--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Facebook veri skandalı ve kitle mühendisliği

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın

Dünyanın en büyük gıybet platformu Facebook, kullanıcılarının kişisel verilerini mi satıyor?

Son günlerde dünya gündemini bundan daha fazla meşgul eden çok az soru var…

Şimdilik 87 milyon hesabın ABD seçimleri öncesinde ele geçirildiğinden bahsediliyor.

Ancak daha fazlasının olup olmadığıyla, ne kadar kullanıcının kişisel bilgisinin, hangi kuruluşlara gitmiş olabileceğiyle ilgili çeşitli senaryolar dönüyor.

Telgrafın, telefonun, radyonun, bilgisayarın, internetin evvela askeri amaçlarla kullanıldığından haberi olmayanlar için bu bilgi paylaşımı şaşkınlık verici.

Oysa bu durum hiç de yeni değil.

Bir dönem Wikileaks belgeleriyle devletlerin gizli bilgilerini ifşa eden Jullian Assange’ın söylediklerini hatırlayın.

Ne diyordu Assange?

“Google, insanların kişisel bilgilerini topluyor, bunları depoluyor, tasnif ediyor ve davranışlar üzerinde kredi profilleri oluşturuyor. Sonrada bunları reklam verenlere ve başkalarına satıyor. Aynı prosedürü uluslararası istihbarat örgütleri ile de yapıyor. Google’ın asıl işi aslında casusluktur. İnsanlar Google’ın ne olduğunu bilmiyor.”

Google’ın küresel piyasadaki payı %85 ve Google için geçerli olan casusluk ithamı diğer platformlar içinde geçerli…

2013 yılında İngiliz Guardian gazetesinin yaptığı haber Amerikan hükümetinin internet ve telefon haberleşmelerini takip ettiğini yazıyordu.

Skandal üzerine Microsoft, Yahoo, Google, Facebook, PalTalk, AOL, Skype, Youtube istihbaratla bilgi paylaşımında bulunmadıklarına dair kamuoyu önünde günah çıkardılar. Toplum sahte ifadelerle tekrar manipüle edilerek skandal Obama yönetimi tarafından ört bas edildi.  

CIA ve diğer istihbarat örgütleri milyarlarca dolar harcasalar da edinemeyecekleri nitelikte bilgileri sosyal medya platformlarını kullanarak bedavaya elde ediyorlar.

Şaşırtıcı bir biçimde Facebook’un her üç kurucusu da CIA’nin çiftliği olarak bilinen Harvard Üniversitesi mezunu.

Daha da şaşırtıcı olan Bill Gates hariç; Mark Zuckerberg, James Breyer, Dustin maskovitz, Eduardo Saverin, Peter Thiel, Jeff Rothchild, Mat Cohler, Reid Hoffman, Sherly Sanberg gibi Facebook hissedarlarının hepsinin Yahudi kökenli olmaları… 

BİR FİRMA SİZDEN DOĞUM TARİHİNİZİ GÜN, AY, YIL OLARAK İSTEDİĞİNDE…

Ayrıca, arkadaşlarınızın isimlerini…

Aile bilgilerinizi…

Memleketinizi…

Öğrenim durumunuzu…

Evlilik yıldönümünüzü…

Böyle bir talebin arkasında kötü bir gaye ararsınız…

Ama bu istekler Facebook, Twitter, İnstagram adıyla ambalajlanınca insanlar istenilenden de fazlasını vermekte sakınca görmüyorlar. Dahası, bundan memnun oluyorlar.

Her sosyal medya beğenisi, her internet araması, gönderilen her mail, messenger’da yapılan her sohbet dünyanın bir yerinde size ait CV’nin altında depolanıyor. Hatta sosyal medya hesaplarının yüklü olduğu akıllı telefonlarla yapılan tüm telefon konuşmalarını da dinleyebiliyorlar. Böylelikle tüm bunlar başka türlü elde edilmesi imkansız muazzam bir bilgi havuzu oluşturuyor İstihbarat örgütleri için… Yıllar içinde bütün değişen eğilimleriniz, aile yapınız, siyasal seçiminiz, merak ettikleriniz, kıyafet ve film tercihleriniz, müzik ve tüketim alışkanlıklarınız, hayranlıklarınız, kültürel tavrınız, internet üzerindeki her hareketiniz bir dijital iz bırakıyor…

Ve hepsi arşivleniyor.

Sizin ve tabii içinde yaşadığınız toplumun.

Michal Kosinski tarafından geliştirilen bir uygulama sayesinde, on Facebook “beğeni”nisi analiz edilerek, bir insan, ortalama iş arkadaşından daha iyi tanınabiliyor.

Yetmiş "beğeni" bir kişi hakkında arkadaşlarının bildiklerinden daha fazlasını... 

Yüz elli “beğeni” bir insan hakkında ebeveynlerinin bildiklerinden daha fazlasını…

Üç yüz “beğeni”, eşlerin birbirleri hakkında bildiklerinden daha fazla bilgi sunuyor programı tasarlayanlara.

Bundan daha fazla “beğeni" ile bir insanın kendisi hakkında bildiklerinden de fazla bilgiye sahip oluyorlar uygulamayı kullananlar…

Bu veriler toplumları anlamak, analiz etmek kadar yönlendirmek, biçimlendirmek içinde kullanılıyorlar. İnsanlar ve toplumlar hakkında bu kadar çok şey bilen internet platformları asıl parayı bu bilgileri satarak ya da “sızdırarak” kazanıyorlar. Bu bilgilerin seçmen algısını manipüle edip istedikleri lideri iktidara taşımak gibi (ABD örneğinde olduğu gibi ) siyasal amaçlarla kullanılması, işin yalnızca bir boyutu. Küresel ticaret kuruluşları, uluslararası markalar bu bilgilerle toplumların tüketim beklentilerini tespit ederek, kimi zamanda yeni beklentiler oluşturarak, alış veriş stratejilerini belirliyorlar.

Tüm televizyon dünyası bu bilgiler ışığında şekilleniyor.

Yıldızların tarz ve tipleri…

Sinema piyasasındaki trendler…

Popüler Müzik sektörünün seyri…

Konut mimarileri bile…

Sosyal medya kullanıcısı olarak online olduğunuz her an Facebook’u, İnstagram’ı ya da Twitter’ı kullanan aslında siz olmuyorsunuz.

Zavallı tüketiciler olarak siz bu ilişkide, aslında, sadece kullanılan tarafsınız.

Sosyal medya platformları “online” olduğunuz her an zihninizi, ahlaktan tüketime, baştan aşağı dizayn ediyorlar.

Sadece izlenmiyor, sadece dinlenmiyor, aynı zamanda tüketim ekonomisi lehine dönüştürülüyorsunuz. 

DİYANETİN ELİNDEKİ BÜYÜK İMKAN…

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı kadınların yaşadıkları sorunlara yönelik açıklamalar yapmış.

“Kadın, kimliği, aklı, bilgisi, tecrübesi ve topluma katkısıyla ele alınmalı…

Sadece bedeniyle, fitne olmasıyla ve toplumda huzursuzluğa neden olmasıyla nesneleştirilmemeli.”

Kadın medyada bu şekilde anlatılınca İnsanların algı dünyasının bozulması da maalesef mukadder oluyor” demiş.

Bu sözlere kim itiraz edebilir ki…

Kadının özne olduğu aklı, azmi, kimliği, bilgisi, yeteneği, iffeti ve onuruyla temsil edildiği kaç dizi sayarsınız?

Peki ya kadının cinselliğiyle, sinsiliğiyle, çıkarcılığıyla, entrikacılığıyla temsil edildiği kaç dizi sayarsınız…

Maalesef televizyon dizilerinin misyonu, kadını aşağılamaktan farksız olan ikinci örneği yaymak…

Kadınların bir eve doluşturularak yarıştırıldığı programlarla ve dizi filmlerle kadına yönelik en seviyesiz, en aşağılık propagandayı yapıyor televizyon kanalları.

O kadar başarılı ki bu propaganda, bazı kadınlar hakikaten “kadınlığın” medyada temsil edilenden farksız olduğunu düşünüyorlar. 

Bu noktada Martı’nın tespitlerine tamamen katılıyorum.

Bu tespitler burada kalmamalı ve bence hutbelere dönüşmeli.

Diyanet cami cemaatlerine, bir virüs gibi toplumu saran televizyon dizileriyle ilgili tavsiyelerde bulunabilir.

Özellikle cemaatlere, “Kadınlarla ilgili kara propaganda yapan, gayri meşru ilişkileri cilalayan, ahlakdışı dizileri izlemeyin, izlettirmeyin” diye telkinde bulunabilir.

Böylelikle Türk kadınını temsilen ekranlara ahlak fukarası tipleri süren yapımcıların hesaplarını boşa çıkarabilir.

Diyanet bu alanı kesinlikle boş bırakmamalı.

On binlerce camiye ve milyonlarca cemaate hitap ediyor.

Hem, hangi toplumsal yozlaşma yaşanmış ki ona ilk itiraz dinden, dindarlardan gelmemiş olsun…

O halde hiç vakit kaybedilmesin…

Zira ayık olanlar görüyor ki, gemi batıyor…

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle