--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Arnavutluk için yardım vakti

Ayhan Demir
Ayhan Demir
2

Sadece insanların değil, milletlerin, devletlerin ve coğrafyaların da bir kaderi vardır. Türk milletinin, Türkiye’nin ve Anadolu’nun da…

Anadolu, topraklardan bir toprak değildir. Türkiye, başka hiçbir ülkeyle kıyaslanamaz. Türkiye, yaşadığımız topraklardan ibaret değildir.

Bugünkü sınırlarımız; Edirne’den başlayıp, Ardahan’da bitiyor olabilir. Türkiye’nin, sadece sınırları değil, mesuliyet ve mecburiyet sahası vardır. Mesuliyet ve mecburiyet sahamız Bosna’dan Doğu Türkistan’a, Kırım’dan Afrika’ya kadar uzanıyor.

Nihayetinde, bu mesuliyet ve mecburiyet, parti meselesi değildir. İktidara kim gelirse gelsin, geçmişimiz ve tarihî misyonumuz değişmez. Türkiye, yüksek kaderinden kaçamaz, kurtulamaz. Safı bellidir. Bunu değiştirmeye kimsenin gücü yetmez.

Nurettin Topçu, “biz, kaderimizin hizmetkârıyız” der. Haksızlıklara maruz kalanlara sahip çıkmak, milletimizin kaderidir. Türk milletinin her bir ferdi, bu kaderin ayrılmaz bir parçasıdır.

Türkiye, yeryüzündeki bütün düşkünlerin, gariplerin, yetimlerin anavatanıdır. Müslüman Türk milleti dili, dini ve ırkı ne olursa olsun, bütün mazlumların kara gün dostudur. Milletimizin önceliği, siyaset değil, insaniyettir. 

Darda kaldıkları vakit, milletimize ve memleketimize düşmanlık edenlere bile elimizi uzatırız. Mesela, Nazi Almanyasından kaçan Musevilere en çok sahip çıkan, yardım eden ülkelerden biri de Türkiye’dir.

Türkiye, emin beldedir. Mahzun ve mağdurların güvencesidir. Türkiye’ye ulaşan, “güvendeyiz, emin ellerdeyiz” der. Türkiye’nin ulaştığı, kurtulmuş sayılır. Yaralanan Filistinliler ve Suriyeliler, vatanından kovulan Ahıska Türkleri, Kırım Tatarları ve Uygur Türkleri buraya gelir, sığınır.

Suriye’nin Hama şehrinde, Özel döneminde, yaşanan kimyasal katliamı hatırlayın. Peşmergeler, yurdumuza sığınmışlardı. Saddam Hüseyin Irak’taki Kürtlerin üzerine yürüyünce, Kürtler, canlarını kurtarmak için çoluk çocuk Türkiye’ye sığınmıştı. Şah döneminde İslamcılar, Humeyni döneminde de sekülerlerin sığındığı yer yine Türkiye idi. İsrail Lübnan’ı bombalarken, yüzlerce Lübnanlı Hatay üzerinden Türkiye’ye sığınmıştı.

Türkiye, iyilik ve güzellik üzerine kuruludur. Ülkemiz, hayır ve hasenat kapısıdır. Bu kapıya gelen, geri çevrilmez. Buyur edilir, en güzel şekilde misafir edilir. Misafir emanet dairesindedir. O canımızdan ileridir. Aksi olsaydı, batının Endülüs’ü haline gelirdik.

Türkiye, bir başına, Batılı devletlerinin toplamından daha fazla muhacire ev sahipliği yapıyor. Ülkemizde üç milyondan fazla Suriyeli olduğu belirtiliyor. Suriyeli kardeşlerimizle birlikte, çok sayıda Pakistanlı, Bangladeşli, Afganlı var. Kendi adıma, bundan şikâyetçi değilim. Hatta son derece memnunum. 

