• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Balkon çocukları toprak kıymeti bilmezler

04 Nisan 2026
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Balkon çocukları toprak kıymeti bilmezler

Ali SANDIKÇIOĞLU

1957 senesinde Rize’nin bir köyünde (Kalkandere - Çayırlı Köyü Silyan) ilkokulu bitirdim. O gün bizlere öğretilenlerin en başında Osmanlı’ya düşman olmak; uydurma, iğrenç bir şekilde Osmanlı padişahlarını ve özellikle din adamlarını kötülemekti. Sözde müsamereler yaptırılıp bir kısım öğrencilerin başına çuval giydirilerek namaz ibadeti ile alay etmek. Hâlâ ülkemizde Osmanlı’nın yaptıklarını göremeyen, körü körüne Osmanlı düşmanlığı yapanlar vardır. Binlerce yıldan beri devam eden devlet geleneğimizi yok sayanlar, milletimizin kurduğu devlet ve imparatorlukları görmezden gelenler. Bir anda yerden mantar biter gibi her şeyin cumhuriyetle olduğunu, cumhuriyet öncesi Türk milletinin hiçbir varlığı olmadığını hâlâ savunmakta olan, bize göre ilim ve irfandan, tarihi bilgilerden mahrum zavallı aydınlar (!) vardır ülkemizde.


Ülkemizde eli sıcaktan soğuğa değmeyen, çeşitli yollarla milletin hazinesinden hortumladıkları paralarla lüks içinde yaşayanlar ve onların şımarık çocukları en ufak zorlukta değirmeni terk eden fareler gibidirler. Hemen doğdukları, büyüdükleri, okudukları, iş güç sahibi oldukları ülkelerinin aleyhine döner, ilk fırsatta yıllarca memleketimizde piyonluklarını yaptıkları Avrupa ülkelerindeki ağababalarının yanlarına koşarlar, kaçarlar. Onlara uşaklık yapmaya devam ederler. Orada iltifatlar görürler. Utanmadan kaçıp terk edip gittikleri bulundukları ülkelerden, her fırsatta kötüledikleri devletimizin, milletimizin aleyhine konuşmaya ve yazmaya devam ederler. Osmanlı’yı kötüleyenler her fırsatta ecdadımızın cahil olukları iftiralarını anlatırlar. Oysa yazı değişimi (Harf İnkılabı) ile milyonlarca insanın cahil edildiğini hiç düşünmezler. Dünyanın en zor yazıları Çin ve Japonca’dır. Ancak onlar kendi yazıları ile beraber Latinceyi de okuttular (Bizim birçok neslimiz ve sözde aydınımız dedelerini mezar taşlarını bile okuyamıyorlar.).


Osmanlı’da eğitim sisteminin düşük ve kalitesiz olduğunu anlatırlar. Edebiyatta, sanatta, birçok konuda dünya çapında insanların ülkemizde yetiştiğini görmezden gelirler. Her insanın bazı hobileri olabilir. Benim de en önemli hobilerim arasında çok eski gazete, dergi, Osmanlıca kitaplar ve bir de eski yeni dolmakalem biriktirmektir. Çok eski gazete ve dergileri zaman zaman okumaktan büyük zevk alırım. Bu durumumu bilen ismi mahfuz bir arkadaşım bana Osmanlıca çok eski baskı Mekatib-i iptidaiyenin üçüncü sınıfına mahsus coğrafya dersleri isimli küçük bir kitapçık gönderdi

 


Kitaba bir göz geçirdim. Ön sözünden o yaştaki çocuklara verilen, öğretilmek istenen bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.


Bilmem ki bizleri “uyu uyu yat uyu”, “Ali topu tut “, “Suna ip atla” diye okutanlar, daha ilkokul sıralarında bizlere uyumayı ve ecdada düşman olmayı öğretenler, milli eğitim bakanlığını geçmişte yazboz tahtasına çevirenler biraz olsun utanırlar mı? Şayet utanma hisleri ve vicdanları var ise (Bu arada bu sene Ramazan-ı Şerifte Ramazan sevgisini, coşkusunu okullarımıza kadar Kemalistlerin saldırılarına aldırmadan götüren sayın Milli Eğitim Bakanımızı tebrik ederiz.).


