ABD–İran müzakereleri: Sokaklardan yeni bir döneme mi?
ABD–İran müzakereleri: Sokaklardan yeni bir döneme mi?
ARZU ERDOĞRAL
ABD ile İran arasındaki müzakereler, aslında hiçbir zaman sadece nükleer programla sınırlı olmadı. Masaya her oturulduğunda konuşulan şey; uranyum zenginleştirme oranları, yaptırımlar ya da denetim mekanizmaları gibi teknik başlıklar gibi görünse de, bu başlıkların arkasında çok daha derin bir güç mücadelesi varlığını gösterdi. İran’ın rejim kimliği, ABD’nin Orta Doğu’daki rolü ve bölgesel dengelerin kimin lehine şekilleneceği masada oldu.
Son dönemde yeniden canlanan temaslar da bu geleneği bozmadı. Washington için mesele, İran’ı tamamen “kazanan” ya da “kaybeden” bir aktör haline getirmek değil; onu kontrol edilebilir, öngörülebilir ve mümkünse içe kapanık bir aktör olarak tutmak oldu. Tahran içinse masaya oturmak bir uzlaşma arayışından çok, zaman kazanma ve rejimin nefes almasını sağlama hamlesi.
Ancak masadaki hesaplar, sahadaki gerçeklerle her zaman örtüşmüyor.
İran bugün, dışarıdan bakıldığında “istikrarlı” gibi görünen ama içeriden kaynayan bir ülke görüntüsü veriyor. Devlet aygıtı hâlâ güçlü Devrim Muhafızları, güvenlik bürokrasisi ve dini otorite yerli yerinde. Fakat bu güç, toplumla arasındaki mesafeyi her geçen gün biraz daha açıyor.
Ekonomik kriz, yaptırımların ötesine geçmiş durumda. Sorun artık yalnızca para değil. Genç nüfusun büyük bölümü sistemin kendilerine bir gelecek sunmadığına inanıyor. Ama ne var ki ABD eliyle İran’a bir gelecek gelmeyeceği büyük bir gerçek. İran’da sokağa çıkma çağrıları yapan sürgündeki Rıza Pehlevi tam bir İsrail ve ABD kuklası. İran’ın geleceği için gerçek bir seçenek olmaktan çok uzak bir noktada.
İran’da kısa vadede bir rejim değişikliği beklemek ise gerçekçi değil. Devlet, protestoları kontrol altına alabilecek araçlara sahip. Ancak orta vadede üç olasılık belirginleşiyor.
Birincisi, kontrollü sertleşme. Rejim, iç baskıyı artırarak, dışarıda ise sınırlı tavizler vererek ayakta kalmayı deneyecek. Yani içeride daha az özgürlük, dışarıda daha fazla pazarlık.
İkincisi, yumuşak dönüşüm. Bu daha zor ama imkansız değil. Rejim içinden, özellikle ekonomik elitler ve teknokratlar aracılığıyla daha pragmatik bir çizgiye geçiş. Bu, devrimci ideolojinin tamamen terk edilmesi değil; törpülenmesi anlamına gelir.
Üçüncüsü ise kontrolsüz kırılma. Bu senaryo ani olmaz. Küçük çatlaklar büyür, toplumsal meşruiyet aşınır ve bir noktada devletin sertliği çözüm olmaktan çıkar. Bu, İran için en riskli ama aynı zamanda dönüştürücü bir ihtimal olabilir.
ABD’nin İran politikasında dramatik sürprizler beklemek hata olur. Washington artık rejim devirmekten çok, kriz yönetimiyle ilgileniyor. Büyük askeri müdahaleler dönemi kapandı. Bunun yerine üç araç öne çıkıyor:
Akıllı yaptırımlar: Topyekûn ekonomik boğma yerine, rejime kilit gelir ve güç merkezlerini hedef alan daha seçici baskılar uygulanır.
Bölgesel dengeleme: İsrail, Körfez ülkeleri ve Türkiye üzerinden İran’ın nüfuz alanlarını sınırlar.
Diplomatik belirsizlik: İran’a ne tam bir normalleşme ne de tam bir düşmanlık sunmak. Sürekli “masada ama diken üstünde” tutmak.
ABD açısından ideal İran; ne çökmüş bir kaos devleti ne de güçlenmiş bir bölgesel lider. Arada, yorgun ama ayakta duran bir İran.
ABD–İran müzakereleri, çoğu zaman bir çözüm arayışından çok, sorunların ertelenmesi anlamına geliyor.
İran içeride toplumuyla, dışarıda dünya ile aynı anda müzakere edemiyor. ABD ise İran’ı anlamaktan çok, yönetmeye çalışıyor.
Ama tarih şunu gösteriyor: Toplumuyla bağını zayıflatan rejimler, en güçlü oldukları anda bile kırılgan hale gelir. İran belki bugün masada zayıf görünüyor, belki sokakta bastırılmış. Fakat asıl soru şu: Rejim, kendi halkıyla yeniden bir sözleşme yapmadan ne kadar daha dayanabilir.
Bunu ne Washington ne de Tahran tek başına belirleyebilir. Son sözü, her zamanki gibi, zaman ve toplum söyleyecek.
Ama tekrar etmekte de yarar var ki İran rejimine karşı olan toplum bilmeli ki ne ABD ve İsrail’in kışkırtması ile ne de onların seçtiği adaylar ile İran’a huzur gelmez.
İran rejimi ve halkının müzakere etmesi en iyi seçenektir.