Türkiye, yardımseverliğin kalesidir. Gönlü zengin insanların yurdudur. Cömertlik konusunda dünyanın sayılı ülkelerindendir. Kazanca göre hesaplanınca, dünyanın en cömert insanları bu topraklardadır. Kısıtlı imkânlara rağmen dünyada en çok insanî yardım / iyilik yapan üçüncü ülkeyiz. Kişi başına düşen millî gelir ölçü alınırsa, birinci sıradayız. 

Türkiye, devletiyle ve sivil toplum örgütleriyle, elinden geldiğince ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşmaya, imdadına yetişmeye çalışıyor. Dünyanın birçok bölgesine yardım elini uzatıyor. Asya’dan Afrika’nın en ücra köşelerine kadar ulaşıyor; fakir fukaranın, muhtaçların, haksızlığa uğrayanların, zulme maruz kalanların imdadına koşuyor. Filistinlilerin sıkıntıları gideriliyor. Afrika’da hastane kuruluyor. Sudan’a su kuyuları açılıyor. Patani’de yetimhaneler inşa ediliyor. Somali’de göz ameliyatları yapılıyor. 

Balkanlar’daki durum da pek farklı değil. Bosna’dan Sancak’a, Batı Trakya’dan Makedonya’ya, Bulgaristan’dan Arnavutluk’a kadar bu coğrafyada yaşayanların hepsi, en ufak bir olayda bakışlarını Türkiye’ye çeviriyor. Canları tehlikede olduğu zaman, Türkiye’ye ulaşmanın yollarını arıyorlar.

Türkiye’de, Bosna ve Sancak’tan daha fazla Boşnak; Arnavutluk, Kosova ve Makedonya’dan daha fazla Arnavut yaşıyor. Bu iki örnek, bize bir şey anlatmalı, anlatıyor. Şunu: Anadolu, Balkan halkları için iç kaledir. Ocağını ve güvenli yaşama imkânını kaybedenler, burada toplanırlar. Balkanlar da bizim için, Osmanlı haritalarında geçen ifadesiyle, ‘esir vatan’dır. Vatanın iyiliğini istemek ve ona göre çalışıp çabalamak gerekir.

Türkiye, Balkanlar’da ecdat yadigârı eserleri tekrar hayata döndürüyor, ayağa kaldırıyor. Unutulanları hatırlatıyor. Hafızamızın tem yapı taşlarını oluşturan camileri, türbeleri, mezar taşlarını, yazma eserleri ve resmi evrakları gün yüzüne çıkarıyor. 

Fazla uzağa gitmeyelim: Türkiye, Arnavutluk’un Dıraç şehri yakınlarında meydana gelen deprem sonrasında, bölgeye insani yardım ulaştıran ilk ülke oldu. Hem Arnavutluk’taki hem de Kosova’daki depremzedelere kol kanat gerdi. Zor günler geçiren Arnavutluk’a 500 konut inşa etme kararı aldı. Bizler de resmî kurumlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımız üzerinden iyilik ve güzelliklere vesile olalım. Arnavutluk için elimizden geleni yapalım.

Türkiye, sadece evleri ve eserleri değil, insanların gönüllerini de ihya ediyor. Hanelere umut, heyecan ve heves getiriyor. AFAD’ın yaraları sarmasına, TİKA’nın çabalarına, Yunus Emre Enstitüsü’nün çalışmalarına, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’na, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nın, Cansuyu Derneği’nin, Deniz Feneri’nin, İHH İnsani Yardım Vakfı’nın, Yeryüzü Doktorları’nın ve Kızılay’ın fedakârlıklarına hep bu gözle bakıyorum. 

Artık toparlayaım.

İyilik yolundayız, yarışındayız. Dayanışma duygumuz yüksek. Samimiyiz. Yaptığımız iyilikleri alacak hanesine yazan bir millet değiliz. Bütün yardımlar, karşılık beklemeksizin yapılıyor. Talip olduğumuz şey, Allah’ın rızası. Tek beklentimiz: Dua et yeter.

 

Ayhan Demir Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle