Mehmet Âkif ve İstiklal Marşı
Mehmet Âkif ve İstiklal Marşı
AYHAN DEMİR
Yazımıza bir soruyla başlayalım: Mehmet Âkif Ersoy’u niçin severiz? Bu sorunun bir değil, birden fazla cevabı vardır.
Mehmet Âkif, Çanakkale ve İstiklal Marşı’nı yazarak, sadece bir şiir kaleme almamış, aynı zamanda mühim bir iş yapmıştır.
Âkif’in şiirleri, adeta, bir milletin, milletimizin ölüm kalım mücadelesinin fotoğrafıdır. Onun şiirlerini okuyanlar, o günlerde verilen zorlu mücadeleyi çıplak gözle seyretmiş gibi olurlar. İstiklâl Marşı başta olmak üzere, birçok şiiri, birer canlı şahit gibidir.
Söz İstiklal Marşı’ndan açılmışken…
İstiklal Marşımız, Türk milletini uyarmış ve uyandırmıştır. Türkiye’nin istikametini tayin etmiştir.
İstiklal Marşımız, aynı zamanda, istikbal marşımızdır. Sadece geçmişimizi anlatmaz, geleceğimizi de aydınlatır.
İstiklal Marşımız “korkma” hitabıyla başlar. Bu, öylesine bir şey değildir.
Evet, “Korkma” diyor. Demek ki ortada korkulan, korkulacak bir durum vardı. Ne yazık ki, yüz sene önce korktuklarımız, bugün hâlâ hayatımızdalar.
İstiklal Marşımız “tek dişi kalmış canavar” dedikten sonra “Yurdumu alçaklara uğratma sakın” diye devam ediyor. Akif bunu söylerken; “alçakları” durduracak gücün, biz yani Türkiye olduğunu ifade etmiştir.
İvo Andriç’in Drina Köprüsü isimli eserinden ilhamla: Buhara’dan Bosna’ya, Kırım’dan Kudüs’e kadar müezzinlerin müminleri namaza çağırdıkları her yeri yurdumuz biliyoruz.
Mehmet Âkif, İstiklal Marşı’mızı yazıp bitirdikten sonra; “Allah, bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın” diye temennide bulunmuştu. Tam bir asır sonra yine benzer bir durumla karşı karşıya bırakılmak istenmemiz bir tesadüf olabilir mi? Olamaz, elbette.
Mehmet Âkif, sadece İstiklal Marşı’mızın yazarı değildir. Onun hayatı sadece şiirden ibaret olmamıştır. Türk edebiyatının kıymetli bir şairi olduğu kadar, esaslı bir fikir adamı, İslâmcılık düşüncesinin vazgeçilmez isimlerindendir.
Mehmet Âkif, hem şiirimizi, hem de dinimizi ve vatanımızı savunmuştur. Onun hizmetlerini kim unutur? İnsan unutkandır, unutur ama millet hafızası asla unutmaz.
Hiç düşündünüz mü: Mehmet Âkif, sadece şiir yazsaydı; acaba bugün, kimlerin cümleleriyle konuşuyor, yazıyor, düşünüyor olacaktık?
Bu soru burada dursun, ama biz devam edelim.
İslam şairi Mehmet Âkif, gerçek bir dindar, halis bir mücahittir. Meziyet ve şahsiyet kavramlarını bir araya getirmeyi başarmış isimlerdendir. Düşünce, tavır ve duruşunu eserlerine yansıtmıştır.
Mehmet Âkif, hizmet ettirme değil, hizmet etme derdinde olmuştur. Memleketin imkânlarını kendi lehine kullanmak yerine, kendi imkânlarını memleket emrine vermiştir.
Mehmet Âkif, milletimizin kader yıllarında, şiirleri, yazıları, konuşmaları ve duruşuyla, Müslüman Türk milletine yol göstermiş, kılavuzluk etmiştir. İstiklal Harbi’nin hakiki kahramanlarından birisi olmuştur.
Mehmet Âkif, en karamsar günlerde bile umudunu kaybetmemiş, milletine olan güvenini korumuştur. Buna karşılık, onun, millet katındaki yeri ayrıdır. Onun katıksız bir vatansever olduğunu bilen milletimiz, kendisine itimat etmiş ve istiklal mücadelesini desteklemiştir.
İstiklal Harbi sonrası Ankara’ya yakın olanlar hızla ihya olurken; Mehmet Âkif, şahsiyetini koruduğu için, Ankara’dan uzaklaşmış, daha doğrusu uzaklaştırılmıştır.
Mehmet Âkif, onca hizmetine ve fedakârlığına rağmen; kendisini vatanından koparanlar aleyhinde konuşmamıştır. İstiklâl Marşı karşılığında almadığı ödül bile, onu diğerlerinden ayırır. Onu en güzel, yine kendisi anlatır: “Sessiz yaşadım; kim, beni, nereden bilecektir?”
Mehmet Âkif’in üstünü örtmeye, onu yok saymaya çalışanlar; yoksulluk içerisinde bir hayat sürmesine ve bu şekilde vefat etmesine seyirci kaldılar. Hatta vefatında bile hiçbir şey olmamış gibi davrandılar.
Mehmet Âkif’i dışlayıp, cezalandıranlar; ailesine de rahat yüzü göstermediler. Ankara’ya yakın duranların çocukları ve torunları varlık içinde yaşarken; onun oğlu da kendisi gibi yokluk içinde yaşamış, trajik bir şekilde vefat etmiştir.
Mehmet Âkif’e tüm bunları yapanlar, milletin hafızasından silinip gitmiştir. Buna karşılık milletimiz, onun unutturulmasına müsaade etmemiştir. Mehmet Âkif her geçen gün daha çok kalbe ulaşmakta; kıymetini, etkisini ve gücünü arttırmaktadır.
Remzi Oğuz Arık, Meseleler isimli eserinde, anlatıyor: “Akif vefalı bir dosttu. Cinsi gittikçe azalan bu mübarek insan çeşidinin bizim milletimiz arasında değeri çok büyüktür.” (Sayfa 124, Hareket Yayınları, 1974)
Aziz milletimiz, fedakârlık yapan veya haksızlığa maruz kalan evlatlarını unutmaz, unutmamıştır. Milletimiz, Mehmet Âkif’in doğum gününü sevinçle kutluyor, vefatını hüzünle anıyor. İstiklal Marşı’nın hem yazılış, hem de kabul ediliş tarihlerini etkinliklerle kutluyor.
Buraya dikkat: Safahat, Kur’an-ı Kerim’den sonra evlerimize en çok giren ikinci kitaptır. Onunla ilgili her sene, neredeyse, bir raf dolusu kitap yazılıyor, akademik tez yayınlanıyor. Birçok mahallemiz, bulvarımız, caddemiz, sokağımız, parkımız, kültür merkezimiz Mehmet Âkif Ersoy ismini taşıyor. Bu, Allah’ın izniyle, devletimiz ve milletimiz var oldukça böyle devam edecektir.
Allah ondan razı olsun. Mekânı cennet bahçesi olsun inşallah.
İstiklal Marşı’mızın kabul edilişinin yüz beşinci yılı kutlu olsun.