--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tiyatro Üzerinden Kayıkçı Kavgası

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
10

Tamer Karadağlı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne atandı. Atanır atanmaz her zamanki gibi büyük bir tartışma çıktı.  

Yaklaşık iki haftadır Disney’in Atatürk dizisi nedeniyle derin bir sessizlik içindeydi Atatürkçü- sanatçı tayfa. Cesurları, “Bilgim yok, bu konuda konuşmak istemiyorum, siz beni biliyorsunuz” diyerek vaziyeti örtbas ettiler. Bu kadar cesur olmayanlarsa (Tarkan gibi) tam siper yattılar! Pabucun pahalı olduğunu biliyorlardı.  

Disney için tam siper yatanlar, tiyatro atamasından sonra, hükümet için göğüslerini gere gere tencere çalmaya başladılar. Hükümete küfretmek kolay tabii, Disney’e zor. Çünkü Disney, bigboss... Bunların patronlarının, patronlarının, patronları....  

 **** 

Tamer Karadağlı atamasının bu kadar yaygara çıkarmasına bakmayın. Yaygara, bizim solcular kendilerini yaygaradan başka bir şeyle ifade edemedikleri için çıkıyor.  

Yoksa kurumun başına Tamer Karadağlı yerine mezarından kaldırıp BertoltBrecht’i getirsen ne olur?  

Bu solcu takımı bu tür şeylerde yaygarayı basıyorlar ki, konunun esası konuşulmasın. Sanki tek sorun genel müdürmüş gibi algılansın...Halbuki öyle değil!  

Konunun esası nedir peki?  

Şudur:  

Devlet tiyatroları denilen mekanizma kağşamıştır, sağlıksızdır, verimsizdir, yönsüzdür, sorunludur, reforma ihtiyaç duymaktadır. Ne ki, tiyatro ülkenin gündeminden uzak olduğu, sadece sınırlı bir kesimin ilgi alanına girdiği için, kurumsal sorunlar, çarpıklıklar görünmemektedir. Orada her şey yolundaymış gibi algılanmaktadır.  

Öncelikle, Devlet Tiyatroları devletindir. Sorunun başladığı yer burasıdır. Tiyatro teşekküllerini finanse eden bir yapıdan değil, bizzat devlete ait bir kurumdan bahsediyoruz. Yığınla sahnesi, binası, marangozu, elektrikçisi, makyözü, terzisi, oyuncusu, sekreteryası, hizmet araçları olan ve yanılmıyorsam 500 milyonluk bütçeye sahip, karmaşık kurumsallığa sahip bir müessese bu... 

Tabii tiyatro sanatçısı dediklerimiz, 657’ye tabi memurlar!  

Bir ara “oyuncular emekli olmaz” diye bir motto uydurup her yere yazmışlardı. “Oyuncu emekli olmaz” yani “ölene kadar iyi maaş almaya devam eder” demek istiyorlardı. Çünkü, yaptıkları işin “yüceliğine” değil de piyasaya bakıldığında maaşları gayet iyiydi.  

Şimdi buna da “ama biz sanatçıyız” diye karşı çıkanlar olur.  

Zaten özellikle tiyatrocuların, yaptıklarını yüceltmek, olduğundan daha anlamlı göstermek gibi süregelen bir eğilimleri vardır. Yaptıklarını olması gerekenden fazla ciddiye alırlar. Tiyatroyla dünyayı değiştireceklerine inanırlar. Tiyatro, “sizin, bizim anladığımızdan çok daha üstün bir şeydir” onlara göre! 

O üstünlüğü de ancak Genco Erkal gibi sponsorlu muhalifler takdir edebilirler.  

(Sponsorluğa da, devletin tiyatrolara destek vermesine de karşı değilim, yanlış anlaşılmasın.) 

Tamer Karadağlı’nın genel müdür olarak atanması zannedildiği kadar mühim bir durum değildir. Ama böyle değildir diye, Genco Erkal’ı kurumun başına geçirip kendisine hakaret mi ettirseydi iktidar. Bunu hiçbir iktidar yaptırmaz. Hem parayı verecek hem küfrü yiyecek! Yine dua etsinler, istedikleri oyunu repertuara alıp diledikleri gibi sahneleyebiliyorlar, ya erken cumhuriyet döneminde yaşamış olsalardı ne yapacaklardı? Siparişle çalışacaklardı! 

Mustafa Kemal ile Muhsin Ertuğrul arasında geçen ve Cemal Granda’nın hatıratına aldığı konuşmaları hatırlayın... Yeni yönetim tıpkı bir elbise gibi oyun sipariş ediyor Ertuğrul’a. Piyesi yapınca da Ertuğrul “memleketin en büyük sanatkarı” ilan ediliyor. Bu biat mı değil mi? Sanat özgür mü, değil mi? Muhalifler söylesin... 

Sadece bu değil elbette. Faruk Nafiz Çamlıbel’e “Akın” ve “Kahraman” piyesleri sipariş ediliyor bizzat Atatürk tarafından. Sanatın diğer dallarından olduğu gibi tiyatrodan da yeni rejimin sözcülüğünü yapması isteniyor ve de bekleniyor.  

Yeni rejim sanatın her branşını, ideolojisini anlatmak için araçsallaştırıyor. Yani tiyatro, uluslaşma çabasının bir aparatı olarak kullanılıyor. Tiyatrocular devlet politikasının pazarlamacı memurları olarak vazifelendiriliyorlar, tıpkı öğretmenler gibi. Seçme şansları yok. İtiraz hakları yok. “Başımıza o değil, bu gelsin”, deme lüksleri yok.  

Kimsenin rejimin dikta ettiği dışında bir yol izlemeye, söylenmesi istenilen şeyin dışında bir şey söylemeye gücü de cesareti de yok o dönem. Yahu yediden yetmişe, beşikten mezara, herkesin dinlediği Türk musikisini yasaklamış bir yönetim, tiyatrocunun gözünün yaşına bakar mı?  

**** 

Tam burada, Cumhuriyet yazarı Ersan Öymen’in yazısında altını çizdiği bir bölümü paylaşayım sizlerle. Diyor ki:  “Dinci odakların kendi kişisel ve öznel “milli ve manevi değerlerini” ve kendi yaşam tarzlarını, toplumun tamamına dayatmaları, faşizmdir, despotizmdir, diktatörlüktür.” 

Sayın Öymen, şayet “kişisel değerlerin dayatılması faşizm, despotizm ve diktatörlükse”, cumhuriyet dönemi yönetiminin yaptıkları nedir?  

Bugünkü iktidara gelince, “sanat özgür olmalı”, o günün iktidarına gelince “elbette tepeden inme olacaktı, başka nasıl olabilirdi ki?” demekle; bugünküne “zorbalık” o günküne “devrim” demekle meseleleri halledemiyoruz.  

Bu iktidar yanlıları için de, muhalifleri için de, geçerli. Meselemiz daha derin ve girift. Bu “devletçi” anlayışla da çözülecek gibi durmuyor.   

**** 

Devlet Tiyatrolarına müdür atanması tartışması bir kayıkçı kavgasıdır. Yararsızdır, gereksizdir; sonucu değiştirmeyecek, sanıldığı gibi kültürel iktidar meselesine zerre katkıda bulunmayacaktır. 

Kültürel iktidar Disney ve benzerleridir. Kültürel İktidar Atatürk gibi ulusal bir simgenin filmini Disney’in yapması ve tüm dünyada aynı anda gösterebilecek donanıma sahip olmasıdır. Kültürel İktidar Disney’in doğduğu topraklardan binlerce kilometre ötede bile insanların Disney’i eleştirmekten köşe bucak kaçmasıdır. Kültürel İktidarın bir tank gibi içimizden nasıl geçtiğini anlamazsak genel müdür şu mu olsun, bu mu olsun diye daha çok tartışırız.  

Yorumlar

(10)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Volkan

16 Ağustos 2023 10:48

başkan olursa ne olur

Başkentli

15 Ağustos 2023 19:53

Bu sözde sanatçıların derdi; 'Devletin' tiyatrosunun başına devletiyle sorunu olmayan bir ismin atanması. Kuduruyorlar, kudursunlar şeytan azapta gerek.

ergün özkan.

15 Ağustos 2023 18:25

Atatürk Dönemi Yeni bir ulusun doğusunun temelleri için gerekli bir disiplin donemiydi.

Ömer

15 Ağustos 2023 16:52

Devlet tiyatrodan elini çekmeli bir sürü işe yaramaz sanatçı kisvesi altında maaş alıyorlar yaptıkları bir şey de yok. Özelleşsin herkes ne yapıyorsa yapsın tabi ki devlet kontrolü olmalı . Oh ne ala yılda bir iki tiyatroya çık ( çoğunda o da yok) tıkır tıkır maaş al . Devlet asalak çiftliklerden nasıl kurtulacak yeter artık .

