• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI
03 Ağustos 2019

Muhacir ve ensar

Muhacir ve ensar… Bu iki kelime dilimize Arap dilinden girmiştir. Ensar; yardım edenler, yardımcılar demektir. Sıfat olarak; herkesi seven, herkese yardım eden kimse demektir. Terim olarak ise; İslam dininin tarihi gelişimi içinde büyük bir öneme sahip olan hicret olayı ile bir topluluğa yani Medine-i Münevvere’de yaşayan Müslümanlara verilen bir isimdir. Muhacir; karşılaştıkları zorluklar sebebi ile dinleri uğruna Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye göç eden Müslümanlara verilen bir isimdir. Bilindiği gibi İslam dinini yaymak için Mekke-i Mükerreme’de çeşitli zorluklarla karşılaşan Peygamber Efendimiz (S.A.S.) Mekke’den Medine’ye Cenabı Hakk’ın izni ile göç etmiştir. (Hicreti Nebi Tarih 622) Peygamberimiz’in (S.A.S) o günün şartlarında delilsiz olarak yürüdüğü yol bugün Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye giden en kısa yoldur. Adı ise “Tarıkul Hicre”dir. Hatta o zamanın zor şartlarında (İslamiyet’in ilk yayıldığı yıllar) ta Habeşistan’a kadar göç eden ilk Müslümanlar da vardır.

Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.S.) Medine’ye varmadan önce Kuba’da ikamet eylemiş ve orada bir Cuma Mescidi yaptırmıştır (Kuba Cuma Mescidi). Medine’ye varan Peygamberimiz Medine halkı tarafından ilahilerle karşılanmıştır. Bugün bile dinlediğimiz; üzerimize ay doğdu (Talaal bedrü aleyna) şeklinde başlayan ilahi, Hz. Peygamber Efendimizin (S.A.S.) Medine’ye girerken; Medine halkının coşku ile söyledikleri ilahidir. Tabii bu ilahinin devamı var. Uzatmamak için sadece bir başlık aldık.

Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere’ye vardığında bugün güzel İstanbul’umuzu manen süsleyen Ebu Eyyub El Ensari Hazretlerinin evinde misafir kalmış, Medine’de bir mescit yapmanın çalışmalarına vakit geçirmeden başlamıştır. Şu anda Mescidi Nebinin bulunduğu yerin arsasının sahiplerinin gönülleri yapılarak arsası alınıp, o günün şartlarına göre mescit inşa edilmiştir.

Müslüman olan Medinelilere “ensar”, Mekke’den göç eden Müslümanlara da “muhacir”  denmiştir (Allah yolunda hicret edenler.). İslam tarihi incelendiğinde Mekke’den gelen muhacirler için Medineli Müslümanlar çok büyük fedakârlıklar yapmışlar. Ellerindekileri muhacir kardeşleri ile bölüşmekten çekinmemişlerdir. Dünya tarihinde Medineli Müslümanlar tam bir yardımlaşma örneği sergilemişlerdir. Medineli Müslümanlar hiç çekinmeden, tereddüt etmeden arazilerini, evlerini, hayvanlarını bilumum zaruri malzemelerini Mekke’den gelen kardeşlerine yeterince ikram ettiler, bölüştüler, paylaştılar. Tam anlamı ile onları ortada bırakmadılar ve sahip çıktılar.

Bugün ülkemize başta Suriye’den olmak üzere çeşitli ülkelerden göç eden dini, dili, ırkı, rengi farklı insanlar vardır. Özellikle Suriye’den gelenlerin sayısı milyonları aşmış vaziyettedir. Bizler de kendimizi ensar yerine koyarak onlara muhacir diyoruz. Devletimiz ve milletimiz olarak ellerimizden geldiği kadarı ile yardım ediyoruz. Tabir caiz ise muhacir kardeşlerimizle ekmeğimizi bölüşüyoruz. Elbette ki bizler bunu inancımız gereği yapmaya çalışıyoruz. Tarihte sabittir ki, bütün dünya bir zamanlar Yahudileri ülkelerinden kovarken mallarına, canlarına, namuslarına tasallut ederlerken ve hiçbir dünya devleti o zamanlar Yahudileri ülkesine kabul etmezken; Sultan Beyazıt ve şerefli ecdadımız Yahudileri ülkemize kabul ettiler, yurt verdiler. Dil ve dini inançlarında, sanatta, ticarette tam bir serbestlik tanındı. Osmanlının yaptığı bu iyiliklere karşı dünya genelinde Yahudiler vefa gösterebildi mi, gösterebiliyorlar mı? Yıllardır Filistin’deki zulüm nedir? Zaman zaman İslam âleminin ilk kıblesi, İslam âlemi için çok mübarek olan Mescid-i Aksa’yı İsrail polislerinin potinleri ile basmaları, orada ibadet edenleri tartaklayarak, göz yaşartıcı bombalar atarak kadın, erkek ayırımı yapmadan dışarı atması iyi niyetle, vefa ile izah edilebilir mi? Bunca kadının, bunca gencin, bunca çocuğun şehit edilmesi bir insanlık örneği olabilir mi? Suçsuz nice insanlar sadece Filistinli oldukları ve kendi vatanlarını savundukları için bugün İsrail cezaevlerinde zor şartlar altında hayatlarını sürdürüyorlar. Dünyadaki insan hakları kuruluşlarından bir ses yok. Gerçek Tevrat insanları öldürmeyin diyor. Ancak ellerindeki tahrif edilmiş Tevrat ise, Yahudilerden başka diğer insanları köle gibi görüyor ve öldürülmelerine cevaz veriyor. Böyle bir din olur mu? Biz inanıyoruz ki, Cenab-ı Hakk’ın kesin bir hesabı vardır. Vakti geldiğinde ilahi hüküm icra edilecektir (Amenna).

Esas konumuza dönelim. Dini kitaplarımızdan okuyup öğrendiğimize göre Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.S.) Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret ederken yolunun bir noktasında, o zamanki Mekke şehri gözden kaybolacağı bir yerde durmuş; doğup, büyüdüğü Mekke şehrine bakarak şöyle demiştir: “Ey Mekke! Kendi isteğimle senden göç etmiyorum. Allah’ın (C.C.) emri ile hicret ediyorum. İnşallah yine Allah’ın izni, müsaadesi ve yardımı ile ilk fırsatta sana döneceğim” demişti. Belli bir süre sonra Hz. Peygamberimiz (S.A.S.), büyük bir İslam ordusu ile Mekke üzerine yürümüş ve Mekke’yi fethetmişti. Fethettiği Mekke’deki bütün insanlara müslim, gayrimüslim çok adil davranıyordu. Hatta bazı soylu ailelerin evine sığınanlara Peygamberimiz “eman” bile vermişti. Bir nevi dokunulmazlık… Bu arada Peygamber Efendimizin (S.A.S.) şu hadisi de çok önemlidir: “Hubbül vatan minel iman.” yani “Vatan sevgisi imandandır.”

Kısa bir süre önce Hatay’a gitmiştim… Sokaklar Suriyeli gençlerden geçilemiyordu. (Bugün ise ülkemizin hemen hemen her vilayetinde aşırı derecede Suriyeli yaşamaktadır.) Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, çok şükür, Elhamdülillah muhacir, ensar ne demek olduğunu biliyor ve o inanca sahibiz. Son günlerde sadece hükümetimizi, daha doğrusu Sayın Cumhurbaşkanımızı yıpratmak gayesi ile bazı mihraklardan yönetilen, bazı basınında mal bulmuş mağribi gibi evirip çevirip gündeme taşıdığı muhacirler için yürütülen düşmanlığı asla tasvip etmiyoruz… Bizler Afrin’de Türk askerinin önünde ÖSO askerlerinin savaştığını biliyoruz. Bazı mihrakların Suriyeliler için yürüttükleri düşmanlık kampanyası da esasında sinsi bir plan. Niyetleri Türk askeri ile ÖSO askerlerinin arasında fitne tohumları ekmek. Hepimizin bu konularda uyanık olmamız lazım.

Benim sadece samimi ve iyi niyetli bir eleştirim olacak, yanlış anlaşılmamamı tüm okuyan kardeşlerimden istirham ediyorum. Yaşlı kadınlar, yaşlı erkekler, hastalar ve çocuklar, savaş anında yaralanan tüm gençler tamam. Onlar bizim için birer muhacir olsun. Biz de onlara ensar gibi davranalım. Yardım edelim, ekmeğimizi bölüşelim. Ancak yaşları 25, 30, 35, 40, 45 olanlar (şayet meşru bir mazeretleri yoksa) doğup büyüdükleri vatanlarında savaş varken niye hicret ediyorlar? Neden vatanlarını adam gibi savunmuyorlar? Neden ÖSO’nun yanında yer almıyorlar? Vatanlarını müdafaa etmeden kaçan kolu, kuvveti ve gençliği yerinde olanlar gerçekten birer muhacir midir? Onlar ülkelerinden kaçacak, ülkelerini savunmayacak; benim Mehmetçiğim, deniz kenarında bir kısım muhacir gençler âlemler yapıp eğelenirlerken, zaman zaman birçok adi suça da adları karışan Suriyeli muhacirlerin vatanlarını korumaya gidecek, maalesef çoğu kere bazı Mehmetçiğimiz şehit olarak, bayrağa sarılı, tabut içinde ülkesine, vatanına dönecek… Neden Mehmetçiğin yanında Suriyeli gençler yok? (ÖSO’ya mensup kardeşlerimizi tenzih ederim.) Bir de Filistin’deki gençlere bakınız… Ellerindeki sapanlarla en modern silahlara karşı koyarak vatanlarını savunuyorlar. Gerekirse şehit, gerekirse gazi oluyor veya gençlikleri İsrail hapishanelerinde vatanları için çürüyor. Ya Gazze’deki gençlere ne dersiniz, her tarafları abluka altına alınmış, en ağır, en zor şartlarda vatanlarını müdafaa ediyorlar, ülkelerinden kaçmayı, muhacir olmayı hiç düşünmüyorlar bile… Değerli kardeşlerim, lütfen İstanbul’un Fatih ilçesine bir gidiniz. Şimdi Arapça tabelalar indiriliyor. Adım başı göze çarpan Suriyeli gençlerin kıyafetlerine, tıraşlarına bir bakınız… Vatanı savaş içinde, memleketleri ateş altında, okulunu, camisini, köyünü, babasının anasının mezarını bırakarak kaçıp Türkiye’ye sığınmışlar. Biz de onları bir muhacir statüsünde karşılayacağız… Neden? Tabii devletin elinde her türlü bilgi vardır.

Bu muhacirler kendileri ile ekmeklerini bölüşen Türklerle, bir muhacire yakışır şekilde diyalog içinde değillerdir. Bazen Suriyeliler kendi aralarında, bazen de Suriyeli gençler ile Türk gençleri arasında itişmeler, kavgalar oluyor. Bunlar da basına yansıyor. Ensar durumundaki biz Türkleri üzüyor. Niyetim kimseyi incitmek değildir. Elimizdeki imkânları elbette gerçek muhacir kardeşlerimizle paylaşalım. Zaten Türk milleti de bunu layığı ile yapıyor. Medeni Avrupa(!) muhacirleri tel örgüler içinde en zor, en ağır, insanlık dışı muameleyle karşılarken, Türkiye, Türkler gerçekten bir ensarlık örneği gösteriyorlar. Aklıma yaşlı Sütçü İmam geldi. Kara Fatmalar, Şerife Bacılar, Nene Hatunlar geldi. Neden onlar kaçıp gitmediler de kanları, canları pahasına vatanlarını müdafaa ettiler?

Bir hususa daha kısa olarak izniniz olursa değinmek istiyorum… Buradan kimseyi hırsız ilan etmiyorum ancak muhacirlerin çok sayıda oldukları birçok bölgede hırsızlıklar çoğalmış? Dilenciler çoğalmış, küçücük kız ve erkek çocuklar hoş gözükmeyen şekilde dilendiriliyorlar. Ne yazık ki, birçoğunun anası babası çalışmak yerine dilenen çocuklarının getirdikleri paralar ile nargileler çekiyorlar. (Samimi olan muhacir kardeşlerimi tenzih ederim.) Gerçek muhacir ruhu taşıyan hırsızlık yapar mı? Bir günlük yiyeceği olan bir Müslüman dilenebilir mi? Milletimiz tüm dünyaya örnek olacak şekilde bir ensarlık örneği veriyor. Muhacir kardeşlerini bağrına basıyor. Cenab-ı Rabbul Âlemin milletimizi hiçbir zaman muhacir durumuna düşüp ülkesini terk etme mecburiyetinde bırakmasın. En kısa zamanda bütün muhacirlerin salimen ülkelerine dönmelerin nasip eylesin. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

TEBRİK:

1)                  Doktorumun tavsiyesi ile belimdeki rahatsızlık sebebi ile sıcak kumdan istifade edebilmek için birkaç haftadır Edirne ilimizin Enez ilçesinin Vakıf Köyünde ikamet etmekteyim. Köyün muhtarı iki defa üst üste muhtar seçilen Sayın Alaattin Balcı Beyefendi bir gün beni arabasına alarak: “Ali Bey, vaktin varsa sana köyümüzü gezdirip, âcizane yaptığım hizmet ve çalışmaları göstermek istiyorum” dedi. Muhtarın arabasına bindik. Önce köyün sahiline indik. Köye ait arazide halkın istifade edebileceği bir yer hazırlıyor. Karavancılara güzel bir yer tahsis eylemiş. Halen inşaat devam ediyor, seneye hizmete girecek. Oradan beni köyün mezarlığına götürdü. Köy içi ve mezarlığa giden bütün yollar hep renkli parke taşları ile döşenmiş. Mezarlığın girişinde büyük bir alanı renkli parke taşlarla kaplamış, güzel bir musalla taşı yapmış ve mezarlığa su götürmüş. Kabristanı gezdim. Allah kabul eylesin orada yatanlara Fatiha okudum. Köyün bütçesi öyle büyük bir rakam değil. Muhtarın ifadesi ile bu hizmetlerin büyük bir kısmını bazı firmalara rica ederek yaptırmış. Keşke ülkemiz genelindeki bütün muhtarlarımız parti rozetlerini bırakıp, köylerine bu şekilde hizmetler edebilseler. Akit Gazetesi aracılığı ile ben, Sayın Alaattin Balcı Bey’e tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum. İnşallah diğer muhtar kardeşlerimize de güzel örnek olmuş olur. Onlar da köyleri için kalıcı güzel hizmetlere imza atarlar.

2)                  Enez ilçesinin Büyükevren Mahallesinde esnaflık yapan, merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun sınıf arkadaşı, değerli dostum, iyiliksever, vatan sevdalısı Sayın Nedim Çirozlar Beyefendiye gösterdiği yakın ilgi ve misafirperverlik için; Vakıf Köy’de bulunan Yeşil Belde Kooperatifi Başkanı Sayın Hasan Balcı ve yönetim kurulu arkadaşları Sayın Selman Güngör ve Erdoğan Yücel Beylere yaptıkları hizmetlerinden dolayı, Sayın Basri Şen ve eşine yakın komşu olarak bize gösterdikleri hüsnü kabul ve yardımlarından dolayı teşekkürlerimi sunarım.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23