Kindi’nin Dünyasına Girmek İçin İyi Bir Fırsat
Şu ara elimde güzel bir kitap var. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları tarafından basılmış. Adı: İlk Müslüman Filozof Kindi. Kitap büyük alimin hayatı, eserleri, düşünce sistemi, İslam dünyasının düşünce serüveni üzerindeki etkilerine odaklanıyor.
Bilindiği gibi, Ebu Yusuf b. İshak El- Kindi soylu bir ailenin çocuğu olarak Kufe’de 801 yılında dünyaya geliyor. Bazı rivayetler dedesi Eş’as’ın sahabe olduğunu söylüyor. Kindi eğitimini Bağdat’ta alıyor. Sonrasında Beytu’l-Hikme’de önemli görevler icra ediyor.
Ben kendisini Hüzün Risalesi’nde tanımış ve hayran olmuştum. Hüzün Risalesi ’ne bir başka yazıda değiniriz. Şimdi bu kitapta, şöyle bir çırpıda karşıma çıkan çarpıcı noktaları sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Kindi, din ile felsefe arasında ciddi bir ayrılık olduğunu kabul etmez. Çünkü her ikisi de dünya ve âhiret saadeti adına hikmeti araştırırlar. Hem vahyin ve hem de felsefi usulün kişiyi hakikate götüreceğine inanır. Ona göre, Peygamber ile filozofun gayret ve hedefleri aynıdır. Ancak peygamber (vehbi olan) ilahi bilgiye, filozof ise beşeri olan kesb bilgisine göre hakikate yöneldiği için Peygamberin aldığı vahyi bilgi, filozofun bilgilerine göre daha güvenilir konumda ve üstünlüktedir. Birisinin bilgisi her zaman yanlışlanabilir bir düzlemde iken diğerinin bilgisi ilahi kaynaklı olduğu için yanlışlanamaz.”
Tam bu noktada, “Akıl ile nakilden birini tercih etmek söz konusu olduğunda Kindi nakli öncelemiş ve tercih etmiştir.” deniyor incelemede.
****
Bugün kamplaşma bütün toplumları zehirleyen bir hastalık. Kamplaşmadan dolayı insanlar doğruyu ve yanlışı kendi kamplarının ölçülerine göre belirliyorlar. Kendi kamplarından yükselen sesi doğru kabul ediyorlar. Doğruya sırf diğer kamptan seslendiriliyor diye düşman kesilebiliyorlar. Bu konuda Kindi, sonradan Gazzali’nin de altını çize çize söyleyeceği şeyleri söyleyerek, kronik hastalığımızı teşhis ediyor.
“Kindi'ye göre hakikat, hakikat olarak, kimden gelirse gelsin, alınmalıdır. Felsefi hakikat, düşman tarafından da ortaya konmuş olsa onu benimsemek gerekir. Hatta bize bir düşünce mirası bırakan birinin anne-babasına da saygı göstermemiz gerekir, der. Çünkü onlar olmasaydı bizler onların evlatları olan kimselerin fikirlerine ulaşamazdık.”
Mesela Arthur Schopenhauerbir kısmı kabul edilebilir olmasa da büyük bir düşünsel mirası bırakmıştır. Kişisel olarak “İsteme ve Tasarım Olarak Dünya” kitabından, düşünce usulünden, teşhislerinden ve en çokda Alman çeliğini andıran soğuk kanlılığından çok istifade etmişimdir. Kindi’ye göreSchopenhauer’e saygı duymak yetmez, onun problemli annesine de saygı duymak gerekir. Kişisel olarak bunda bir mahzur görmüyorum. Schopenhauer gibi daha bir çok düşünce işçisinin saygın miraslarından komplekssizce istifade ediyor ve emeklerine saygı duyuyorum. Kendi karakterini muhafaza ederek saygı duymakla, taklit ederek köleleşmek arasındaki farkın altını çiziyorum. Anlaşılacağı üzere Kindi, bugünün dünyasından yüzlerce yıl ötede bir kafa…
****
Kitabın bir yerinde de Kindi felsefi düşüncesinin temel tezlerini ortaya koyan şöyle bir bölüm yer alıyor. “Felsefe; "ölümü tercih etmektir. Bundan kasıt, insanın arzularını öldürmesidir. Çünkü fazilete giden yol arzuları öldürmekten geçer."Arzularını frenleyen ya da arzularını aklının kontrolünden geçiren kimse, güçlü biridir. Aynı zamanda böyle bir insan arzularının değil aklının önderliğinde yürüyen kimse olacağından, o kimsenin hayattan ve ölümden korkmasına gerek yoktur. Ölüm; insanın dünyevi beklentilerinin son bulmasından dolayı insana zor gelen bir durumdur. Ancak dünyevi beklentilerini akli olarak sonlandıran ve onların peşinde olmayan kimsenin ölümden korkmasına gerek yoktur. Diğer taraftan ölüm mutlaka gerçekleşecekse ve bir insan da ölümle yok olmayacak şeyler kazanıyorsa (bunlara Kindi akli kazanımlar demektedir) o insanın yine ölümden korkmasına gerek yoktur.”
****
“Kindi, klasik Yunan felsefesinin aksine âlemin Allah tarafından yoktan yaratıldığını, maddenin de sınırlı ve kadim olmamasından dolayı kendisini var edecek sınırsız varlığa muhtaç olduğunu risalelerinde matematik ve mantık ilkelerinden hareketle temellendirmektedir. Halbuki bu meselelerde hem Platon ve hem de Aristo aksi görüştedirler. Anlaşılmaktadır ki Kindi, Aristoteles ve Platon'un her anlamda mukallidi değildir.”
Filozofa göre, “Hz. Muhammed (A.S.) gelen vahyin doğruluğuna sadece cahillerin itiraz edebileceği kıyas yoluyla ispatlanabilir. Bu sadece peygamberlik ve vahiy konusuyla alakalı değildir. Filozof âlemin yoktan yaratılması, cesetlerin haşri, mucizelerin imkânı, peygamberi vahyin doğruluğu, âlemin Allah tarafından yaratıldığı ve onun tarafından yok edileceği noktasındaki fikirleriyle bunu ortaya koyar.
Bir bölümde de büyük alimin çok boyutlu kişiliği şöyle özetlenir: “Kindi, filozof olduğu gibi; matematikçi, fizikçi, astronom ve müzikte de uzmandır. Yeni Pisagorcu ve Yeni Platoncu müzik teorilerinden etkilenmiş, Uda teorik olarak beşinci teli eklemiştir. Optik bilimini Batı'ya tanıtan kimsedir. İngiliz bilim adamı ve filozof Roger Bacon gibi şahsiyetlerin çalışmalarını etkilemiştir."
“Kindi'nin yazdığı toplam eser sayısı; 241 veya 300 civarın da olmak üzere kayıtlara geçmiştir." Astronomi 16, geometri 32, tıp 22, fizik 12, felsefe 22, mantık 9, psikoloji 5 ve müzik 7.1258 yılında Bağdat'ı talan eden Moğol istilası sonucu Kindi'nin eserlerinin çoğu kaybolmuştur. Günümüze ancak 40 civarında eseri ulaşmıştır.”
Küçük çaplı bu kitabı yayına hazırlayan Diyanet İşleri Başkanlığı tebriği hak ediyor. Ve bu yayını, 20 TL gibi bir gayet az bir ücret karşılığı meraklılarına ulaştırdığı için ayrıca tebrik edilmeli diye düşünüyorum.







