--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Derin krizleri anlamamızı sağlayacak üç şey

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın

Dünyadaki tüm fenalıkların doğduğu üç şey nedir?

Bu soruya bugün, 2018’in Türkiye’sinde çok farklı cevaplar verilebilir.

Şu ara döviz kurundan canı sıkılan bir esnaf üç şeyden ilkinin “ABD” olduğunu söyleyebilir.

Bir Ak Partili, üç şeyden birinin “Faiz lobisi” olduğunu söyleyebilir rahatlıkla.

Bir CHP’li düşünmeden tüm fenalıkları doğuran tek şeyin AK Parti olduğunu iddia edip, buna inanabilir…

Bir emekliye sorsanız, bankomat kartı şifresinin unuttuğu üç rakamı olduğunu söyler belki. 

Bir genç, “tüm fenalıkların doğduğu üç şeyi” Instagram, facebook veya YouTube’a girememek şeklinde tarif edebilir…

****

Ama Gazzali bu soruya, sadece ekonomist, siyasetçi veya sosyal medya bağımlısı gençlerin değil, herkesin üzerinde düşünmesi gereken bir cevapla karşılık  verir.

Öyle bir cevap ki, iktisatla insan psikolojisi ilişkisini irdeleyen Erich Formm, Elton Mayo, John T. Dunlop gibi yazarların geniş külliyatlarını bir süreliğine bir kenara itip düşünmenize neden olabilir.

Hele de döviz kuru bizi çökertir mi, ekonomimiz çok güçlü mü gibi sorular beyin tırmalıyorken ilaç gibi gelebilir. 

Çünkü toplumlarda görülen çöküşü olabilecek en rafine şekilde temellendirir… 

“Dünyadaki tüm fenalıkları doğuran üç şey” der, Gazzali,

“Haksız kazanç, gerekli yere harcamama ve gereksiz yere harcamadır.”

****

“Haksız kazancı” ele alalım mesela…

Haksız kazancın olduğu yerde, ehliyet ve liyakatin olamayacağını söyleyebiliriz değil mi?

Haksız kazancın olduğu yerde rüşvet, adam kayırma, torpil olması kaçınılmaz diye düşünürüz. Bir yerde haksız kazanç varsa orada adaletin aksadığına, kuralların yeterince işlemediğine; insan onuruna, emeğine gereken değerin verilmediğine hükmedebiliriz değil mi?

Birileri haksız kazanç sağlıyorlarsa, birileri de hakları olduğu halde kazanamıyorlardır o halde.

****

“Gerekli yere harcamama…”

Sokrates olsaydı bu ifadeye “Parayı harcamak için en doğru yer neresidir?” sorusuyla karşılık verirdi belki…

İnsanın emek ve zamanı karşılığında değiş tokuş ettiği para denen “şey” elbette insan hayatı için en verimli, en akıllıca alanlara harcanmalıdır.  

Bilgiye mesela… Doğru temeller üzerinde yükselen, doğru amaçlara hizmet eden eğitime… Öyle ki harcanan bu parayla yeni nesiller kendilerini doğrunun, hayrın yolunu açacak şekilde donatılabilsinler. Bu sayede her alanda doğru değerlerle yetişmiş, fazilet sahibi insanlar toplumda söz sahibi olabilsinler. Bilginin kıymet görmesi, bilgeliğin saygı uyandırması için en büyük yatırım belki de bu alana yapılmalıdır.      

Üretime sonra…

İnsanların kişisel saadetleri ve toplumların refahı için üretime harcanmalı para.

Sadece ekonomik bağımlılıklardan kurutulmak amacıyla değil, insanlık için faydalı olabilmek adına…

Ve hayra tabii…Para yetime, öksüze, engelliye ve düşkünlerin acil ihtiyaçlarına harcanmalı…

“Gereksiz yere harcama”

Gıda, teknoloji ve giyim türünde yılda 214 milyar lirayı israf eden, günde 6 saat televizyon izleyen, bir o kadar da internette vakit geçiren, sırf satın aldıklarıyla caka satmak için sosyal medya kullanan bir toplumda “gereksiz yere harcamayı” izaha gerek var mı?

Zenginiyle yoksuluyla gereksiz harcamayı bir güç gösterisi olarak gören, onun altında yatan görgüsüzlükten mesut olan insanların yaşadığı toplumumuzun “gereksiz harcama” dersinden geçebilmesi hiç mümkün görünmüyor. “Gereksiz harcama” kişisel varlıklarımızı boşa harcamak olduğu kadar kamu kaynaklarını gereksiz yere harcamak da olabilir…Bu o kadar önemlidir ki bu yolla kişisel servetler erir, ülke zenginlikleri yok olur, insan ve toplumlar yoksulluğa maruz kalırlar. 

****

Gazzali yaptığı bu tespitle insan ve toplum üzerine düşünenler için gözlemlere dayalı bir düşünce zemini inşa ediyor. 

Başka türlü düşünüyor olabiliriz, Gazzali’ye katılmıyor da olabiliriz ama ne olursa olsun ortada duran formülü sonuçlarını görmek için; hayatımız, toplumumuz ve tanık olduğumuz diğer dünya toplumları üzerinde, hiç değilse bir kereliğine deneyebiliriz.

Çöken veya çökmekte olan toplumlarda bu üç tespitten hangileri daha fazla ön plana çıkıyordu acaba diye üstüne düşünebiliriz. 

Haksız kazanç, torpil ve liyakatsizliğin alt gelir guruplarında doğurduğu hıncın toplumların çürümesinde ne kadar etkisi olduğunu anlamaya çalışabiliriz.

Zayıf ve daima başkalarını suçlayan, gösteriş meraklısı toplumlarda paranın bilgi ve üretim için harcanmak yerine betona, konfora, eğlenceye sarf edilmesinin Gazzali’nin söyledikleriyle bir ilintisi olup olmadığını düşünmek dizi izlemek yerine yapılacak iyi bir zihin egzersizi olabilir.

****  

Karl Marx’tan 750 ve bizden tam 900 yıl önce Gazzali bu hususları enine boyuna düşündü ve bu saydığımız nedenlerin, tüm bireysel-toplumsal fenalık, kötülük ve utançların kaynağı olduğu sonucuna vardı. Bu hastalıklara yakalanan insan ya da toplumların hiç de uzak olmayan bir zamanda başlarına gelecek fenalıklarla ilgili mütevazı bir uyarıda bulunmaya çalıştı. Zaman “haksız kazanca meyleden, gerekli yere harcamayan ve gereksiz yere harcayan” pek çok toplumun, tersini iddia ettikleri halde adım adım bir çözülmeye doğru gitmekten kurtulamadıklarını kaydetti. Bu kayıt, Gazzali gibi gerçekleri öngören nice kişilerin haklılığını tekrar tekrar ispat etti. Dikkate alıp almamak, başınıza gelenleri sadece başkalarının hatalarına, kötü niyetlerine yorup yormamak, sizin bileceğiniz bir iş…

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle