--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kuran'ı Kerim'in Cahili, Popüler Kültürün Alimiyiz

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın

Türkiye’de cari olan Müslümanlığın tipik göstergesidir…Kimseyi beğenmeyiz…

Tüm “Müslüman ülkeler kötü bir tek biz iyiyiz”dir.
Çağdaş ve laik yapımızla da Müslümanlığı en güzel yaşayan ülke olduğumuzu söyler dururuz.

Ancak her ne hikmetse “Müslümanlığı en güzel yaşayan bu ülkede” toplumun %60’ı inandığı dinin kitabını okumayı bilmiyor. Kuran’ı Kerim okumayı bilme oranıysa eğitim düzeyi yükseldikçe düşüyor…

Diyanet İşleri Başkanlığının bu hafta paylaştığı istatistiğe göre durum bu kadar vahim.

“Okuyanların ne kadarı anlıyor?” kısmına gelemiyoruz bile.

Öyle bir hale geldik ki toplumda Kuran’ı Kerim okumasını bilene Hoca muamelesi yapılıyor neredeyse.

Dört halifeyi sayması istenince İbrahim, Musa, İsa… deyiveren, hapşırınca “Elhamdülillah” diyen kişi için “Galiba zikir çekiyor” şeklinde düşünen insanlar var toplumumuzda ve bu durum hiç de garipsenmiyor.

Demem o ki,  Kuran’ı Kerim ile olan ilişkimiz topyekûn din ile olan mesafemizle ilgili çok şey söylüyor. Din yalnızca kalp temizliğine indirgenip, vicdan seviyesinde kabul gördüğü için, haliyle öğrenilmeye gerek duyulan bir şey olarak da görülmüyor; Eee malum, kalbimiz temiz (!).

Hal böyle olunca Kuran’ı Kerim bilmek de okumak da muhtevasına vakıf olmak da ancak meraklısının yapacağı bir iş olarak görülüyor.

Eee serde bir de demir perde laikliği var…

Bu da dini yalnızca cehalete değil, hastalık, doğum, ölüm ve ramazan gibi sınırlı birkaç alana hapsediyor. Bu alanların dışında dine dair hiçbir sembol görülmek istenmiyor.

Oysa Kuran’ı Kerim ile doğrudan bir ilişki kurmadan, onu varoluşun bir parçası kılmadan dindarlıktan söz etmek gerçekçi olabilir mi?

Kutsal kitabıyla teması olmayan bir dindarlığın yaşayabilmesi mümkün mü?

Sadece “dindarlık” noktasında da değil…

Sağcısı, solcusu ve ateisti de dahil, İslam’ı kendi kaynağından öğrenmeden, onun kültürünü tanımadan bu ülkeye ve insanına dair düşünce üretmek, edebi eser vermek mümkün olabilir mi?

Olur…

Ama, eksik olur, körün fili tarifi gibi olur…

Sadra şifa olmaz yani…

Nitekim olmadığını görüyoruz da...

Ama…

Bakın bir Rus edebiyatına.

Bir Dostoyevski’ye, Tolstoy’a…

Her ikisi de yalnızca sanatçı değil, deyim yerindeyse içtihat yapacak seviyede büyük ilahiyatçılardır.

Hayatlarının büyük kısmı ciddi teolojik tartışmalarla geçmiş ve asıl büyük sözlerini dini sahada söylemişlerdir.

Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler romanındaki “Büyük Engizisyoncu” hikayesi kadar sarsıcı bir dindarlık kritiği yapan kitap çok nadirdir kanımca.

Ya da yazdığı on beş bin sayfalık “Tanrının Egemenliği İçimizdedir ve İnancım Neden İbarettir” kitaplarıyla Tolstoy…

Tolstoyculuk adı verilen ve Hristiyanlıktan mülhem bir “din” kabul edilen görüşleriyle Tolstoy’un kendi yazdığı incili bile vardır.

Bırakın Hristiyanlık bilgisini, büyük Fransız yazar Victor Hugo’nun Yüzyılların Efsanesi” adlı eserinde“Mahomet” adıyla Peygamber (AS) için yazdığı enfes şiir kendisinin derin siyer malumatının bir göstergesi değil midir?

Ancak bütün bu realiteye karşın Türkiye’deki modern vatandaş tipinin temel özelliği din ile arasındaki özenle koruduğu mesafedir. Türkiye’de bir kişinin toplumsal aidiyeti bu mesafeye göre belirlenir. Hatta kişi ile din arasındaki uçurum ne kadar genişse o kadar makbul bir vatandaş portresi çıkar ortaya.

Din ile arasına bu kadar mesafe koymuş ve boğazına kadar popüler kültüre batmış toplumumuzda, popüler kültürün kredisi sonsuzdur.

Toplum Kuran’ı Kerim’in cahili, popüler kültürün ise alimidir adeta…

Zaten istisnasız tüm dünyada popüler kültür ile din ilişkisi tahtaravallinin karşılıklı iki tarafı gibidir.

Birinin lehine olan kesin ve kat’i olarak diğerinin aleyhinedir.

Televizyon izlemenin, internet kullanmanın, magazin takibinin yüksek olduğu toplumlarda dini duygu zorunlu olarak düşüktür. O toplumlarda mabetler ya boştur ya da ancak turizme hasredilmiştir. Paris’te  Notre Dame Katedrali ancak turistler tarafından ziyaret edilmektedir mesela…Çünkü dini, değerli bir şey olarak kabul eden Fransızların topluma oranı sadece %14’tür…

İngiliz ahlak bilimcisi Mandeville toplumun ilerlemesi ve uygarlığın gelişmesi için ahlakın ne manası olabilir sorusuna “Hiç ve hatta zararlıdır” diye cevap verir.

Toplumumuzda din, Mandeville’nin sözünü ettiği şekilde uygarlaşmanın önünde engel olarak görüldüğü için mevcut Kuran’ı Kerim okuma oranı yüksek bile kabul edilebilir.  

ZAMANIMIZ MI YOK?

Popüler kültür ve din iki zıt dünyayı ifade eder.

İki uzlaşmaz dünya görüşünü…

İki hasım telakkiyi…

Apaçık görünene baktığımızda bugün popüler kültürün dayattığı yaşam tarzının toplumumuzdaki dini bilinç üzerinde göz ardı edilemez bir üstünlüğü söz konusudur.

Kuran’ı Kerim okuma oranının yansıttığı budur.

Popüler kültürün televizyon ve internetle tabanını daha da genişletmesi halinde dinin elindeki son mevzileri de kaybetmesi işten bile değil.

Bu nedenle, popüler kültürün hayatlarımızdaki korkunç iktidarını yıkmaya devam ederken, bir yandan da Kuran’ı Kerim’i okumak ve anlamakla ilgili seferberlik başlatmamız gerekiyor. Hem de acilen… Önce kendimizden başlayarak tabii… Sonra aile ve yakın çevremizle devam ederek…Televizyonu kapatıp, internete ara verip evlerimizi dershanelere çevirmeliyiz. Hanelerimizi Kuran’ı Kerim ile aydınlatmalıyız.   

Bu utanç verici cehaletten bir an önce kurtulmalıyız.  

“Zamanımız yok!” kabul edilebilir bir bahane değil…

Yedi saatlik internet ve altı saatlik televizyon keyfinden fedakarlık yapmak size gereğinden fazla zaman kazandırabilir…

Şayet gerekliliğine inanıyorsanız…

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle