla mümkündür.
Devlet ve siyaset köprüsünün başı da ortası da sonu da millet ve devlet için kurulur. Köprünün her iki tarafı da istiklal için korunur, kollanır ve sahiplenilir.
Siyaset kavramının özünde millet ve devlet bütünlüğü vardır. Milletin; örf, adet ve gelenekler bütünlüğünün başını; dini-milli değer yargıları çeker ve bu ölçüye; siyasetin tam bir samimiyetle sahip çıkma yükümlüğü vardır. Aksi milleti dışlamaktır.
Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen siyaset, devleti soyulacak bir kasa, milleti de yolunacak meta gibi görür. Bu bir helal-haram dengesinin bozukluğuna kefilliktir.
Asrımızın en büyük telaşlarından birisi; devleti sadece bir idare aygıtı gibi görüp, siyaseti de iktidar mücadelesi adına tapınma hırsındandır.
Oysa Mete Han’dan bu tarafa bizim geleneğimizde devlet; mülki koruyan bir mekanizmanın dışında, bir emanet taşıyıcısıdır.
Siyaset ise menfaatlerin değil, mesuliyetlerin titizlikle yerine getirildiği bir ahlak sahasıdır.
•
Selçuklu ve Osmanlı devlet yönetim sisteminde, devlet idarecilerine dair kavramların çoğu; güçten değil, yükten bahseder. Yük olan idareci yerine, yük alan idareciden söz eder.
Bugün muhalefetin bütünü, devlete de millete de yük olmakta ve devlet hesabına, kalkınma hesabına, milli birliğimizin hesabına gözlerini bile kırpmamaktadırlar.
Milletin adamı Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan düşmanlığında ittifak ettikleri kadar başka bir hiç hususta ittifak etmemektedirler.
Siyasi körlük ve siyasi aymazlığın zirvesinden inmeyen muhalefetin unutmaması gereken ahlaki değer şudur:
R. Tayyip Erdoğan bu milletin seçtiği devlet başkanıdır. Dünya, ilk defa Türkiye Cumhuriyeti Devletini gıptayla izlemektedir. Bu hale düşmanlığın adı siyaset olamaz.
•
Nizamülmülk, bir memleketin mamur olmasını, vicdanların mamur olmasına bağlar ve devletin taşının, toprağının, harcının temelini ahlaki değerlere bağlar.
Bugün, devlet millet yönetimine dair siyaset, kültür, sanat, ekonomi gibi çeşitli mecralardaki muhalefetin her türlüsü, toplumsal ahlaka karşı savaş açmıştır.
Yine siyasetin, daha doğrusu muhalefetin diline baktığımızda; devletimiz ve milletimize ait zerre mesuliyet ve mensubiyetten söz eden bir konuşmaya rastlamak zordur ve siyasi dil lağımlardan akmaktadır.
Siyasette mensubiyet ve mesuliyet sahibi olmak, milletimizin ve devletimizin tarihi yükünü omuzlayarak, ileriye taşıyıp imar ve inşa etmek demektir.
•
Ezcümle:
Yahya Kemal’in; “Kökü mazide olan atiyiz” tespiti, bir mensubiyet-mesuliyet ifadesidir ve geçmişi, geleceğin inşasına taşıma kabiliyetidir.
Hafızasız bir aidiyet, yalnızca kalabalık üretir; medeniyet üretmez. Medeniyetine sahip çıkmayan milletler, başka toplumların tarihine, kültürüne sahip çıkarak, kendisini aşağılamayı modernlik sayar.
Bu manada kendisini aşağılayanlar; hırslarını, dini-milli çerçeveli devlet-millet birliğimize hakaret ederek tatmin etmektedirler.