Enişte

15 Ağustos 2023 14:00

Sadece bir kere tiyatro sahnesine çıkan ve üstelik sınavlarında başarısız biri nasıl genel müdür oluyor? Atayanlar tiyatroya kaç kere gitmişler. Bal tutan parmağını yalar

Veysel

15 Ağustos 2023 13:57

Sayın yazarın doğru tespitleri var da Atatürkten önce ya da cumhuriyete geçmeden önce,nasıl bir devlette yaşıyorduk,yöneten kadro ile yönetilen insan yığınlarının ilişkisi,ne boyutta idi? Mehmet Akif, Sefahat isimli kitabında; Şevket Süreyya Aydemir de Suyu arayan adam isimli kitabında,devlet ve halk ilişkisini yani; yönetici sınıfın nasıl bir devlet yönettiğini güzel ifade ederler!.. Cumhuriyetin ilk yıllarında,halkın ve bu halk içindeki sanaat ankayışı ve uygulayışının hallerini biliyor mudur,! 

Serdar

15 Ağustos 2023 11:23

Peki siz haklısınız.Tamer bey çok iyi bir dizi ve sinemacık oyuncusu olmasının yanı sıra uzun yıllardır tiyatro tozu yutmamasına rağmen hem devlet tiyatrocularının sorunlarını çok iyi biliyordur hem de yöneticilik vasfını o kadar çok ıspatlamıştır ki koskaca Kurumun başına atanmıştır.Onun CV sine yaklaşacak bir tane dahi devletin kendi has tiyatrocusu yoktur.Diyebilseydiniz sorun olmazdı.Diyebiliyor musunuz? Hayır.O zaman durum ortadadır.Zaten yazınız da bunlara değinememişsiniz.Yetersizliği ve liyakatsızlığı dile getirmemiş getiremişsiniz.Gerisi laklaktır.

Yasin

15 Ağustos 2023 18:32

Çok haklisin koçum, dabrukaci mucdat, Kocadon metin, İlyas, Genco gibi liyakatli solcu avane varken iktidar neden kendine yakın birine bu görevi veriyor.

ADİL

15 Ağustos 2023 08:43

OSMAN KARDEŞİM BU BİR KAYIKÇI KAVGASI DEĞİL AKSİNE BİR SAVAŞ EVET SAVAŞ KAFİR BATININ VE ŞEYTANIN UŞAKLIĞINI YAPAN ZİHNİYETLE ÜLKESİNİ VE DEVLETİNİ SEVEN ZİHNİYETİN MÜCADELESİ

Osman

15 Ağustos 2023 06:21

Cumhuriyet'in ilk dönemi boyunca yapılan uygulamalar da bu iktidarınkiler de yanlıştır. Partizancadır. Bunu siz de yazmışsınız bir biçimde, ama "bu işler zaten hep böyle olur" mealinde cümleler kurarak partizanlığı önemsizleştirmeye çalışıyorsunuz. Atamalarda yandaşlık değil liyakat temel alınmalı diyemiyorsunuz. Çünkü bunu söylerseniz iktidarı karşınıza almış olursunuz ki, işin nereye varacağı belli olmaz o zaman. Yok yere tadımız kaçmasın değil mi?.. Lafı evirip çeviriyor, "bu tartışmayı yapmak gereksizdir"e getiriyorsunuz. Gerçek aydın çağının tanığı olan ve yanlışa yanlış deyip, yeri geldiğinde bedel ödemeyi göze alabilendir. Ama nerde... Öte yandan yazınızda iki doğru tespit var ama. Birincisi bu nitelikte atamaların kültürel iktidar meselesine zerre katkıda bulunmayacağı. İkincisi gerçek kültürel iktidarın başka yerde olduğu ve içimizden tank gibi geçtiği bahsi. Laik müslüman demeden herkesi içine çeken, rekabet, hırs, zenginlik edinme gayreti, gösteriş budalalığının yeşerdiği topraktan bahsediyorum. Kültürel iktidar bu davranışları hakim kılan iklimde. Bizi belirli bir yaşam içine sokan ve o doğrultuda düşünmemizi sağlayan emperyalist-kapitalist düzende. O hükmünü sürdükçe gerçek kültürel iktidar hep o olacak. Her şeyi yozlaştırıp, çürütecek. Bizde posası kalmış olan üzerinde fırtına koparacağız...

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle