--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Zincir mağazalar ve sömürü düzeni

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
22

Zincir mağazalar ve sömürü düzeni

ALİ OSMAN AYDIN

Türkiye’nin her yerinde şubesi olan marketlerde konuşulmaya değer bazı şeyler var. 

O tür marketlere gittiğinizde personel azlığını siz de fark ediyorsunuzdur. Kocaman market birkaç kişi ile dönüyor genel olarak. Kasaya bakan kişi reyonlarla da ilgileniyor, sayımla da, mal indirmeyle de, müşteriyle de... Hatta temizliği de aynı kişiler yapıyor.  Bunların birkaçının bazen aynı anda yapılması gerekiyor. Mal indirmek için kamyon yanaştığında kasada kuyruk olabiliyor mesela.   

Çoğu markette kasalardan sadece biri açık oluyor. Çünkü diğer kişi bu işlerden birini halletmesi gerekiyor. En acımasız taraflardan biri de kasalarda sandalye olmaması! Kasiyerler işlemleri ayakta yapıyorlar. Çünkü oturmaları yasak! Yani oturarak çalışmaları! Çalışsalar bile oturmaları istenmiyor. 

Bu tür marketlerde çalışanların geneli 18-25 yaş aralığındaki gençler. Bu tempoyla günde 8-12 saat haftada 6 gün çalışarak ancak asgari ücret düzeyinde bir para geçiyor ellerine. 

Biz ağız alışkanlığında bu tablodaki şeye “çalışmak” diyoruz ama aslında bu çalışmak değil. Bu bir çeşit kölelik. Hatta diyebilirim ki kölelikten de kötü. 

Sözünü ettiğimiz firmalar Türkiye’nin ekonomik büyümesinden en büyük payı alıyorlar. Perakende sektöründe en yüksek ciroyu onlar yapıyorlar. İlk akla gelen 5 firmanın yıllık ortalama kârı %20 civarında. Yani işler tıkırında!  

Zamanında bu firmalara, istihdama katkıda bulunuyorlar diye her düzeyde destek verildi. Ucuza alışveriş yapma imkânı müşteriyi cezbetti ve bu firmalar sektörü ele geçirerek tekel oldular.   

Bugün mevcut tabloya baktığımızda, bu “başarı” hikâyesindeki kaybedenlerin kimler olduğunu net bir şekilde görüyoruz. 

Zincir marketlerde çalışan binlerce genç, sömürü düzeninin dişlileri arasında göz göre göre eziliyorlar.

Sabah 8:30’da başlayıp akşam 22:00’de biten uzun mesailer, çoğu zaman hiçbir fazla mesai ücreti ödenmeden, "normal çalışma düzeni" gibi dayatılıyor. Resmî tatillerde çalıştırılan personele ekstra ödeme yapmak yerine, izin günleri kaydırılıyor. Kâğıt üstünde haftalık izin hakkı korunuyor gibi gösterilse de pratikte işçilerin dinlenme hakkı da gasp ediliyor.

İşin fiziksel ağırlığından öte, asıl yıkıcı olan, genç emeğinin değersizleştirilmesi.

Diğer taraftan çoğu daha 20'li yaşlarının başında olan çalışanlar, sürekli sırt ağrısı, bel fıtığı gibi sağlık problemleriyle mücadele etmek zorunda kalıyorlar.

Sosyal medyada bazı forumlara girip baktığınızda giyim sektöründe de işlerin farklı olmadığını görüyorsunuz. Her AVM’de karşımıza çıkan firmaların çalışanları çalışma şartlarının ağırlığından bahsediyorlar. Maaşlarının düşüklüğünden… Doğru düzgün öğle yemeği bile yiyemediklerinden… Orada da istihdamın büyük kısmını gençler oluşturuyor. 

Bu tabloda bir dizi sorun var tabii... Elbette bu işlerde birileri çalışacak, bu kaçınılmaz. Fakat gönül istiyor ki, ülkenin en büyük enerji potansiyeli olan gençleri müteşebbisliğe uygun bir şekilde yetiştirelim. Bu sayede büyük sermayedarların sömürü çarklarında dişli olmak yerine, en verimli zamanlarında kendi küçük ve bağımsız ticaretleri ile uğraşsınlar. İstihdama bu anlamda konu olmasınlar, onlar istihdam oluştursunlar. 

Eğitim sisteminin işlevi ne kadar enteresan değil mi? Üniversite ile birlikte 16 yıl okuttuğunuz gençleri sömürü düzenine tuğla imal etmek için kullanıyorsunuz. Amacını bildiğinizde bu aslında pek şaşırtıcı da değil. 

Bu köşeyi takip edenler, eğitim sisteminin bizzat kendisinin bağımlı, uşak ruhlu insanlar yetiştirmek için dizayn edildiğini okuduklarını hatırlayacaklardır.     

Diyeceksiniz ki, anlattıklarınız için saat gibi işleyen sağlıklı, güvenilir ve öngörülebilir bir piyasaya ihtiyaç var, elbette biliyorum. Zaten bunlar gönlümden geçenler.  

*

Ama insan ister istemez soruyor. Marketlerde bir müşteri olarak bizi bile rahatsız eden bu berbat koşullar, neden denetlenmiyor? 

Bu çalışma şartları mevzuata uygun mu? Değilse müdahale etmek gerekmiyor mu? Bu ezici şartlar altında gençlerin insanca yaşaması, bir gelecek hayali kurması mümkün mü? Bir sektörde her ay personel değişmesi orada yapısal sorunlar olduğunu ve bu sorunların insan kaynağını hem fiziken hem de ruhen tükettiğini gösterir. Bakanlık acilen bu konuyu gündemine almalı.   

