• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Arzu Erdoğral
Arzu Erdoğral
TÜM YAZILARI

Yas kültürü böyle olmaz!

20 Nisan 2026
A


Arzu Erdoğral İletişim: [email protected]

Yas kültürü böyle olmaz!

ARZU ERDOĞRAL 

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta gerçekleşen okul saldırısı sonrası henüz yasımızı yaşamadan siyaset yapmak, sosyal medyadan istifa söylemleri, görüntülerin reyting uğruna servis edilmesi akla mantığa sığmıyor. Toplum olarak gerçekte ne yapılması gerektiği, uzman görüşleri, bir olabilme kültürü, neden bu hale gelindiği, çözüm yolları düşünülmesi gerekirken neden bunlar yapılır anlamak mümkün değil.

Henüz yasımızı tutamadan, daha acının ne olduğunu sindiremeden, bir felaketin ardından başka bir felaketin içine savruluyoruz: Ortaya çıkan manzara, bir toplumsal refleks krizini gözler önüne seriyor.


Bir yanda hayatını kaybeden çocuklar, parçalanmış aileler ve derin bir sessizlik ihtiyacı… Diğer yanda ise daha ilk saatlerden itibaren yükselen siyasi sloganlar, sosyal medyada hızla yayılan “istifa” çağrıları, olay yerinden servis edilen görüntüler. Sanki yaşanan trajedinin kendisi yetmezmiş gibi, onun etrafında ikinci bir gösteri alanı kuruluyor.

Oysa yas, bir süreçtir. Sessizlik ister, saygı ister, hatta bazen hiçbir şey söylememeyi gerektirir. Ama biz artık susmayı beceremiyoruz. Her olayda hızla taraflara ayrılıyor, refleks olarak suçlu arıyor ve çoğu zaman meseleyi anlamadan hüküm veriyoruz. Bu acelecilik, ne adalet getiriyor ne de çözüm.


Daha da düşündürücü olan, bu görüntülerin nasıl ve neden bu kadar hızlı dolaşıma sokulduğu. Bir 112 çalışanının olay anında video çekip ağlaması, insani bir refleks olarak anlaşılabilir belki; ancak bunun paylaşılması ve yayılması, başka bir soruyu gündeme getiriyor: Acıyı yaşamak mı istiyoruz, yoksa onu tüketmek mi?


Bugün geldiğimiz noktada, trajediler bile birer “içerik” haline gelmiş durumda. Reyting, etkileşim ve görünürlük; insan hayatının önüne geçebiliyor. Bu sadece medyanın değil, hepimizin sorumluluğu. Çünkü bu döngü, talep oldukça sürüyor.


Peki, ne yapmalıyız?

Öncelikle, duygularımızı yönetmeyi öğrenmeliyiz. Tepki vermek ile düşünmek arasındaki farkı yeniden hatırlamalıyız. Uzman görüşlerine kulak vermek, olayların arka planını anlamaya çalışmak ve çözüm odaklı tartışmalar yürütmek zorundayız. Güvenlik politikaları, okul psikolojisi, erken uyarı sistemleri gibi konular konuşulmadan, sadece sloganlarla bir yere varamayız.


İkinci olarak, “bir olabilme” kültürünü yeniden inşa etmeliyiz. Her acıyı kendi görüşümüzün doğrulanması için kullanmak yerine, ortak bir insanlık paydasında buluşmayı denemeliyiz. Çünkü bu tür olaylar, ideolojilerin değil, vicdanın konusudur.


Ve belki de en önemlisi: Yavaşlamalıyız. Her şeyi anında yorumlamak, her görüntüyü paylaşmak zorunda değiliz. Bazen en doğru tavır, geri çekilip düşünmektir.

Bu yaşananlar bize sadece bir güvenlik açığını değil, bir toplumsal kırılmayı da gösteriyor. Eğer bu kırılmayı onarmak istiyorsak, önce kendi reflekslerimizi sorgulamak zorundayız. Aksi halde, her yeni trajedi sadece yeni bir tartışma başlığı olmaktan öteye geçemeyecek.

Acıyı anlamadan konuşmak kolaydır. Ama gerçekten anlamak, gerektiğinde susmayı da bilmeyi gerektirir.


Yasımızı yaşayalım hep birlikte çok büyük bir acıydı bu. ABD, Kanada, Fransa gibi ülkelerde görülen okul saldırıları maalesef ülkemizde de görülür oldu. Bir daha olmaması için kafa yormak yerine show yapanların peşinden gitmenin kimseye faydası olmaz. Acılı ailelere saygı gerektiren davranışların en başında da yası sessizce yaşamak gelir. 


Toplum olarak bizleri bir yerlere sürüklemek isteyenlere verilecek en iyi cevap da birlik ve beraberlik içerisinde meselelerin çözümünde yatmaktadır.

Sonuçta öğrencilerine kol kanat geren Ayla öğretmenin ve katledilen öğrencilerimizin acısı hepimizin acısı!


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23