Evet balkon çocukları toprak sevgisini bilmezler. Tabii ki bütün gençliği kastetmiyorum. Ancak gençlerimizin büyük bir kısmı dünyadan bihaber sadece ve sadece giyinip, süslenme, batı hayranlığı ve taklitçiliği ile behimi bir hayat tarzını benimsemişler. Yukarıda ismini verdiğim kitabın 6. sayfasında yer alan o dönemlerde küçük beyinlere verilen bilgilerden bir kısmını birlikte okuyalım:


“Sizinle şehrimizin, kasabamızın etrafında gezinti yapacağız. Kırlarda, ovalarda, dağlarda dolaşacağız. Mümkün oldukça seyahatler yapacağız. Şehir ve kasabalar hakkında ve oralarda yaşayanlar hakkında malumat edineceğiz. Bu gezinti ve seyahatlere başlamadan evvel bulunduğumuz şehir ve kasabayı öğreneceğiz. Evvela topraktan bahsedeceğiz. Dünyada toprak kadar mühim bir şey yoktur. Toprak çok kıymetlidir. Çünkü bütün insanlar, hayvanlar gıdalarını topraktan alırlar. Yediğimiz, giydiğimiz hep topraktan hasıl olur. Onun için toprağı sevmeli ve ona çok ehemmiyet verilmelidir. Toprakta büyük bir kuvvet ve zenginlik vardır. Bütün dünyada gördüğümüz şeyler hep topraktan çıkmıştır. Bu asrın en mühim bir rüknü olan demir ve maden kömürü, petrol vesaire hep toprak altından çıkarılıyor. Toprağı sürmeli, tohum ekmeli, sulamalı ziraat yapmalı. İnsanlar en evvel ziraatla meşgul olmuşlardır. Bizim memleketimiz dünyanın en birinci ziraat memleketidir (O zamanların şartlarına göre.). Memleketimizin toprağı kuvvetli, havası güzel ve suları boldur. Toprağımızı işler isek dünyanın en zengin ve en bahtiyar bir kavmi oluruz.”. O günün ilkokul üçüncü sınıfında okuyan minik çocuklara coğrafya dersi ile alakalı olarak verilen ilk bilgi bu idi. Toprak sevgisi… Şu an bizim gençlerimiz toprak ile ne kadar alakalı, toprak hakkında bilgileri nelerdir? Türk milletinin dününde, bugününde toprak çok ama çok önemli bir yer tutar. Toprakla alakalı olarak Mete Han diyor ki:


“İsterse üzerinde hiç ot bitmesin toprak Türkler için kutsaldır,
Ne kadar değersiz olursa olsun Türk toprağı kötü görülmez.
Vatan dediğin bu dünyada namustur bizim için kutsal maldır,
Toprak Türkler için devletin temelidir hiç kimseye verilmez.”.



Milletimiz tarih boyu her zaman ve her devirde toprağı sadece bir mülk olarak görmemiş “Vatan sevgisi” ile toprağa büyük önem vermiştir. Türklerde toprak, sadece bir mülk değil; vatan, namus, bereket ve ata mirası olarak kutsal kabul edilen temel bir değerdir. Mete Han'dan günümüze "toprak devletin temelidir" anlayışıyla, vatanın bir karış toprağının bile feda edilemeyeceği inancı (vatan savunması) Türk töresinin ve kültürel bilincinin merkezinde yer almıştır.


TOPRAK ile alakalı ünlü şairlerimizin yazdığı birçok şiir vardır. Aşık Veysel’in yazdığı “Benim sadık yârim kara topraktır” şiirini bilmeyen azdır. Ancak benim çok hoşuma giden bir şiirle yazımı bitirmek istiyorum. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.


Bir Avuç Toprak

Toprağa bir, tohum düştü
Can eyledin, kara toprak
Çiçek verdin, meyve düştü
Nimet verdin, kara toprak

Toprak ana, rızık verdi
Köksüz canlı, onu yedi
Kimi yerdi, kimi sevdi
Gücenmedin, kara toprak


Toprak sana, kara dedim
Çünkü sen hep, kara yedin
Türlü türlü, renk eyledin
Yüzün aktır, kara toprak


Kazma vurup, karnın yardık
Besinleri, senden aldık
Çer çöpleri, sana attık
Arındırdın, kara toprak


Kirli suyu, sen süzersin
Çirkinliği, sen gizlersin
Üstümüzü, sen örtersin
Giysimizsin, kara toprak

Sen besledin, sen doyurdun
Büyümeme, neden oldun
Ne sarardın, ne de soldun
Çok asilsin, kara toprak


Kökten gövde, dala erdin
Kuru dala, yaprak verdin
Sevmeyeni, bile sevdin
Vefakarsın, kara toprak

Nadide bir, elmas verdin
Gerdanlarda, boy gösterdin
Bağrın yardık, ses vermedin
Cefakarsın, kara toprak


Senden kaçtık, köşe bucak
Can son buldu, söndü ocak
Mevtalara, açtın kucak
Sarmaladın, kara toprak

Bazen soğuk, bazen sıcak
Nimet verdin, kucak kucak
Sana yazsam, yaprak yaprak
Anlatamam, kara toprak


Senden geldim, sana meylim
Olacaksın, en son evim
Diyemem ki, ben bir devim
Bedenim bir, avuç toprak…

Aralık 2015
Bülent Arkan

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23