--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Neyi kaybettiğini hatırla

Ayhan Demir
Ayhan Demir

İbrahim Tenekeci ağabeyimizin 3 Kasım, Cumartesi günkü yazısının başlığıydı: Hafızamızı Tazeleyelim.

Drama’dan İşkodra’ya, Akçahisar’dan Yeni Pazar’a, İpek’ten Selânik’e uzanan genişçe bir coğrafyadaki birçok güzel şehrin, birbiri ardına avcumuzdan kayıp gidişini anlatıyor.

Yazının sonundaki önemli bir uyarıyı tekrar etmeliyim: “Kurtuluş günlerini ve zaferleri kutlayalım ama kayıplarımızı da unutmayalım.”

Buradan şuraya geçelim.

Hatırı sayılır miktarda, Selânik kartpostalım var. Kalesinden Beyaz Kule’sine, neredeyse, şehrin tamamını bu kartpostallardan görebiliyorum. 

Kartpostalların bir bölümü Osmanlı idaresi altındaki döneme, bir bölümü daha sonrasına ait. Osmanlı dönemine ait kartpostalların hemen hemen her karesinde, birkaç tane cami ve bol miktarda minare yer alıyor. 

Bu kartpostallardan bazıları, postadan geçmiş. Mesela, arşivimize son eklenen kartpostallardan bir tanesi, Selânik’ten postaya verilmiş, Kavala’ya gönderilmiş. Üstelik her iki şehrin de, hâlâ Osmanlı toprağı olduğu bir tarihte.

Buradan da şuraya…

İkinci Murad, Alman zulmünden kaçan Musevileri, 1421 senesinde Edirne ve Selânik’e kabul etmişti.

Sultan Reşat  (V. Mehmet), tahta çıkışının ilk üç yılında (1909-1911), her yıl, “Seyahat paraları” adı altında altın ve gümüş paralar darp ettirdi. Bursa, Edirne, Kosova, Manastır ve Selanik ibareli bu paralar, sınırlı sayıda yani sembolik olarak darp edildi.

Sultan Reşat, Priştina, Manastır, Üsküp ve Selânik dâhil olmak üzere, daha geniş bir yelpazeyi içine alan “Seyahat pulları” da bastırmıştır. 

Bu para ve pullar bastırılarak, şu mesajı verilmiştir: Bizim için Manisa neyse, Üsküp de odur! Bursa neyse, Manastır da odur! Edirne neyse, Selanik de odur!

Şunu anlatmak istiyorum: Selânik, beş asır boyunca, camilerle, çeşmelerle, türbelerle süslendi. Tam bir İslam beldesi haline getirildi. Rumeli’nin incisi oldu.

Bundan yüz sene önce “Üsküp, Filibe ve Selanik İslam beldesi olmaktan çıkacak, Hıristiyan beldesi olacak” deseydiniz, size gülüp geçerlerdi. Ciddiye alanlar ise kesin ve keskin bir tepki gösterirlerdi. Böyle bir şeye ihtimal vermez, “Buraları Makedon, Bulgar ve Yunan şehri yapmaya kimin gücü yeter?” derlerdi.

Her şey çok hızlı gelişti. Aklımıza gelmeyen ihtimaller başımıza geldi. 

Manastır, Üsküp ve Selânik gibi birçok aziz şehri, İstanbul’dan önce fethettik. Fakat muhafaza edemedik. 1877’deki Osmanlı-Rus Savaşı ile başlayıp Türk-İtalyan Savaşı, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi’nin olduğu dönemde avuçlarımızın arasından kayıp gittiler. 

Selanik’in kaybı, Anadolu’da büyük bir dehşetle karşılandı. Mustafa Kemal Atatürk, bir arkadaşına şöyle çıkıştı: “Selanik’i nasıl terk edebildiniz, o güzelim yurdumuzu? Neden onu düşmana bırakıp da buraya geldiniz?” (Selanik Hayaletler Şehri, Mark Mazower, YKY, Sayfa 304)

Balkan Harbi’nden sonra basılmış bir Osmanlı kartpostalı vardır. Bir çocuk, kara tahtaya şunu yazıyor: “Selanik’i geri alabilecek miyiz?” 

Mustafa Kemal’in Lozan’dan sonra söyledikleri, bu soruya cevap mahiyetindedir: “Allah izin verirse ve ömrüm yeterse, Selânik’i ve diğer birçok yeri geri alacağım.”

Hazır konu açılmışken, Yunan elinde, Selânik’in başına gelenleri de hatırlatalım.

Selanik’in yaşadıklarını biz değil, Mark Mazower anlatsın: “Kentte daha önceki tüm Müslüman varlığının izlerini silmek istercesine, yerel yönetim neredeyse derhal, o zamana değin Selanik siluetini belirlemiş olan minarelerini yıkma kararı aldı ve bu işi yapacak şirketleri ihaleye davet etti.” (Sayfa 357)

Yunan’ın tek derdi minareler değildi. Osmanlı mirası olarak gördükleri, herkesi ve her şeyi hedefe aldılar: “Fese savaş açıldı ve yerel yetkililere demiryolu, tramvay ve elektrik müdürlerinin çalışırken fes giyenleri işten çıkarmaları talimatı verildi. Yunan vatandaşlığına girmeyi reddedenler kovuldu.” (Sayfa 309)

Bu şehri kaybedeli, sadece bir yüzyıl oldu. Ama bugün, hiçbirimizin gündeminde Selânik yok. Bu şehri ve yol arkadaşlarını, bir yabancı olarak ziyaret ediyor ya da fotoğraflarına bakıyoruz. 

Bütün bunları şunun için anlattım: Neyi kaybettiğinizi ve nasıl kaybettiğinizi hatırlamadan, elinizdekilerin kıymetini bilemezsiniz. Manastır, Üsküp ve Selanik’i hatırlamadan İstanbul, Trabzon ve Van üzerine yapılan hesapları bozamazsınız.

Son bir şey daha: Büyük Türkiye idealini savunuyorsanız; Mustafa Kemal’in sözleri, Makedon, Bulgar ve Yunanların icraatları işinize yarayabilir.

 

Ayhan Demir Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle