• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Enes Alemdar
Enes Alemdar
TÜM YAZILARI

Uzun ve kritik bir süreç

16 Ekim 2016
A


Enes Alemdar İletişim: [email protected]

Bir önceki yazıda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Lozan çıkışıyla ilgili bir yazı kaleme almıştım.

Şimdiye kadar yakın tarih üzerinden gereksiz tartışmalara girmeyen Cumhurbaşkanı’nın, ilk kez Lozan üzerinden yakın tarih konusunda böyle bir çıkış yaptığına şahit olmuştuk.

Arkasından laik kanadın kopardığı yaygaralara mukabil şunu söylemiştik;

Cumhurbaşkanı’nın Lozan üzerinden yaptığı çıkışın bir iç siyaset konusu olmadığını, meselenin biraz derinliğine inip geçtiğimiz sürece bakılırsa aslında bu konuşmanın tamamen yeni Türkiye imajıyla Küresel güçlere dolaylı bir mesaj olduğunu vurgulamıştık.

***

Görünen o ki Cumhurbaşkanı’nın bu mesajı muhataplarına ulaşmış.  Konuşmanın üzerinden iki hafta sonra Amerika’dan benzer ölçüde bir misilleme geldi.

ABD Donanmasının 241. Kuruluşunun yıl dönümü dolayısıyla sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yine yakın tarih üzerinden 1801-1805 yıllarında Trablus kıyılarında Türk bayrağıyla savaşan askerlerin şehit edildiğini gösteren temsili bir tablo yayınladı. Paylaşımın altına düşülen notta ise, "Amerika'nın denizcileri çetin, cesur ve hazırdır." ifadesi kullanıldı.

Bu durum aslında çok sürpriz değil. ABD’nin daha önce bölgede yapmış olduğu eylemler zaten Türkiye’ye karşı olası bir sıcak savaş emareleri taşıyordu. Fırat kalkanı operasyonundan sonra Amerika’nın Ayn El Arab’a (Kobani) üs kurup bayrağını asması bir nevi Türkiye’ye “daha fazla ilerlememesi aksi halde ABD ile karşı karşıya kalabileceğinin” sinyalleriydi. Fakat yaşanan bu son olay Neoconlar’ın Türkiye ile bir savaş ihtimalini ne denli göze aldıklarını somut bir şekilde ortaya koyuyor.

Bakanlık düzeyine çıkılmalı

Tabi böyle bir olasılığın sebep ve sonuçlarını şimdiden konuşmaktan ziyade evvela Türkiye’nin nasıl bir yöntem izlemesi gerektiğini tartışmak gerekir. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra bölgede artık eski refleksleriyle hareket etmeyen, aksine daha aktif bir Ortadoğu politikasıyla taraflara “ben de varım” mesajı veren bir Türkiye var. Böyle bir Türkiye’nin varlığı hangi açıdan bakarsanız bakın elbette olumlu bir durumdur ancak söz konusu eğer Ortadoğu ise azami ölçüde kontrollü ve sistemli hareket edilmelidir. Aksi halde hiç istemediğimiz ve beklemediğimiz komplikasyonlarla karşılaşabiliriz.

***

Üzerinde asırların izini taşıyan, nice medeniyetlere, devletlere ev sahipliği yapmış ve Dünya tarihinde bitmek tükenmek bilmeyen en acı savaşların yaşandığı kadim bir coğrafyada kalıcı bir tasarruf elde etmenin ilk adımı ise kanaatimce bir Ortadoğu bakanlığının kurulmasıdır. Çalışma alanı itibariyle sadece Ortadoğu’yu değil aynı zamanda Kuzey Afrika’yı da bünyesine alabilecek bir bakanlık, uzun vadede önemli faydalar sağlayabilir.

Türkiye’nin halihazırda bölgede izlediği çok yönlü politikaların yanı sıra her geçen gün bunlara yenilerinin eklenmesi ciddi bir risk yönetimi gerektiriyor. Başta Suriye, Irak ve Filistin gibi sorunlar olmak üzere ülkemizde misafir ettiğimiz 3 milyonu aşkın mültecinin yasal durumlarına kadar bir dizi problem bizi bekliyor.

***

Şimdi ise önümüzde Fırat Kalkanı operasyonundan sonra kritik bir Musul operasyonu var ve bu operasyonlar yapısı gereği ucu açık olup uzun yıllar sürebilir. Bölgedeki muhalif yapılarla birlikte yürütülen bu operasyonların daha sıkı bir koordinasyon ve doğru stratejiyle devam etmesi için bu alanda yetişmiş diplomatları bir bakanlık çatısı altında toplamak oldukça sağlıklı sonuçlar verecektir. Bütün bunlara ek olarak meseleyi bakanlık düzeyine çıkarmak demek aynı zamanda Uluslararası diplomaside bölge ile ilgili hassasiyetlerimizi ortaya koymak açısından da önemlidir.

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23