Tam bir tiyatro!
Tam bir tiyatro!
AYHAN DEMİR
Milletlerin taşıyıcı sütunları dil, din, kültür, sanat, edebiyat ve tarihtir. Bir milleti asimile etmek isterseniz, önce diliyle oynarsınız. Sonra inanca müdahale eder, kültürün yatağını değiştirirsiniz. Onu sanat, edebiyat ve tarih izler. Özetle: Toplumsal değişim, kültürel dönüşüm.
Belki de bundan dolayı, yeni istilalar kültür ve sanat emperyalizmi şeklinde oldu, oluyor. Toplumların gelenek ve değerlerini kültür ve sanat üzerinden değiştirmeye, asırlık ezberleri bozmaya çalışıyorlar.
Şimdi, aynanın karşısına geçelim.
Siyaset günlerinden ve piyasa şartlarından bir türlü kurtulamıyoruz. Bütün bunlar önceliklerimizi de beraberinde götürüyor. Kültürden, sanattan, edebiyattan, fikriyattan, tabiattan ve tarihten konuşamıyoruz.
Kültür ve sanat, emlak, arsa ve buna benzer yatırım araçlarıyla değil, edebiyat, tiyatro, sinema, müzik ve resim üzerinden ilerler.Bununla birlikte kültürde ve sanatta bireysel çabalar bir yere kadardır. Kültür ve sanat, bireyden ziyade, muhitler ve devletler üzerinden ilerleyen bir toplamdır. Muhitler, eserin önemini gösterir, duyurur. Devlet ise destekler, ortam oluşturur.
Sanat denilince, birçok kişinin aklına, sadece şarkı ve türkü geliyor. Sanırım bu yüzden, resmî kurumların himayesinde, her gün onlarca konser düzenleniyor. Hayır, sadece müzik değil, tiyatro ve resim de sanata dâhildir. Her türlü desteği, fazlasıyla hak etmektedir. Tanpınar’ın dediği gibi: “Sanatın başladığı yerde, her şey susar ve hürmetle el bağlar.”
Buradan şuraya geçelim.
Mehmet H. Doğan, Şiir ve Eleştiri kitabında bir tarihçinin “dil eşittir kimlik” sözünü aktardıktan sonra şöyle devam ediyor: “Dilini yitiren, dilinin konuşulduğu ortamın dışına savrulan ya da atılan kimse, her şeyden önce bir kimlik bunalımına düşüyor.”
Daha açık söylemek gerekirse: Dilimizi bilmek, kendimizi bilmektir. Dilimizin hayatı, milletimizin hayatıdır.
Şunu da söylememiz gerekiyor: Dil ile din, bir bütündür. Dilini kaybetmenin ilk yan etkisi, din duygusunun zayıflaması olarak kendini gösterir. Dilini kaybedenin dinini kaybetme süreci daha hızlı işliyor.
Bu uzun girizgâhtan sonra, sözü Kosova’da ilk defa düzenlenen “Prizren Uluslararası Türkçe Tiyatro Festivali” etkinliğine getirmek istiyorum.
Bir değil, iki değil, tam beş gün. Sadece Kosova’dan değil, Türkiye, Kuzey Makedonya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden katılımcılar. Tiyatronun yanı sıra resim sergisi, yazarlık atölyeleri, açık oturumlar, söyleşiler, kukla gösterileri, Hacivat-Karagöz oyunları, pandomim ve danslardan oluşan tam on dokuz bağımsız etkinlik.
Milletlerin hafızası dilde ve sanatta yaşar. Prizren, Osmanlı döneminden beri çok kültürlü, çok dilli bir şehirdir. Türkçe, bu şehirde; bir kimlik, bir gönül köprüsü ve bir statü göstergesi olarak yaşıyor.
Bir de şu: Milletlerin kültürel kimliğinin inşa edilmesi ve yaşatılması bakımından, tiyatro son derece önemlidir. Balkanlar’da, özellikle Eski Yugoslavya’da; Üsküp ve Prizren merkezli gelişen Türk tiyatrosu, Türk dilinin ve kültürünün bu bölgedeki varlığını sürdürmesi bakımından kritik bir rol oynamıştır, oynamaktadır.
Çeşitli zorluklarla karşı karşıya olan Kosova›daki Türk tiyatrosu, günümüzde tiyatro toplulukları tarafından aktif şekilde temsil ediliyor. Kuzey Makedonya’daki durumun, Kosova’ya nispeten, daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Festivalde “Nevbahar” isimli oyunu sergileyen Üsküp Milli Kurum Türk Tiyatrosu, Kuzey Makedonya’da dilimizin ve kültürümüzün bayraktarlığını yapmaktadır.
Kosova’da Türk Tiyatrosu, resmi kayıtlara göre 1930’lu yıllarda Karagöz ve Hacivat gösterileri ve orta oyunların sahnelenmesiyle çalışmalarına başlamış, 1980’li yıllarda altın çağını yaşamıştı. Festivalde Karagöz ve Hacivat gösterisi sergilenmesi, hâlâ bu geleneğin devam ettiğini görmek adına oldukça mutluluk vericiydi.
Unutmadan söyleyelim: DOĞRU YOL Türk Kültür Sanat Derneği yönetim kurulu üyesi değerli yazar, şair ve gazeteci Aziz Serbest’in fotoğraf sergisi, Eski Yugoslavya dönemindeki, Prizren Kültürevi Türk Tiyatrosu’nun tarihine ışık tutan kareler içeriyordu.
Başlangıç için oldukça dolu dolu olan bu festivalin, geleneksel hâle gelip, Prizren başta olmak üzere Türkçe konuşulan bütün coğrafyalarda Türkçe tiyatronun güçlenerek yaşamasına katkı sunacağından hiçbir şüphe duymuyorum.
Yazımızı bitirirken, bu festivalin gerçekleşmesinde büyük emekleri bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Priştine Büyükelçiliği, Yunus Emre Enstitüsü ve Prizren Art Theatre yöneticilerine teşekkürlerimizi sunalım.
Darısı daha nice senelere inşallah, diyelim.