Yorumlar

(22)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Selami

1 Mayıs 2025 01:18

Güzel bir konuya degindiniz bu tekeli kırmak için tarım kredi market sayıları hızla arttırılabilir buda iyibir rekabet sağlar ordaki şartlar çok güzel

Ersan

30 Nisan 2025 21:43

En başta bim den başlamak lazim

Volkan Savaş

30 Nisan 2025 21:15

Size sonsuz teşekkürler.Bu yazdiklarinizi yada 2025 yılındaki köleliği üst makamlarda dahil görmezler duymazlar ve konuşmazlar.Hemde 23 yıldır muhafazakar yada islamci deyin bir iktidar var.Ayni şekilde bizde güvenlik görevlileri olarak bu acımasız düzenin çalışanlarıyiz.Ve ne çalışma bakanlığından ne Sgk'dan nede ilgili sorumlulardan destek gördük.Maalesef ne yazarsanız yazın ne söylerseniz söyleyin Allah korkusunun olmadığı yerde bu düzen böyle devam edecektir.Yinede size teşekkürler.

Salih bilik

30 Nisan 2025 19:58

Gönlünüze ve kaleminize sağlık.Kanayan yara olarak görüyorum....Hak ve adelet nerede?...Lütfen gerekli merciler bilgilendirilmesi.

Mustafa Çınar

30 Nisan 2025 16:53

personelleri berbat, iletişimleri kötü,saygısızlar.ahlak kendilerine de personellerine de lazım.bu meseleye değinmek gerekir

Ali Osman bey

30 Nisan 2025 15:59

Eskiden eğitim hayatı meslek edinme süreci sıkıntılı olan gençlerimizin hayali “küçük bir bakkal büfe açarım ticarete bir kenarından başlar belki ilerde işimi geliştirir büyürüm” şeklinde bir müteşebbüs olmaktı. Şimdi bu marketlerde kasiyer olmak var. Gençlerin bu hayalini imkanınıda ellerinden aldı bu marketler.

Şahin

30 Nisan 2025 15:31

Bu anlatıkların büyük şehirler içindir ve doğrudur. Bunun tek çözümü yerinde üretime geçilerek yerleşim yerleri arasındaki göçü azaltmak, nüfus yığılmalarının önüne geçmek. Eğer İstanbul ilinin her bir ilçesinin nüfusu Anadolunun kentlerinden daha kalabalıksa bu ve benzeri aralar olacaktır. Ulaşım bu işlerin başından gelmektedir. Birde bunun tersi olan sektörlerde vardır, ezanecililik sektöründe bir kişinin işini beş kişiye yaptırıyorlar. Almanyada nüfusu 4 milyonu bulan şehir yoktur, nüfusları 83 milyon yüzölçumu bizden az sanayideki bizden katbe kat fazla, her şehrinin aynı caddesinde birden fazla banka şubesi yoktur,eczane yoktur. Her şehrinde birden fazla otomobil fabrikası yoktur, zeytin ağaçlarına uygun arazilerde çam ağacı yoktur Türkiye gibi. Biz ne yapmışız zeytin ağaçlarının olacağı bir çok yere çam ağacı dikmişiz çam ağaçlarının yetişeceği ama zeytin ağaçlarının olmayacağı dağları boş bırakmışız.

Halit kocaoğlu

30 Nisan 2025 12:41

Bunlar neki mobing uygulama had safhada yine en iyisi Migros hiç değilse sendika var müslümanım diyen marketler daha çok sömürü var üzülerek söylüyorum bir örnek vereyim aynı işi iki işçi. Yapıyor biri mazlum biri cevval mazlum para istemekten utanıyor cevval daha çok maaş istiyor patron cevvale daha çok para veriyor mazluma daha az işte bu aynı işi yaptıkları için kul hakkına giriyor bunu müslüman market sahiplerine anlatamıyoruz birde bayram günün izin gününe gelirse bayram mesaisi alamıyorsun

Doğru

30 Nisan 2025 12:32

Çalışanların şartları kesinlikle korunmalı ..diğer taraftan açıkçası son durum ne tam bilmiyorum ama Marketler aynı zamanda üreticileri de zorluyor.. özellikle kriz zamanlarında performansları kötü ..destek olacaklarına şartları ağırlaştırıyorlar yüzde 70 lerde pazar payına sahipler raf ve promosyon parası alıyorlar teknik olarak uzun vadeli ödemelerle ceplerinden para çıkmadan malları döndürmeye çalışıyorlar yani marketçilik yerine metrekarecilik yapıyorlar._Bu arada yüzde yirmi realistik değil mevcut enflasyonda batırır başka ülke ile kariştırmışsınız_ Marketler örneğin İspanyayı okudum Tarıma da büyük oranda hakim olmuş durumdalar artık orta ve küçük üretici bir önceki seneden daha düşük fiyatlarla karşılaşıyor..çıkmaza giriyor..tekelleşme en büyük tehlikedir .O yüzden dikkat etmek lazım öncelikle iyi planlama ve sıkı kontrol lazım hızla oraya doğru gidiyor olabiliriz..

Adamın biri

30 Nisan 2025 11:10

Bu sistem ve bu düzen durduğu sürece hiç bir şey adil olmaz çünkü bu düzeni kuranlar emperyalist güçlerin.

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle