--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Joker de Çukurlu mu?

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
7

Galiba bu köşede en çok Çukur dizisi hakkında yazı yazdım.  

Onun maganda karakterlerini, psikopat kahramanlarını, absürt ironisini, kaba sabalığını, dökülen haddinden fazla kanı, şiddet şehvetini, kötülüğü parlak bir hediye paketi ile seyirciye sunmasını kıyasıya eleştirdim. Tabiri caizse yerden yere vurdum. 

Özellikle gençlik üzerinde bıraktığı berbat etkiyi düşünerek yaptım bunu. 

Fakat, "Baba" filmindeki Don Corleone'nin dediği gibi, "Yaptıklarım için özür dilemeyeceğim". 

Bu yüzden, bu bir özür yazısı değil... 

Bu bir anlama yazısı... 

Dizinin ortaya koyduğu tuhaf, kaotik dünyanın izleyicide hangi ihtiyacı karşıladığını anlamaya çalışacağım. 

Bu yazının yazılmasına neden olan o anlaşılmaz şey, çoğunluk dükkanların çoktan kapandığı soğuk bir istanbul akşamında, bir marketteki kasiyerin yüzünde göründü bana. 

Alışverişim bitip kasaya geçtiğimde o genç arkadaşı gördüm. Üniversite mezunu olduğunu sonradan öğrendiğim bu kişinin yüzünden hayat, bütün canlı belirtileriyle çoktan çekilmişti. 

Yüzü bir ceset gibi sarıydı ve bakışları da ürpertici bir boşlukla doluydu. 

Hesabını alacağı bir müşteriden ya da  mesai bitimini beklemekten çok, market reyonlarının arkasından çıkıp gelecek süperman gibi bir kurtarıcı bekliyordu sanki... Müşterilerin gardiyanlık yaptığı bir hapishanedeydi sanki. 

Hali tek kelime ile, umutsuzdu. 

Ortalama bir yetişkin, umutsuzluk canavarıyla pekala dövüşebilir. Hatta bu dövüşten galip bile ayrılabilir. 

Ancak, eksik aile terbiyesinin ve eğitim sisteminin bir kanser gibi melekelerini cılızlaştırdığı bir genç bu yaman düşmanla yapacağı dövüşten nadiren galip ayrılıcaktır. 

Dahası, bu karşılaşma onun zayıf ruhunda yaralar açacaktır. Umutsuzluk onu yoracak, hırpayacak ve belki de delirtecektir. 

Oradan ayrılırken geleceğe endişe ile bakan bu ve benzeri gençlerin neler hissedebilecekleri ile sarsıldı zihnim. 

Çukur evet absürttü, gerçeklikten yoksundu, plastik çiçekler gibi suni bir hali vardı ama... 

Sadece Çukur'da değil. Yaralı Yüz filminin Tony Montana'sı gibi, şiddet kullanarak güce/iktidara ulaşanların kanlı hikayelerini anlatan tüm o diziler... 

İşte o diziler; kasiyerlik yapanlara, araba yıkayarak harçlığını çıkaranlara, marangoz çıraklarına, konfeksiyonda arabesk şarkılarla sarhoş olanlara, kirasını ödeyemeyen tezgahtarlara, geceleri köşe başlarına tüneyenlere, sınavlardan çakan öğrencilere, sevip de düğün yapamayanlara, yurt yatakhanesinde hayatına kahreden üniversitelilere, işsizliğin sancılarıyla sarsılan taze ruhlara, sefaletin batağından hiç çıkamayacağını düşünenlere umutsuzluklarıyla baş edebilecekleri bir şey veriyorlar. 

Onlara, tehlikeli bir yol gösteriyorlar. Onlara, yeryüzü cehenneminin kapılarını açıyorlar...

Bu gençler her şeyden önce güvenli bir gelecek, bugünkünden daha az endişe ve daha fazla saygı istiyorlar... 

Fakat onca yıllık okul hayatından sonra ellerine geçen asgari ücretle, o muteber hayatla ilgili umdukları şeylere erişmeleri çok mümkün değil. Bunu biliyorlar. Bu gerçeği içlerinde hissediyorlar. Tıpkı Joker gibi... 

Bir kaç ay önce vizyonda olan Joker filminde, Joker fenomeninin nasıl ortaya çıktığı anlatılıyordu. Filmde Joker, toplum tarafından dışlanan başarısız bir komedyendir. Kıt kanaat geçinebiliyordur. Yukarıdakilerin ayakları altında ve onlardan arta kalanla yaşamaktan nefret etmektedir. Joker sistem tarafından ezildikçe toplum zincirinin en zayıf halkası haline gelir. Suçun tohumu böylece atılır. Trajedi bundan sonra başlar ve joker, art arda işlediği sansasyonel cinayetlerle, ezilenlerin sisteme karşı direnişlerinin bir sembolü haline gelir. Hayat prensibi şudur: "Bu dünyada hayatta kalmanın tek mantıklı yolu, kural tanımamaktır." Buna ekleme bir de ekleme yapar: "Ya iyi olarak ölürsün ya da kötüye dönüşecek kadar uzun yaşarsın." 

Çukur gibi diziler, Joker gibi, bu tür düsturları hikayeleştirerek zincirin zayıf halkaları olmaya aday kızgın ve umutsuz gençliğe seslenmeyi bildiler. İnsanlar, kendileri gibi sokaktan gelen ve hayatını gözünü kırpmadan gerçekleştirdiği şiddet eylemleriyle kazanan, şiddetle en tepeye çıkan kahramanlarda aradıkları umudun formülünü buldular. Normal dünyada eksik olan adalet duygusundan eser yoktu dizilerin dünyasında. Kahramanların, kimseden adalet talep etmeleri gerekmiyordu. Hiçbir yerden torpil bulmaları icap etmiyordu. Sınavlardan medet umulmuyordu. Bir şeyi elde etmek için, bir statüye ulaşmak için, bir unvana kavuşmak için, onu yeterince istemeleri ve gerektiği kadar kan dökecek cürete sahip olmaları yetiyordu. Bu hareket tarzı izleyicinin tam da aradığı şeydi. Hayatın gerçeklerinin sıkıcılığını sembolik de olsa bu dizilerle aşabiliyorlardı. İncinen adalet duygularını izlerken yaşadıkları özdeşleşme ile onarıyorlardı. 

Yaslandıkları sağlam zemin sayesinde bu pespaye diziler büyük popülarite kazandılar, kazanmaya da devam ediyorlar. Toplum yapısı iyiye doğru evrilmediği ve gelir dağılımındaki adalet sağlanmadığı sürece bu değişmeyecek. Bundan sonra gelecek diziler de, toplumda derinleşen yoksulluğu, adaletsizliği, umutsuzluğu iliklerine kadar sömürmeye devam edececeklerdir. Bunu yapmamaları için hiçbir mantıklı neden yok. Çünkü bu sömürünün müşterisi hazır.               

Yorumlar

(7)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Hasan Kale

17 Aralık 2019 21:10

Teşekkür ederim. Güzel bir analiz yazısı. Gerçekten toplumun psikolojisi her geçen gün daha da bozuluyor. 

şenay doğan

17 Aralık 2019 11:31

ANLAMI:ey bütün ruhların ve çürüyüp toprak olan tenlerin cesedlerin rabbi öyle cesedler ki bütün damarları ile toprak olmuşlardır ayrıla parçaların toplanıp tekrar ceset olmasında ve ruhlarının geri dönmesinde nüfüz eden fermanın kelimelerin hürmetine içlerine ruhları dönen cesetlerin birbirlerinin cümle haklarını kaza eyle öyle ki kimsenin kimsede hakkı kalmasın varınız cesetlerinize giriniz buyruğun hürmetine sana yalvarıyorum gözümde nurlar parıldasın hakkı göreyim hakkı zikredeyim salih amelle rızıklanayım ALLAH VAR GAM YOK allaha emanet olun ya habiballah

Alper e cevap

17 Aralık 2019 11:23

Politik düşüncelerini kendine sakla.. Senin zihniyetin çözüm değil durumdan istifade eden o senaristler gibi.. Herkesi kör sahtekar, kendini uyanık sudan çıkmış ak kaşık mı zannediyorsun..

şenay doğan

17 Aralık 2019 11:22

Allahümme rabbel ervahı vel ecsadil baliyeti.Es'elüke bitaatil ervahir raciati ila ecsadiha. Ve bitaatil ecsadil mülteimeti bi urukıha.Ve bi kelimatiken nafizeti fihim.Ve ahzikel hakka minhüm vel haliku beyne yedeyke yentezirune fasle kazaike ve yercune rahmeteke.Ve yehafune ikabeke en tec'alen nure fi basari.Ve zikreke billeyli vennehari ala lisani.Ve amelen salihan ferzukni Muhammed Mustafa sav (delail hayrat syf895)

Sevgi

17 Aralık 2019 10:55

Dizilerdeki pırıltılı hayatlar.Evlenmeden dogan babasiz cocuklar. Evlenmeden hamile kalmis kizlarin etrafnda donen konular.Dikkat edin her dizide boyle bir cocuk.Genc kizlarimiza evlenmeden bu islerin normal oldugu gosteriliyor.

erhan0678

17 Aralık 2019 09:36

her zaman ki gibi güzel bir yazı için teşekkürler. inşallah herkes elinden geleni yapar kurtulur,kurtarır.

Alper

17 Aralık 2019 09:20

Yazdıklarınızın tamamına katılıyorum. Dizi senaristleri ülkenin içinde bulunduğu kaotik durumu ve ümitsiz gençleri sermayeye çevirerek şeytani bir şey yapıyorlar. Peki sana bir sormak isterim sayın yazar, ülkenin bu durumu aşabilmesini yalancı sahtekar iktidar sahiplarine meşru ve hukuki yollarla başkaldıran ve sonunda iyiliğin kazanmasına vesile olan bir kahramanın hikayesinin anlatıldığı bir dizi çevrilmek istense acaba o dizinin senaristinin ve oyuncularının sonu ne olur bu iktidarın gözünde? Ben söyleyeyim, fetöcü olur, pkk lı olır, komünist vatan haini olur, kısacası bi idam etmedikleri kalır. Ve böylece çukur yaşamaya devam eder.

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle