“Türkiye’nin asıl ihtiyacı: Kuralların ve kurumların güçlendirilmesi”
“Türkiye’nin asıl ihtiyacı: Kuralların ve kurumların güçlendirilmesi”
Ertuğrul Akar
2025 yazının bu ilk haftasında yaşadığımız gelişmeler, bize bir kez daha yapısal düşünmenin ve hukuk devleti ilkelerine bağlı kalmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. Siyasetten ekonomiye, yargıdan toplumsal ilişkilere kadar her alanda tartışmalar büyürken, meselelerin özünü kaçırmamamız gerekiyor.
Kurultay Tartışmaları ve Hukuki Yolların Önemi
Bir siyasi partinin iç işleri, kamuoyunu ne kadar meşgul ederse etsin, çözüm yine hukuk yoluyla aranmalıdır. Bu hafta tartışılan CHP kurultayı ve iptal davası süreci, aslında Türkiye'deki kurum kültürünün ne kadar gelişkin olduğunu test eden bir süreçtir.
Önemli olan, hangi partiden olursa olsun; tüzükler, genel kurul kararları, delegelik usulleri gibi konuların yargıya taşınmasında herkesin adil, makul ve soğukkanlı kalabilmesidir. Çünkü demokrasiyi korumanın yolu, duygusal tepkilerden değil, kurallara sadakatten geçer.
Hukukun Görünürlüğü ve Toplumsal Güven
Bir ülkede adaletin sadece uygulanması değil, aynı zamanda görünür olması gerekir. Son haftalarda yaşanan bazı gelişmelerde, kamuoyunda “tarafsızlık” algısına ilişkin tartışmalar doğdu. Bu, yargı mensuplarının bireysel tutumlarından çok, kurumsal reflekslerin ne kadar şeffaf olduğuyla ilgilidir.
Her kesimin, her vatandaşın “kendisiyle ilgili bir dava olsa bu ülkede adil yargılanırım” diyebilmesi, en büyük toplumsal sermayemizdir. Bu güveni korumak hepimizin görevidir.
Ekonomiden Sosyolojiye: Hukukun Sessiz Dili
Ekonomik göstergeler ya da toplumsal tepkiler ne olursa olsun, biz hukukçulara düşen görev; gündelik yorumlar değil, uzun vadeli yapısal tavsiyeler üretmektir. Türkiye'de sosyal refahın ve iç huzurun artması, bireylerin haklarına ve kurumların işleyişine olan inançla mümkündür.
Kriz anlarında bile, hukuki prosedürler titizlikle işletilirse, toplum da yöneticilere, yargıya ve devlet yapısına güven duyar. Çünkü kaos, genellikle belirsizlikten değil; belirliliğin keyfiyete dönüşmesinden doğar.
Sonuç: Yeni Dönemin İhtiyacı Yeni Bir Hukuk Dili
Biz artık yüksek sesle kavga eden değil, yüksek ilkelerle konuşan bir siyasal ve toplumsal düzene geçmeliyiz. Türkiye'nin ihtiyacı yeni yasalar değil, mevcut kuralların güvenilir biçimde uygulanmasıdır.
Bunun için de siyasetçisinden yargıcına, gazetecisinden akademisyenine kadar herkesin ortak bir sorumluluğu vardır: Kuralları önce kendi alanında uygulamak.
Unutmayalım, adalet ne iktidarın ne muhalefetin meselesidir. Adalet, milletin kendisine duyduğu saygının ölçüsüdür.