--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sunucuların Siyasi Şovu ve Dizginlenemez STK Düşmanlığı

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
14

Haber bültenlerinin birer sunucu ve muhabir şovuna dönüşmesi fena halde can sıkıcı hale geldi.
Haber bültenleri (hele de böyle deprem süreçlerinde) toplumun önemli bir kısmının takip ettiği en önemli mecra hala. İnsanlar bilgi almak istiyorlar, bu doğru. Ama sadece olanı öğrenmek istiyorlar.
Fakat sunucu ve muhabirler bu talebi sabote ederek işi siyasi şova, “parlama” fırsatına, siyasi hınçlarını alma girişimine çevirmeye çalışıyorlar.
Mesela geçenlerde Habertürk’ten Mehmet Akif Ersoy, deprem bölgesinden yaptığı yayında şöyle söylemişti. "Çok yerden duydum, diyorlar ki: 'Biz kazıyoruz, kazıyoruz tam çocuğa ulaşacağız pat başka bir ekip gelip sizin işiniz bitti, çekilin biz çıkaracağız.' deyip kameraları çağırıyorlar."
Habercilikte “duydum” diye bir kaynak olamaz. Mahalle hamamı değil burası, dedikodu programı yapmıyorsunuz!
Akif’in söylediği söz ile birkaç saat için de sosyal medyada etiket açılarak AFAD’a yığınla küfredildi! İnsanlar AFAD’ı gösteri peşinde bir kurum gibi algılayıp köpürdüler.
Hem de AFAD çalışanları sahada en canhıraş mücadeleyi veriyorken.
Tabii az sonra bunun, enkaz altındakilerin hayati durumlarını güvence altına almak için yapılan son derece normal bir uygulama olduğu anlaşıldı.
Peki Akif ne yaptı? Hatasını düzeltmek adına, mealen, “yanlış biliyormuşum” gibi bir ifade kullanarak işine devam etti.
Görüyor musunuz, ne kadar basit! Koca kurumu boks torbasına çevir, sonra “pardon” diyerek devam et!
Bu arkadaşlar, nutuk çekerken en sık atıf yaptıkları kavramlardan biri “adalettir”. “Duyduklarından” yola çıkarak habercilik etiğiyle bağdaşmayan haber yaparlar ama koca kurumları iş bilmezlikle suçlarlar.
Benzer bir şeyi depremin en başından beri Fatih Altaylı ve Cüneyt Özdemir gibi isimler de yapıyorlar. Önce bir dedikoduyu, hatta iftirayı dillendirip insanları yanlış yönlendiriyorlar, sonra “aslında olay farklıymış” mahiyetinde bir şeyler söyleyip yollarına devam ediyorlar. Çünkü Türkiye’de gazetecilik ahlakından geriye kalan aşağı yukarı bu!
Stüdyoda da farklı şeyler yaşanmıyor doğrusu!
Kentsel dönüşüm nedir, nasıl yapılır, hangi bileşenlerden oluşur, ne kadar zaman ve finans gerektirir, devletin bütün binaları yıkıp depreme dayanıklısını yapması gibi çocukça fantezilerin aslı astarı var mıdır diye düşünmeden; bir siyasi parti başkanı gibi nutuk atıyor Ece Üner, Selçuk Tepeli ve benzeri haber şovmenleri.
Nasıl olsa bir sorumlulukları yok.
Onların çarpıtmalı haberlerinden, paylaşımlarından, ajitasyonlarından çalışmalar aksamış, kurumlar lekelenmiş, insanların şevkleri kırılmış, kimin umurunda?
Depremin ayyuka çıkardığı sorunlardan biri de işte bu ilkel gazetecilik ve televizyonculuk düzeni. Zaten içler acısı olan deprem görüntülerinin üzerine bir de acılı fon müzikleri koyarak duygu patlaması yaratanlar; objektiflikten, böyle günlerde duygulara hakim olunması gerektiğinden bahsediyorlar utanmadan.
Medyada köklü bir dönüşüm yaşanmadıkça, bu primitif dil değişmedikçe, neyi hangi kalitede yaparsanız yapın; günün sonunda elinde mikrofonu, karşısında kamerası olan sorumsuz ve hududunu bilmeyen budalalar tarafından alaya alınma ihtimaliniz çok yüksek. Bugün olduğu gibi.
Haberi, olduğu gibi öğrenmek izleyicinin hakkı. Bu hakkı yorumlarınızla iğfal edemezsiniz.
Sahada Kim Var Kim Yok?
Geçen Cuma için yayınlamayı düşünmüştüm bu yazıyı. Henüz STK’lar üzerinden bir tartışma açılmamış, Murat Yetkin gibiler, “nerde bu İslamcılar” diye çemkirmeye başlamamışlardı. Acının çok taze olduğu bir zamanda yayınlanmak içime sinmedi yazıyı. Fakat şimdi madem STK’lar tartışılıyor, o halde bizde bir haftalık gecikmeyle bu konudaki düşüncemizi paylaşalım.
****
Kurtarma ekipleri, aşevleriyle, nakliye araçlarıyla, yardım malzemeleriyle, güler yüzleriyle depremzedelere hizmet veriyorlar depremin başından beri.
Özellikle dindarların kurdukları STK’lara, cemaatlere ait yüzlerce vakıf, yurt binası ve kuran kursu var deprem bölgesinde. Hani fanatik sekülerlerin her fırsatta yerden yere vurdukları, “orta çağ karanlığı” diye tasvir ettikleri, “hepsini kapatacağız” dedikleri yerler!
STK’lar bu mekanları depremzedelerin kullanımına açtılar. Buralarda yüzbinlerce insan güvenli bir şekilde konaklıyor şimdi. Aynı STK’lar yüz binlerce kişilik yemek dağıtıyorlar.
Özellikle şeytanlaştırılan Menzil cemaati kendilerine ait, içinde bin civarı dairenin bulunduğu Buhara evlerini depremzedelerin kullanımına açmış, diğer rutin yardımlarının yanında.
İHH, Sadakataşı, Özgür-Der, Beşir Derneği, İDDEF’, Yardımeli, AGD, Can Suyu, Hüdayi Vakfı, kapatmak için bin dereden su getirdikleri Deniz Feneri ve laik okların ilk hedeflerinden İsmailağa Derneği gibi onlarca yüz akı STK’nın da benzer şekilde çok önemli çalışmaları mecvut.
Müslümanların kurduğu onlarca STK dünya çapındaki afetlerde, savaş bölgelerinde deneyim kazanmış ekipleri barındırıyorlar bünyelerinde. Organizasyon konusunda çok hızlı, ve tecrübeliler.
Sözünü ettiğimiz STK’lar üst düzey eğitim ve uzmanlıklara sahip arama kurtarma ekipleriyle de ön plana çıkıyorlar. Mesela bunlardan biri olan İHH’nın ekipleri yangında, göçükte, sualtında nasıl hizmet verebileceklerine dair dünya standartlarında bir eğitime sahipler.
Bunları neden söylüyorum?
Çünkü şu hengamede bile bu STK’ların afet bölgesindeki tartışmasız faydalarını görmezden gelen, bu oluşumları aşağılama saplantısından kurtulamamış, fanatik sekülerler var.
Yapılan işleri takdir etmek yerine, “biz bu kurumlara düşmanlık yaparken yanılmışız” diyeceklerine, STK’ları düşmanlaştırmaya son hızla devam ediyorlar.
Tabloya bakınca çok açık görünen bir şey var. Dindarlar sivil toplum mekanizmalarıyla sadece Türkiye’de değil, dünyanın her tarafında insanların hayatlarına dokunmak gibi son derece önemli işlerde büyük tecrübe kazanmışlar. Bu tecrübeyi sahada gösterdikleri profesyonellikte görüyoruz.
Buna karşın çok konuşan, dini referanslı STK’ları öcü gibi gören seküler kesimler bu meşakkatli sahalarda (gözlemlediğim kadarıyla) yok denecek kadar azlar. Büyük ölçüde işin magazin ve dedikodu tarafındalar.
Bugün bölgede aktif olarak çalıştığını bizzat gördüğümüz elliden fazla dini referanslı yardım kuruluşuna karşılık acaba kaç tane seküler yardım kuruluşu vardır merak ediyorum?
Tamam ofislerde çalışılıyor ama sahada, bizzat kan, çamur ve enkazın içinde kaç kuruluş var?
Yoklarsa, neden yoklar; bu noktanın iyi anlaşılması lazım! Türkiye’de sınıfların nereye evrildiği, hangisinin enerjisini yitirdiği, hangisinin dinamizmini artırdığı; ya da kimin halkla bağının olduğu, kimin olmadığı buradan pekala anlaşılabilir.
****
Bu arada Haluk Levent, AHBAP’la, kendisini devlet kurumlarıyla karşı karşıya getirmek isteyenlere rağmen büyük bir yardım faaliyeti yürütüyor bölgede. Her türlü takdiri de hak ediyor. Bu tabloyu karartmaya, yok saymaya çalışmak bana son derece rahatsız edici ve mantıksız geliyor.
Nasıl AHBAP’ın yaptığı kıymetli işler yadsınamazsa, dini STK’ların yaptıkları da yadsınamaz. Yadsınmamalı. AHBAP nasıl takdir ediliyorsa, dini STK’lar da takdir edilmeli.

 

 

Yorumlar

(14)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ahmet

22 Şubat 2023 07:22

Sansur yapacak ne vardi sizin rahmetli hasan abinin altaylıya yazdiğı yazıdan nasibiniz yokmu.

Ahmet

21 Şubat 2023 23:38

Abi biz ve devletimiz bunu hakediyoruz.Böyle sırta böyle atlet giydiriler.Bunlar hain artniyetli ceza almadıkları için devam edecekler.

samimi

18 Şubat 2023 09:45

Geçen haftanın yazısı aslında sizin düşünceleriniz değil ...olan biten neyse o !... dolayısıyla geçen hafta yayınlasaydınız bilmeyenler öğrenirdi... o çemkirenler de belki okurdu .. çemkirmesine de engel olmuş olurdunuz ...

Uyanık geçinen gafiller

18 Şubat 2023 09:02

"Haber bültenlerinin birer sunucu ve muhabir şovuna dönüşmesi fena halde can sıkıcı hale geldi..." Ne diyosunuz?... bıktık bunların aynı kalıbı kullanarak insanlara akıl vermeye kalkmasından ... meydanı boş bulup ipe sapa gelmez yorumlar yapanından ...kendini yol gösterici mürşid görerek yönlendirmeye kalkan ahmaklara...belâ okuyanından ... devlete meydan okuyana kadar ..sanki sizin düşündüğünüz şeyleri devleti yönetenler düşünemez miş...bunlar ne biçim haber spikeri ya... öyle çok bilmişler ki...sanki onları dinleyenleri hiçç birşey bilmiyor zannediyorlar...

Sinerji

17 Şubat 2023 23:10

Bu yazıda pek cogumuzun icinden gecen güzel tespitler var bence. Hepimiz insanız ve Allah hepimizi tek kavme mensup ayni düşüncede kullar olarak yaratmaya muktedirken farklı yaratti. Birbirimizle değişik bağlar kurup ticaret yapabilelim diye. Yardım zaren müslümanlığın baş tacı bir davranış. Kim mağdura faydalı olmak isterse yolu açılsın hatta desteklensin. Tabii denetim de iyi yapılsın. Millet olmak biraz da , yaraları beraberce sarmaktir bence.

Hüseyin

17 Şubat 2023 17:24

Çok doğru tesbitler kardeşim Fatih Altaylı, Cüneyit Özdemir ve diğerlerini bu millet az çok geçmişinden tanırlar fakaaaat şimdi yeni türeyen güya muhafazakar görünümlü tipler var bunlardan biriside M. Akif denen haşlanmış yumurta birazcık dini bilgisiyle kibirli tavırlarıyla herdefasında İslami Stk ları cemaatleri tarikatları siyasi partileri sinsi sinsi küçültmeye çabalayan çok sinsi tehlikeli bir zihniyettir bu adamı habertürk te program yaptığı ilk günlerinden bilirim bu Akif tam bir ak parti karşıtı Cumhur ittifakı karşitı ve sözde " İslami " duruşu ise tam bir ehli sünnet karşıtı, fakat ne kadar bit at ehli anlayış var ise hepsinin dostu ahbabı bu Akif ve benzerlerine muhafazakar kesim çok dikkat edeli

Adil Gerçek

17 Şubat 2023 17:06

O düşmanlık STK'lara değil Ali Osman oğlum, (Oğlum diyorum, kusura bakma., Yaşım 73 ) bunlar ezelinden beri böyle. Düşmanlıkları İslâma, Müslümanlara... Yardımları yapanlar, isimlerini burada yazamayacağım kuruluşlar olsaydı, çıtları çıkmayacaktı.. Nitekim, tek tük de olsa yardıma gelen kendi kafasındaki kuruluşları yere göğe sığdıramıyorlar ! Narin mabadlarını kaldırıp, bir oralara gitseler de, görseler o beğenmedikleri Şalvarlılar, sarıklılar, takkeliler neler yapıyor...

TC Bursa

17 Şubat 2023 15:56

Bizde onu söylüyoruz, yardım için uğraşanlar ile uğraşmayın diye. Allah yardım edenlerden razı olsun. Ahbap olsun, diğerleri olsun farketmez, fayda sağlayan herkesin başımızın üstünde yeri olmalıdır. Tek yürek deyip, ona,buna çamur atmanın bir anlamı yoktur.

sürgün dünya

17 Şubat 2023 15:24

bu muhafazakar sivil toplum faaliyetlerinin siyaset diliyle izahında zorluk çekiliyor belki de mesela tOKİ konutları iktidar için Prestij anlamında olumlu anlamda dile düştü mü evet öyle peki bunun iletişimine baksak neler görünüyor böyle bir yorumun bir yerinde ne yani toki evlerine Maşallah demeyi mi unuttuk sorusu gelmesi çok ihtimal olduğu için baştan hemen diyeyimki Bunu herkes kendine sorsun diyeyim ve nazar degmek denilince ne kadar akıcı olsa da oluşturulan iletişime de Nazar değer mi sorusuyla birlikte sorsun diyeyim günlük yaşantıda çok söylememiz gereken maşallah sözü ile ilgili Yeşilçam filmlerine gönderme yapmak istiyorum çünkü ben bu söz halk arasında telaffuz edilirken yumuşak g varmış gibi telaffuz etmenin çok yaygın olduğunu fark ettim sonra da Yeşilçam filmlerinde Hay maşallah sözü geçen ne kadar sahne varsa farklı bir telaffuz oluştuğunu mesela yumuşak g'ye karşı sanki bilinçaltı bir motivasyon ile o sahnelerin oluştuğunu fark ettim isteyen inceleyebilir öyle bir kaç sahne bulunca telaffuz farkını hissedecektir Evet Nazar değmek derken bazen ortaya konulan iletişim farkında olmadan toki almayanlar ölür şeklinde bile muhatapta bir iz bırakabilir geri dönüşümü zarar olabilir bunu İstemezseniz de bu iz olabilir bitti yada yeşilçam diliyle -son- şimdilik

Sezen İnan

17 Şubat 2023 14:05

Ali Osman Bey şaşırtmıyorsunuz. Yine harika tespitler yapmışsınız, herkese ilaç olacak bir yazı yazmışsınız. Bizim bu yazılara ihtiyacımız var. Yüreğinize sağlık

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle