Arz-ı Mevud hayali ve Türkiye’nin rolü
Arz-ı Mevud hayali ve Türkiye’nin rolü
ARZU ERDOĞRAL
Ortadoğu, binlerce yıldır sadece coğrafi bir bölge değil, aynı zamanda inançların, imparatorlukların ve büyük ideallerin çatıştığı bir alan oldu. Bugün yaşanan gelişmelere baktığımızda da benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. ABD’nin askeri hamleleri, işgalci İsrail’in sözde güvenlik politikaları ve İran ile yaşanan gerilimler, Ortadoğu’da yeni bir kırılma döneminin kapısını aralıyor.
Son dönemde İran’a yönelik saldırılar, artan askeri gerilim ve sert açıklamalar, yalnızca iki ülke arasındaki bir kriz olarak görülmüyor. Bu gelişmeler, aslında daha geniş bir stratejik planın parçaları olarak değerlendiriliyor. Çünkü Ortadoğu’da yaşanan her askeri hareket, arkasında tarihsel, ideolojik ve jeopolitik hesaplar barındırıyor.
İsrail’in bölgesel politikalarını da bu çerçevede ele almak gerekiyor. İsrail resmi olarak sözde güvenlik kaygılarını öne çıkarsa da, bazı ideolojik çevrelerde çok daha geniş bir idealden söz edilir: Arz-ı Mevud hayali!
Arz-ı Mevud (Sözde Vaad edilmiş Topraklar) demek. Yahudi inancına göre Tanrı’nın Hz. İbrahim ve soyuna vermeyi vaad ettiği, Nil’den Fırat’a kadar uzanan coğrafyayı kapsayan ideolojik hayal. Siyonist hedefler ile birleşen bu inanç İsrail’in bölgedeki genişleme politikalarının dini ve tarihsel temelini oluşturmaktadır.
Bu vaat bugün geçerli değildir. Çünkü Yahudiler Allah’a karşı mükellef olduğu sorumlulukları yerine getirmeyip isyan ederek (Bakara Suresi 61), Hz. Peygamber’i(s.a.v) inkar ederek; ‘Senden geleni işittik ve karşı geldik’ diye söylemlerde bulunup dine saldırmış, gerçek hakikati bilmelerine rağmen kabul etmemeleri sebebiyle Allah (c.c) tarafından lanetlenmişlerdir. (Nisa Suresi 46).
Bu hayal sadece dini bir inanç olarak değil, aynı zamanda jeopolitik bir hedeftir. Buna göre İsrail’in sözde güvenlik politikaları, bölgedeki askeri hamleleri ve stratejik genişleme düşüncesi, uzun vadede daha büyük bir bölgesel saldırganlığının parçası olarak görülmelidir.
İsrail Devleti hayalinin vücut bulmasına hizmet eden hadiseler bize bir gerçeği göstermektedir ki; ABD bu oyunun baş aktörüdür.
ABD Başkanı Trump daha önceki başkanlık döneminde de şimdi de İsrail’in Arz-ı Mevud hayaline hizmet etmektedir. Trump seçilmeden önce de belirttiğim gibi böyle bir politika uygulayacağı daha önceki uygulamalarından aşikardı. Kimileri Trump’tan barış adına çok şey beklediler ama yanıldılar.
Arz-ı Mevud hayaline Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi de (Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt, Adıyaman) girmektedir.
Tam da bu noktada bölgesel dengeleri değiştiren bir aktör olarak Türkiye ortaya çıkmaktadır.
Türkiye, yalnızca coğrafi olarak değil, tarihi, askeri ve siyasi gücüyle de Ortadoğu’nun en kritik ülkelerinden biri konumundadır.. Osmanlı’dan miras kalan tarihi bağlar, güçlü ordu kapasitesi, gelişen savunma sanayii ve artan diplomatik etkisi, Türkiye’yi bölgenin en önemli denge unsurlarından biri haline getirmiştir.
Son yıllarda Türkiye’nin savunma teknolojilerinde yaptığı atılımlar, insansız hava araçları, deniz gücü ve bölgesel operasyon kabiliyeti, Ankara’nın yalnızca kendi sınırlarını koruyan bir ülke değil, aynı zamanda bölgesel dengeleri etkileyen bir güç olduğunu açıkça göstermektedir.
Ortadoğu’da kurulmak istenen herhangi bir yeni düzen, Türkiye hesaba katılmadan sürdürülebilir olamaz. Çünkü Türkiye hem askeri kapasitesi hem de siyasi etkisiyle bölgedeki güç dengelerini değiştirebilecek birkaç ülkeden biridir.
Bu nedenle bazı çevrelerin hayalini kurduğu genişleme projeleri ya da ideolojik hedefler, bölgenin gerçekleriyle karşılaştığında ciddi engellerle karşılaşacaktır. Türkiye’nin güçlü devlet yapısı, bölgesel etkisi ve stratejik konumu, bu tür projelerin önündeki en büyük denge unsurlarından biri olarak görülmektedir.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan her kriz aslında geleceğin haritasını yeniden çiziyor. Bu harita çizilirken bölgenin güçlü aktörleri de kendi konumlarını belirliyor. Türkiye, bu süreçte yalnızca izleyen değil, yön veren ülkelerden biri olmaya adaydır.
Kısacası Ortadoğu’da bazı ideolojik hayaller, jeopolitik planlar gündeme gelebilir. Ancak bu planların başarıya ulaşması, bölgenin gerçek güç dengeleriyle doğrudan bağlantılıdır.
Ve bu dengelerin merkezinde artık güçlü bir Türkiye vardır.
Bu nedenle Ortadoğu’nun geleceğini planlayan herkesin karşısında duran en önemli gerçeklerden biri şudur:
Bölgede kurulacak hiçbir denklem Türkiye’yi yok sayarak ayakta kalamaz. Çünkü Türkiye, sadece bir ülke değil, aynı zamanda Ortadoğu’daki güç dengesinin en kritik aktörlerinden biridir.
Türkiye’yi karşısına alacak güç onun başka bir ülkeye de benzemediğini görecektir.
İsrail bu nedenle Türkiye’yi karşısına almaya cesaret edememektedir.
İran’dan sonra Türkiye söylemleri her ne kadar doğru olsa da Türkiye ile karşı karşıya kalmak İsrail için de hiç kolay olmayacaktır.
Sonuçta bu topraklar kolay kazanılmadı. Şehit kanları ile yoğrulan bu toprakları gerektiğinde tekrar savunmayı ve bir olmayı bu vatanın her bir ferdi çok iyi bilir.