--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dostoyevski’nin Köpeği ve Köpekleşme!

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
11

Dostoyevski’nin  “Ölüler Evinden Anılar” adında nefis bir kitabı vardır. Yazarın Sibirya’daki hapishane deneyimlerini kaleme aldığı, diğerleri gibi karanlık bir kitaptır bu.

Kitapta hapishanedeki hilkat garibelerine dair öyle ilginç manzaralar, öyle gözlem ve tahliller vardır ki okurken insan, elinde olmadan ürperir.   

İşte bu kitapta bahsi geçen tuhaf ve sonradan da baya meşhur olmuş bir köpek vardır.

Daha doğrusu bir karakter tipolojisidir bu, köpek değil...

Dostoyevski, köpeği hastalıklı muhayyilesi ve o deruni gözleriyle izleyerek, hakikatini kavramaya çalışır.

Köpek kimse tarafından sevilmemektedir. Yanından geçen her mahkum zavallı köpeğe bir tekme atmaktadır. Hatta daha da tuhafı, köpek, mahkumlar yanından geçerken kaçmamakta ve mahkumların ona rahat vurabilmesi için tekme pozisyonu almaktadır. Hem mahkumlar hem de köpek bu durumu kanıksamışlardır.

Dostoyevski günün birinde bu köpeğe yaklaşır ve kendisinden bekleneceği gibi onu sevgiyle okşar…

Köpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra havlayarak yanından uzaklaşır. O günden sonra köpek bir daha Dostoyevski’ye yaklaşmaz ve onu nerede görse havlayarak kaçar.

****

Bu tasviri ilk okuduğumda aslında bunun çok tanıdık bir insan tipi olduğunu düşündüm. Hayatında hiç sevgi görmemiş, yetiştiği aile içinde hiç değer verilmemiş, sözü dinlenmemiş, varlığı fark edilmemiş insanlar vardır. Siz de bu tip insanlar tanımışsınızdır muhakkak. Bu tip insanların ruhları en yakınları, en sevdiklerinin “tekmeleriyle” öyle örselenmiştir ki, bu kötü muameleye o kadar çok alışmışlardır ki adeta o muamele olmadan yaşayamaz, nefes alamaz hale gelmişlerdir.  

Kendini değersiz hissetmek, bu kişilerin hissettikleri yanında gayet basit kalır… Onlar düpedüz kendilerinden nefret ederler. Çünkü değersiz olduklarına, iyi bir sözü, içten bir kucaklamayı, sıcak bir gülümsemeyi, iyi niyeti kesinlikle hak etmediklerine inanırlar. İnsanın yaratılmışların en şereflisi olduğuna güya inanır ve fakat inanmıyormuş gibi yaşarlar.

****

Onları yakınırken gördüğünüzde, kulak verince, insanların kötülüğünden,  acımasızlığından, güvenilmezliğinden, değer bilmezliğinden dem vurduklarını duyarsınız. Onları tanımazsanız, yaralı hikayelerini bilmezseniz ilişki kurmak için değer bilen, düşünceli, merhametli insanlara ihtiyaç duyduklarını sanabilirsiniz. Şefkatli bir insan bulduklarında sızlanmalarının sona ereceğine inanırsınız. Saygın bir ilişki, kadir bilen bir insan, insan onuruna yaraşır şartlar tam aradıkları şeymiş gibi bir izlenim bırakırlar insanlar üzerinde. Oysa temelde yatan bu söylemin tam tersidir…

Böyle insanlara haysiyetlerinin ayaklar altına alındığı şartlardan/ilişkilerden kurtulmaları için yardım etmeye kalktığınızda hevessiz olduklarını, ayak dirediklerini hatta size düşman kesildiklerini görürsünüz. Çünkü aslında yeni bir adım atmak, yeni bir hayat kurmak, kötü şartları kökten değiştirmek, o işten istifa etmek, o berbat ilişkiyi sona erdirmek, huzura ermek istemezler. Onlar “tekmesiz” yapamayacaklarını, yaşamak için tekme atacak birine muhtaç olduklarını gayet iyi bilirler.

****

Bu tip insanlar layıklarının okkalı bir tekme olduğuna yürekten inandıkları için hayatları boyunca beyaz atlı tekmecilerini arar dururlar… Tıpkı Dostoyevski’nin “köpeği” gibi ancak kendilerini tekmeleyecek insanları dikkate alırlar. Güçlü bir tekme önünde eğilir, zayıf bir tekmeyi ise asla bağışlamazlar. Tekme atanın takdir ettiği hayata, belirlediği sınırlara gönül rızasıyla katlanırlar.

Değer görmeye, saygı duyulmaya alışmamış, kendi değerinin farkında olmayan bu tip insanlar kendilerinden sonra en çok kendilerine değer verenlerden nefret ederler. Her neşe kırıntısını tekmeler, her kahkahayı susturmayı görev edinirler.

****

Kendinden nefret edenler, görüp görebileceğiniz en tehlikeli insan topluluklarından birini oluştururlar bana göre. Nietzsche, “Kedinden nefret eden insandan kaçın!” der. Ben ona şöyle bir ekleme yapıyorum: “Kendinden nefret eden insandan kaçın”, çünkü onun cehennemi tüm yakınlarının sığabileceği kadar büyüktür.”

****

Bu tip bir erkek ya da kadına, ilişkiniz içinde, umduğundan fazla değer/sevgi verdiğiniz takdirde; gözünden düşmeniz, itibarsızlaşmanız, değersizleşmeniz mukadderdir. Böyle bir tip hiçbir saygın muameleyi cezasız bırakmayacaktır. “Bu kişi düzgün biri olsaydı, benim gibi bir böceğe değer vermezdi!” diye düşünecektir. Çünkü bu tür kişiler kendilerini Kafka’nın Gregor Samsa’sı kadar insan kabul etmektedirler. Daha fazlası, daha iyisi ruhlarında hazımsızlığa yol açacaktır… Onu okşayın, elinizi kıracaktır; onu sevin, size ihanet edecektir; ona verin, nankörlük yapacaktır; onu yüceltin, sizi horlayacaktır… 

Yorumlar

(11)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

AHMED

8 Şubat 2020 08:22

Kaleminize sağlık Ali Osman Bey. Yazınızı okuyunca çok hayret ettim. Çok doğru tespitler. Tam bu anlatılanlara uygun , ailesinde sevgi görmemiş tanıdığım bir kadın eşinden boşandı. Hiç bir kişi ile diyolog kuramıyordu. Ona selam verenlere kızıyordu. Herkes onun düşmanıydı. İnsanları dünyanın en kötü yaratıkları olarak görüyordu.Ayrıca insanları kendinden uzaklaştırmak için sebepler buluyordu.

Mesut

8 Şubat 2020 00:41

Dostayevski nin bir müslüman türk düşmanı oldugu pek bilinmez ve içimizde bir sürü Dostayevski olduguda malum şöyle başımızı sol tarafa çevirince illet zillette birleştiklerini görüyoruz . İlker başbuğa gelince israilde başında kipa ile ağlama duvarında poz veren hangi israilin itiydi . Fetö abd cia itide 28 şubat darbesini ve diğerlerini yapan itler kimin itiydi 28 şubatçılar ile başbuğun fikri zikri bir farkı varmıki . Ne ilginç ki chp fötönğnde başbugunda avukatı yılmaz savunucusu . Demekki dostayevski nim içimizde çokça her yelpazeden köpekleri var çeşit çeşit .

NALBANT

7 Şubat 2020 21:42

Sayin yazar,yazinizda ele aldiginiz hayatin en acimasiz olgusu guncel tartisma konusu olan Ilker Basbug tiplemesine yuzde yuz oturmasa bile yuzde 99,999 oraninda uyuyor.Ve toplumun yarisini maalesef bu tipler olusturuyor ve daha da aci olani bunlardan kacis yok...

Ademoğlu

7 Şubat 2020 18:19

Ali abi Allah razı olsun..sıkı bir takipçinizim..Yazılarınızı durumumda paylaşıyorum..Allah zihninizi açık eylesin..Toplum sizin gibi yazarları hakediyor mu bilemem belki de topluma fazlasınız..Birçoklarımız zevkler diziler futbollar sosyalmedyadaki değişik fantaziler peşinde..Sizlerin yazıları inanıyorum ki insan gibi düşünenler edebi kalici

demekk ki

7 Şubat 2020 16:18

bu yazının ucu açık olmuş. okuyucu değişik yorumlayabilir. ancak. günümüzde kadının çalışmaya özendirilerek desteklendiğini çalışmayanların hiç sayıldığını görüyoruz. bu durum ailenin geleceğini dolayısıyla toplumun bozmak demektir. bu bilinçli olarak yapılıyor veya yaptırılıyor ki geleceğimiz karartılıyor. Çünkü çocuk 6 yaşına kadar ana kuzusudur. kendini ondan ayrı düşünemez. bu yaş gurubunda annesinden bir saat bile ayrılık onda ileride telafi olmayan tıravmalar oluşturur. yurt çocuklarında bunu çok bariz görürüz. çalışan anne çocuklarının çalışmayanlara göre daha akrasif daha sorunlu daha farklı olduğunu herkes görür.

Meltem

7 Şubat 2020 16:08

Ne yazık ki çevremde o kadar çok bu tip insanlar var ki. Nefis yazınızı okurken bunu fark ettim. Beni, kendimi ve çevremi yeni baştan düşünmeye sevk ettiniz. Sizin o köpeği şefkatle okşayan kişi olacağınızdan şüphem yok ama maalesef toplumun büyük kısmı tekmeyi yiyen ya da atanlardan olurdu. Yüreğinize sağlık.

orhan inan

7 Şubat 2020 15:52

GÜZEL BİR YAZI OLMUŞ.O KİTABI OKUMAMIŞTIM.ŞİMDİ OKUMAK GÖREV OLDU.ELİNİZE SAĞLIK.

Sezen

7 Şubat 2020 14:33

Yine harika yine çok sarsıcı bir yazı. Topluma ayna tutmak, insana ne olduğunu göstermek bu yaptığınız. Çok kıymetli bu yüzden. Son zamanlarda okuduğum en kaliteli, en sıradışı yazı. Uzun süre dönüp tekrar okuyacağım galiba. Aydınlanıyoruz sayenizde Ali bey...

Cabbar Cokkibar

7 Şubat 2020 13:03

Son zamanlarda okudugum en seckin kose yazilarindan biri.Ne kadar gercekci bir gozlemle yasamimizi bicimlendiren ve yasamimizdan bir turlu cikaramadigimiz icimizdeki gizli/acik ruh hastalarinin betimlemesini o kadar yalin bir sekilde yapmis ki yazar okuyucunun gozleri onunde bu tipler gecis toreni icin siraya diziliyorlar hemen.

hüda parlı metin p.

7 Şubat 2020 09:32

ÇOK GÜZEL.İNSAN PSİKOLOJİSİ VE İNSANI ÇÖZÜMLEMEYİ AMAÇ EDİNEN YAZILARA NE KADAR DA İHTİYACIMIZ VARDIR.MÜCAHİT MÜSLÜMANLARIN,İSLAM DAVASINI YÜKLENMİŞLERİN ENÇOK İHTİYAÇ DUYDUĞU ŞEY PSİKOLOJİ VEDİĞER İNSANİ BİLİMLERDİR.BU BİLİMLER SİYASET,SAĞLIK BİLGİSİ,ANTROPOLOJİ,TARİH VE SOSYOLOJİ GİBİ İNSANİ BİLİMLERDİR.

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle